Toplam Özgürlüğün On Anahtarı

Gary: Eğer bir yapı varsa ve onunla iletişim kurabiliyorsanız, o zaman onun hiçbir önemi yoktur. Başkası için olmasa da sizin için biçimi şekillendirilebilir veya değişebilir.

Gary’nin bu sözü, bir durumu değişmez ve dokunulmaz kabul etmek yerine onunla ilişki kurma ve başka türlü ele alma ihtimaline işaret ediyor. Toplam özgürlük de burada, her koşulu kontrol etmekten çok, içinde bulunduğunuz durumda hangi seçimlere sahip olduğunuzu fark etmekle başlıyor.

Karşılaştığımız düşüncelerden biri zorunluluk fikridir. Bir şeyin zorunlu olduğuna karar verdiğinizde, başka seçeneğiniz olmadığına da inanırsınız. Seçenek göremediğinizde ise öfke ve içerleme ortaya çıkabilir. Gary’nin anlatımında insanlar bu öfkeyi farklı biçimlerde yaşar: Kimi bedeninde bir kilitlenme hisseder, kimi kendini zihinsel olarak yavaşlatır ya da katılaştırır; kimi de duygusal olarak dağılmış hisseder. Buradaki vurgu, öfkenin ve zorunluluk duygusunun kişide nasıl bir ağırlığa dönüşebildiğidir.

toplam özgürlük

Zorunluluk ve seçim arasındaki fark

Bir işi “Bunu yapmak zorundayım” diye tanımladığınızda, seçenekleri görmeden hareket etmeniz kolaylaşır. Oysa zorunluluk gibi görünen bir durumun içinde de nasıl davranacağınıza, neye katkı sunacağınıza ve durumu nasıl ele alacağınıza dair seçimler bulunabilir. Bu, sorumlulukları yok saymak ya da her şeyin kolay olduğunu iddia etmek değildir. Önemli olan, yapılacak işi inkâr etmeden, onu hangi bakış açısından ve hangi tercihle yaptığınızı fark etmektir.

Özgürlük ve seçim arasındaki ilişki de bu farkta belirginleşir: Seçim, her koşulun istediğiniz gibi olacağı anlamına gelmez; elinizdeki imkânları ve kendi katkınızı görmenize alan açar. “Bu zorunlu. Olması gereken bu. Yapmam gereken bu” dediğinizde, sanki tek bir yol varmış gibi düşünebilirsiniz. Seçeneklerinizi araştırdığınızda ise durumla kurduğunuz ilişki değişebilir.

Bu noktada kendinize şu soruları sorabilirsiniz: “Başka ne mümkün? Hangi seçimlerim var? Başka hangi katkılar var? Tüm bunları değiştirecek hangi soru olabilirim veya alabilirim?” Bu sorular hazır bir cevap vermek yerine, gözden kaçırdığınız olasılıkları fark etmenize yardımcı olur. Hayatta seçim yapmanın önemi de yalnızca büyük kararlarla sınırlı değildir; sıradan bir işi hangi düşünceyle üstlendiğinizi fark etmek de yeni bir bakış açısı sunabilir.

Bizi içinde bulunduğumuz gerçekliğin biçimi ve anlamı içinde tutan şeylerden biri, başka seçeneğimiz olmadığı düşüncesidir. “Bunu yapmak zorundayım; çünkü yapmam gerekiyor” diye düşündüğümüzde, seçimin varlığını kendimizden saklayabiliriz. Bu bakış açısında toplam özgürlük, her şeyi istediğiniz gibi yapmak değil; alışkanlıkla zorunluluk dediğiniz yerde kendi seçiminizi de görebilmektir.

Günlük sorumluluklarda seçimi fark etmek

Aileyle ilgili sorumluluklar buna tanıdık bir örnektir. Ailenizin bir üyesi olduğunuz için bazı şeyleri yapmak zorunda olduğunuzu düşünebilirsiniz. Gary ve Dain’in yaklaşımında ise burada da bir seçimden söz edilir: Uzun zaman önce o ailenin parçası olmayı seçmiş, şimdi de bazı davranışları sürdürmeyi seçiyor olabilirsiniz. Bu hatırlatma, aileye ilişkin sorumlulukları önemsizleştirmek için değil, onları yalnızca kaçınılmaz bir yük gibi görüp görmediğinizi sorgulamak içindir.

Başka seçeneğiniz olduğunu fark etmek, her zaman kolay olanı seçmek demek değildir. Ancak kendiniz için kolay olabilecek bir yolu sırf başkalarının değişmesini beklediğiniz için reddedip reddetmediğinizi görebilirsiniz. “Bu tercihi neden yapıyorum?” diye sormak, kararınızın arkasındaki beklentiyi ve kendi katkınızı ayırt etmenize yardımcı olur. Seçim yaparak özgürleşmek, tam da bu farkındalıkla, otomatik bir zorunluluk hissinden çıkıp kararınıza yeniden bakabilmek anlamına gelir.

İçerlemeyi bir seçim sorusuna dönüştürmek

Dain: Kendinizi bir şeye içerlerken bulduğunuzda, “Bunu yaratan kaç tane zorunluluk var?” diye sorabilir ve POD ile POC’yi kullanabilirsiniz. Yavaşladığınızı ya da işleri berbat ettiğinizi fark ettiğinizde de “Bunu yaparken kaç tane zorunluluğum var?” sorusunu yöneltebilirsiniz. Dain’in önerisi, bu zorunlulukları ve onlara bağlı yaratımları iptal etmeyi; ardından duruma yeniden bakmayı içerir.

Ardından kendinize, “Bir dakika. Aslında bunu yapmak için bir seçim yapıyorum. Bu bir zorunluluk değil. Bunu yapmak için bir seçim yapıyorum” diye hatırlatabilirsiniz. Buradaki amaç, hissettiğiniz içerlemeyi yok saymak değildir. Onu fark edip, “Başka seçeneğim yok” düşüncesinin gerçekten tek açıklama olup olmadığını sorgulamaktır. Zorunluluk ve seçim arasındaki farkı görmek, kendi kararınızla kurduğunuz ilişkiyi değiştirebilir.

Bir seçimin içerlemeyi değiştirdiği an

Dain’in anlattığı kişisel örnekte, yazmak istediği yazılar vardır. Gary ile şehirden ayrılacakları gün, ertesi günün programı tamamen doludur ve yapılması gereken daha pek çok iş vardır. Gary, “Kitap üzerinde çalışmak için editörle buluşacağım. Sen de gelmek ister misin?” diye sorar.

Dain, daha önce bu teklife, yapması gereken çok şey olduğu için kızgınlıkla yaklaşabileceğini söyler. Bu kez “Evet” der ve kararıyla ilişkisini başka türlü kurar: “Bu benim yaptığım bir seçim. Bunu yapmak herkes için daha büyük bir geleceğe katkıda bulunacaktır.” Aynı koşullar ortadan kalkmamıştır; yapılacak işler yine vardır. Değişen, Dain’in bu buluşmaya yalnızca mecbur kaldığını düşünmek yerine kendi seçimini ve bu seçimin katkısını görmesidir.

Hiçbir zorunluluğun olmadığını anlamak, bugüne kadar içerlediğiniz durumlara yeniden bakmanızı sağlayabilir. Kendinize “Başka ne mümkün?” diye sormak, her şeyin hemen değişeceğini garanti etmez; fakat başka bir seçeneğin farkına varmanız için alan açar. Gary Douglas ve Dain Heer’in bu yaklaşımında özgürleşme, çoğu zaman tam da “mecburum” dediğiniz yerde kendi seçiminizi görmeye başlamakla ilgilidir.

Toplam Özgürlüğün 10 Anahtarı

Gary Douglas – Dain HEER

toplam özgürlük

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir