ADAM VE KELEBEK
Evvel zaman içinde, çok sıcak bir yaz gününde, uzun bir yolculuğa çıkmış iki yorgun adam, dinlenmeye karar verdikleri bir nehir kenarına varır. Diğeri onu seyrederken birkaç dakika sonra uykuya dalan gencin ağzı açılır. Aralanmış dudaklarının arasından küçük bir yaratığın, gözlerin şimdiye kadar gördüğü en güzel kelebeğin çıktığını söyleyecek olsam inanır mısınız?
 Kelebek nehrin üzerindeki küçük bir kara parçasına süzülür  ve bulduğu bir çiçeğin nektarını içmeye başlar. Sonra ufacık kara parçasının (ki ona devasa büyüklükte görünüyor olmalı) etrafında güneşin ve hafif esen rüzgarın tadını çıkarırcasına  dolanıp durur. Biraz sonra kendi cinsinde bir kelebekle karşılaşıp kur yaparcasına birlikte uçuşarak dans ederler.
İlk kelebek uçarak tekrar bir dalın üzerine konar. Bir-iki dakika sonra, parlak çimenlerin üzerinde yatan büyük bir hayvanın üzerinde uçuşan çeşitli böceklerin arasına katılır…Aradan biraz zaman geçer.
Uyanık olan avare seyyah nehirdeki küçük adacığa doğru bir taş fırlatır; suda oluşan dalgalardan sıçrayan bir damla, kelebeğe isabet eder. Kelebek ilk anda düşecek gibi olur; fakat zorlukla da olsa üzerindeki damlayı silkeleyerek kanatlarını çırpar ve havalanır.
Son süratle çırptığı kanatlarıyla uyuyan seyyahın ağzına doğru uçar. Seyyah, yerden aldığı yaprağı arkadaşının yüzüne tutarak merakla minik yaratığın neler yapacağını seyre koyulur.
Kelebek, dehşet içinde defalarca engelin üzerine atılır: Uykudaki seyyah homurdanır.
Kelebeğe işkence yapan seyyahın elindeki yaprağı bırakmasıyla birlikte minik yaratık kendini açık dudakların arasından içeriye zor atar. Kelebeğin içeri dalmasıyla birlikte uyuyan seyyah uyanır ve silkelenerek oturur.
Arkadaşına:
“Biraz evvel çok korkunç bir şey yaşadım, kabus gördüm. Sakin ve huzurlu bir kalede yaşıyordum fakat sıkılıp etrafı keşfetmek istedim ve dışarı çıktım.
Rüyamda sihirli bir şekilde uzak diyarlardaki keyifli ve zevkli bir memlekete gittim. Tanrıların içeceğinden kana kana içtim. İnanılmaz güzellikteki  bir kadınla tanıştım ve dans ettik, kendimi sonsuz sıcaklığın kollarına bıraktım. Her biri başka diyarlardan, farklı yaşlarda ve özellikte birçok arkadaş edindim ve birlikte çok keyifli zamanlar geçirdik. Keder de vardı ama sadece var olmanın ne kadar güzel olduğunu vurguluyordu sanki.
Hayat yıllarca böyle sürüp gitti. Sonra birden, hiç tahmin etmediğimiz bir felaket oldu; devasa dalgalar karaya vurdu. Dalgaya yakalandım ve  neredeyse boğuluyordum. Kendimi kaleye geri dönüş yolunda buldum, sanki uçarcasına kaçıyordum; fakat kapısına vardığımda içeri  giremedim. Dev bir yaratık, büyük yeşil bir kapı ile girişi engellemişti. Defalarca kapıyı omuzladım ama nafile.
Birdenbire, tam öleceğimi zannettiğim bir anda büyüleri çözmeye yarayan sihirli kelimeleri hatırladım. Sihirli kelimeyi söyler söylemez büyük yeşil kapı rüzgardan savrulan bir yaprak gibi düştü ve hayatımın geri kalanını güven içinde yaşayabileceğim evime geri döndüm. Fakat o kadar çok korktum ki, uyanmışım”
İdris Şah der ki: “Tahmin edeceğiniz gibi kelebeğin siz olduğu SÖYLENİR. Kara parçası dünyanın kendisidir. Hoşunuza giden-ve gitmeyenler- nadiren düşündüğünüzü sandığınız şeylerdir. Artık gitme vaktiniz gelmiş olsa da (ya da gideceğinizi düşündüğünüzde) gördüğünüz sadece çarpıtılmış gerçeklerdir ve bundan dolayı da sorunuz cevaplanamaz. Fakat “kelebeğin” ötesinde “uyuyan adam” var. İkisinin ötesindeyse Gerçek var. Doğru fırsatlar tanındığında “kelebek” bunların ötesine bakmayı öğrenebilir. Nereden geldiğine; “uyuyan adamın” doğasına ve tabii ki bu ikisinin ötesinde ne olduğuna.
http://holyharmony.wordpress.com/