Images

Gülümse, Odaklan, Değiştir

Şu ana kadar anlamış olduğunuz gibi G.O.D. Gülümse, Odaklan, Değiştir anlamına gelmektedir.
   Size gereken üç basit cümledir (gülümse - odaklan - değiştir) hayat aslında bu kadar BASİTtir. Dikkat edin KOLAY demedim, basit dedim. Eğer oyunu kurallarına göre oynamıyorsanız, oyun oldukça ZOR bir hal alabilir. Kendinizi son derece kolay kapana kısılmış bir fare gibi hissedebilirsiniz.G.O.D. sistemi sizin kapandaki fare gibi aynı tekerleğin içinde dönüp durmanızı durdurmak için tasarlanmıştır.



Bakın hayat nasıl çalışır,

İlk olarak EGO oyunun ilk anından son anına kadar oyunun içindedir. Ego'nun işi elinden her geldiğinde bu oyunu yönetmektir. Ego oyunu yönettiği sürece sizler etrafınızda olup biteni "aynı filmi tekrar tekrar seyrediyormuşçasına" gözlemlemeye başlarsınız.

- Sürekli parasızlık, arada para gelse bile hemen gider. İki yakanız bir türlü bir araya gelmez.
- Sevgililerinizle hep aynı tür sorunlar yaşayıp durursunuz. Sonunda uzun yıllar sonra "üff bıktım bu heriflerden hepsi aynı bok" demeniz çok normal.
- Ailenizle hep aynı konularda problem yaşarsınız. Size göre suçlu onlar. Acaba gerçekten öyle mi???
- Kendinize güveniniz yoktur. Sürekli başka insanların sizi ONAYLAMASI ihtiyacı duyarsınız. Bir gün her şey harika giderken iki gün sonra birden her şey üstünüze üstünüze gelmeye başlar.
- Olan şu.. Ego size aynı filmi tekrar tekrar seyrettiriyor.
- Gelin size kendi hayatımdan bir örnek ile ne demek istediğimi daha basit bir şekilde anlatayım.


   İlk ciddi ilişkim sanırım 1989 yılında olmuştu. Yaklaşık iki yada üç ay sürdü ama sanki sonsuza kadar sürecek gibi gelmişti. (Hepiniz bu duyguyu bilirsiniz, ilk ilişkiler işte) üç ay kadar sonra ilişki kızın beni aldatması ile sona erdi. "Hah dedim" içimden "Kadınlar güvenilmez yaratıklar işte". Üç dört yıl kadar pek ciddi bir ilişkim olmadı ve dört yıl sonra yine ciddi bir ilişkiye girdim ve bu sefer yaklaşık bir yıl sürdü. Harika başlayan ilişki kıskançlık sebepleri ile fırtınalı bir şekilde sona erdi. (Her iki tarafta da kıskançlık vardı)
   Sonra, yaklaşık on iki yıl boyunca birbirinden beter ilişkilere girdim çıktım. yanlış anlamayın o zamanlar hepsi çok keyifli idi ama hepsinin sonu benim için hüsrandı. Hatta hayatımda bir dönem sırf acı çekmeyeyim diye sadece iki üç haftalık ilişkiler yaşamaya başladım. İlk iki haftanın sonunda ya bir kavga patlar ve ben ayrılırdım ya da canım sıkılır ve ayrılırdım ya da bana dayanamayıp onlar beni terk ederdi.
     Şu an ki sevgilimle tanışana kadar.    Tanıştıktan hemen sonra aynı senaryo tekrar yaşanmaya başladı, son derece keyifli geçen iki üç haftanın ardından birden bire benim KISKANÇLIK damarım kabarmaya başladı. "Neredesin, niye telefona cevap vermedin, o yanında ki kimdi, niye bu oğlanla her iki günde bir görüşüyorsun," diye başlayan sorular beni inanılmaz bir kıskançlığın pençesine atıverdi. Tam ben aynı senaryoyu yine yaşamak üzereydim, yani büyük bir sinirle kız arkadaşımdan ayrılmak istiyordum. Görünen neden tabii ki "kıskançlık" değildi. Kendi kendime uydurduğum bir sürü sebep vardı ama bunların hiç birine kabul etmek istemiyordum. Sizde istemiyorsunuz. Neyse tam o sırada benim hayat koçum olan Darel'a konuyu açtım ve bana bazı sorular sormaya başladı, neler hissettiğime ve bu tip duyguları ilk ne zaman hissettiğime dair.
   Verdiğim cevaplar sonunda ortaya çıkan şey yüzünden iki gün uyku uyuyamadım. Bakın ne sonuca ulaşmıştık.
    Darel'ın yardımı ile çocukluğuma ait bir anı yakaladım. hani şu çok net hatırladığınız ama neden hatırladığınızı bir türlü anlayamadığınız anılar vardır ya, işte onlardan biri.
    Beş yada en fazla altı yaşımdaydım. Annem, ben, annemin bir arkadaşı ve onun benim yaşımda oğlu Florida'da tatil yapıyorduk. Hatırladığım sahnede dördümüz birden denizden çıkmış eve doğru yürürken ben bir yandan da annemin hazırlamış olduğu domatesli, peynirli ekmeği yemeğe çalışıyordum. Ekmek kafamdan büyük olduğu için domatesler habire yere dökülüyordu. Annem bana baktı ve "Bak eğer elimi bırakır ve ekmeğini iki elinle tutarsan daha rahat yersin" dedi. Bende annemin dediğini yaptım. Bundan sonrası tıpkı bir film gibi ağır çekimde aklımda kalmış. Annem benim elimi bırakıp sağ elinde ki çantasını sol eline alıyor veeeeee sağ eli ile diğer çocuğun elini tutuyor.
    İŞTE TAM BU NOKTADA BEN BİR KARAR ALDIM "KADINLARA SAKIN GÜVENME, EĞER ELLERİNİ BIRAKIRSAN GİDİP BAŞKA BİR ERKEĞİN ELİNDEN TUTACAKLAR"
       Gerisi zaten hikaye. Ben bu kararı alıp, buna inandıktan sonra EVREN bana istediğimi vermek zorunda. Sonra hayatımın her döneminde hayatıma BU VERDİĞİM KARARA UYACAK TÜRDEN kadınlar çektim durdum.
    Bir yıl kadar sonra verdiğim kararın ilk meyvelerini toplamaya başlamıştım. Sanırım yedi yaşımda falandım. Canım kadar sevdiğim kuzenim Gürhan her hafta sonu olduğu gibi o cuma akşamında bizde kalmaya gelmişti.  Annem bize "Ben şimdi alışverişe çıkıyorum, siz anneanne ile uslu uslu oturun, geldiğimde sizi sinemaya götüreceğim" dedi. Gitmeye niyetlendiğimiz film "Yıldız Savaşları" idi. İkimizde çok heyecanlanmıştık. Kuzenim benden altı yaş büyük olduğu için daha sakindi, ama ben ona "Hadi oturma odasını uzay gemisi haline çevirelim" dediğinde aramızdaki yaş farkı birden sıfıra indi. Oturma odası artık bir uzay gemisi idi. Annemin kristal vazoları da ellerimize eldiven gibi geçirdiğimiz lazer silahları.
      İlerleyen saatlerde annem eve geldi. En çok kristal vazoya mı kızdı yoksa evdeki flüoresan lambaları çıplak kablolarla prize takıp sigortaları attırdığıma mı kızdı bilemiyorum ama eve gelip manzarayı gördüğünde aynı yıldız savaşları filminde ki maskeli adam gibi soluyordu. Gırtlağından.
      Olayın benim başımın altından çıktığını öğrenince "Sen anne anne ile evde kalıyorsun ben Gürhan'ı sinemaya götürüyorum" dedi. Yanlış anlamayın rahmetli çok yumuşak bir kadındı hiç öyle bağırması çağırması yoktu, bana eli bile kalkmamıştır. Ama kristal vazolarını çok severdi.

İŞTE O NOKTADA BİR SENE ÖNCE ALDIĞIM KARARI PEKİŞTİRMİŞ VE BİRDE YENİSİNİ EKLEMİŞTİM "SEVDİĞİN KADINI ÜZERSEN SENİ BIRAKIR VE BAŞKA BİR ERKEĞİ SEÇER"
     Sonraki yirmi küsur senemi birlikte olduğum kadınların ellerini bırakmamaya çalışıp ve ayrıca onları her türlü hokkabazlıkla memnun etmekle geçirdim. İçinizde bunu okuyan bayanlarında fark ettiği gibi, böyle bir erkeğe kimse iki aydan fazla katlanamaz. halk arasından bize YALAKA denir.
     Ee dedim DAREL'a "Ne olduğunu anladık ama şimdi nolcek? Ben yalnız mı ölücem yani" işte bu noktada EGO'nun dilini çok iyi anlamanız, sizin yıllar önce verdiğiniz kararın bugün yaşadıklarınızı nasıl yönettiğini anlamanız lazım. Yani ego ile aynı dili konuşmanız lazım. Darel bana sadece bu kararı yeniden almam gerektiğini öğretti ve hayat koçum olarak bana bu konuda yardımcı oldu.
    Altı ay sonra,
    Hala kız arkadaşımla birlikte idim ve kendisi bir workshop yapmak üzere ESKİ SEVGİLİSİNİN sahibi olduğu bir merkeze gitti. Ve bu benim için en ufak bir sorun bile yaratmadı. Altı ay içinde bambaşka bir insan oldum çıktım. Hatta şaka ile karışık arada bir bana "bak ara sıra kıskanmazsan olmaz, çeker giderim" bile der.
    Üç yıl geçti, 2008 yılında evlenmeyi planlıyoruz.
    Eğer benim gibi kıskançlıktan ölecek gibi bir adam bunu değiştirebildi ise, siz rahat rahat yaparsınız.
    G.O.D. sistemi sadece ilişkilerde değil her alanda kullanabileceğiniz bir yöntem. Şu an hayatınızda istemediğiniz her ne varsa bunlar, YILLAR ÖNCE ALDIĞINIZ KARARLARIN MEYVESİ. Birlikte yapacağımız bu hikayeleri bulmak ve onları yeniden yazmak. Zaten bir iki hikayenizi yeniden yamayı öğrendikten sonra bana ihtiyacınız bile kalmayacak.
    Benim bu sisteme hayran olduğum yegâne nokta işte bu.
   Sizi bana bağlı kılmak üzerine değil, kısa bir süre içinde kendi kendinizin hayat koçu olmasını sağlamak üzerine kurulmuş bir sistem.

Aykut Oğut


0 yorum: