Kelebekleri Özgürleştirmek: Değersizlik İnancı

Değersizlik Duygusu ve Değersizlik İnancı

Yapmış olduğum bir danışmanlık çalışmasını paylaşmak istiyorum. Bir kadın takipçim internet sitem üzerinden bana ulaşıp yardım istedi. Öncelikle konu hakkında temel bilgi edinmesi için kendisini sitemdeki Bilinçaltı Kayıt Temizleme Rehberi yazısına yönlendirdim. Kişinin gerçekte ne istediği konusunda netleşmesini önemli buluyorum. Bilinçaltı işleyişine dair temel bilgilerin, çalışma sırasında doğru noktalara ulaşmaya yardımcı olabileceğini; kişinin anlatılanları daha kolay anlamasını ve değerlendirmesini sağlayabileceğini düşünüyorum.

Yazılarımı okuduğunu ve özel çalışma yapmak istediğini belirtti. Ön görüşmemizde öncelikle problemini anlamaya çalıştım. Kendisine, “Şu anda hayatınızda sizi rahatsız eden ne var?”, “Hayatınızda değiştirmek istediğiniz şey nedir?” ve “Ne istiyorsunuz?” sorularını yönelttim. Çünkü yaşananları konuşmadan önce kişinin kendi ihtiyacını ve üzerinde çalışmak istediği konuyu tarif etmesi önemliydi.

Düşük Benlik Saygısı ve Kendini Değersiz Hissetme

Ben de uzun süre benzer bir durum yaşadım. Kendi değerimi ve seviyemi düşük gördüğüm için insanların beni kabul etmeyeceğini, dışlayacağını düşünüyordum. Onların beni kabul etmesini bekliyordum. Oysa sorunun önemli bir parçası, kendimi daha en baştan kabul edilmez biri olarak görmemdi. Başkalarının beni dışladığını sanırken, kendi değer yargılarım ve kendimden beklediğim kişi olmaya dair katı dayatmalarım yüzünden kendimi dışlıyordum.

Bu yargılar kendimi yetersiz görmeme, suçlamama ve küçümsememe yol açıyordu. Kendimi kabul edilmez ilan ettiğimde, hissettiğim dışlanmayı başka birinin benim yerime çözmesi mümkün olmuyordu. Bu durum, kendini bir kafese koyup kapısını kilitledikten sonra anahtarı cebinde tutarak başkalarından kapıyı açmalarını istemeye benziyordu. Kendimi dışlayan bendim; diğer insanların bunun farkında olmadığını düşünmeden, beni kabul etmedikleri için onlara öfkeleniyordum. Mağduriyet içindeydim ve kurban rolünü üstleniyordum.

Bu örnek, kendini değersiz hissetme nedenleri üzerine düşünürken yalnızca dışarıda yaşananlara değil, kişinin kendisi hakkında kurduğu iç anlatıya da bakmanın önemini gösteriyor. Benim deneyimimde beklentilerimi açıkça ifade edememek, kabul edilmeme korkusu ve kendimi başkalarından aşağıda görmek bu anlatının parçalarıydı. Bir olayın kendisi kadar, o olaya verdiğimiz anlam da kendimize bakışımızı etkileyebiliyor.

Bu konuları konuştuktan sonra kendisinden, ne istediğini beş duyusunu da katarak imgelemesini ve bu sırada hissettiği olumsuz duyguları not etmesini istedim. Akşamki görüşmemizde takıldığı noktaları anlattı. Farkına varılmamak, tercih edilmemek, dikkate alınmamak, dışlanmak, önemsenmemek, duyulmamak ve yalnız kalmak temaları öne çıkıyordu.

Bunlar, onun kendini değersiz görmesiyle bağlantılıydı. Bu durumu paylaştığımda, günlük yaşamında da benzer deneyimler yaşadığını söyledi. Bir işi için gittiği yerde başkalarının işleri çabucak halledilirken kendisinin sürekli bekletildiğini ve kendisine saygı gösterilmediğini düşünüyordu. Çalışmada üzerinde duracağımız konu belirginleşmişti: Kendini nasıl gördüğü ve yaşadıklarına hangi anlamı verdiği. Benim o dönemdeki yorumum, kendisine dair değersizlik algısının çevresindeki davranışları yorumlama biçimini de etkilediği yönündeydi.

Değersizlik İnancı Nasıl Oluşur? Regresyon Çalışması

Regresyon çalışmasına geçtik. Gevşeme ve transa geçme telkinlerinin ardından, üzerinde durduğumuz duyguya odaklanmasını ve bu duyguyu yoğun biçimde hissetmesini istedim. Duygu yoğunlaştığında midesinde ağrı hissettiğini söyledi. Bunu çalışmada önemli bir işaret olarak değerlendirdim; mideyle ilgili yorumum, yaşadıklarını hazmedememe duygusuyla bağlantılıydı.

Ardından geçmişine doğru bir yolculuğa başladık. İlk sahnede çocukluğunda bir kiraz bahçesindeydi. Oyun oynamak isterken annesi kiraz toplaması için ısrar ediyor, sonunda da onu dövüyordu.

Duyguların kaynağının yalnızca bu sahne olup olmadığını anlamak için yeniden çalıştık. Bu kez kendisini çok küçükken annesinin kucağında, bir hamamda gördü. Annesi başka bir kadınla konuşuyordu. Dikkatini kurnadaki suyun sıcaklığı çekmişti; suyun çok sıcak olduğunu annesine anlatmak istiyordu ama annesi konuşmaya devam ettiği için onu duymuyordu. Annesi suyun sıcaklığına dikkat etmeden ayaklarını suya sokuyor, ayakları yanınca çocuk ağlıyordu. Bu sahneyi anlatırken duygusu yoğunlaştı ve hafifçe ağlamaya başladı.

Hissettiği korkunun kaynağını anlamak için devam ettiğimizde, bu kez kendisini soba bulunan bir odada gördü. Babası televizyon izlerken kendisi emekleyerek sobanın altına giriyor ve kül yiyordu. Yanma riski olmasına rağmen babasının onu fark etmediğini gördü. Sonrasında babasının kendisini salıncakta salladığını, ancak dikkat edilmediği için salıncaktan düştüğünü anlattı.

Anlattığı sahnelerin ortak duygusu, duyulmamak, dikkate alınmamak, önemsenmemek ve değer görmemekti. “Başka bir konu var mı?” diye sorduğumda bu kez doğum anına gitti. Babasının kız çocuğu olduğu için yüzünü ekşittiğini ve onu istemediğini gördüğünü anlattı. Son bir kez daha kontrol ettiğimizde başka bir sahneye gitmedi. Böylece çalışmada tekrar eden ana temayı belirlemiştik. Bu, danışanın çalışma sırasında anlattığı deneyimdi; geçmişe dair sahneleri kesin bir kanıt gibi değil, onun yaşantısına verdiği anlam çerçevesinde ele aldık.

Değersizlik inancı nasıl oluşur sorusuna bu anlatı içinde baktığımızda, kişinin kendisini duymayan ya da önemsemeyen bir çevrede yaşadığına dair anılarının bugünkü kendilik algısıyla nasıl birleşebildiğini görüyorduk. Çalışmada sıradaki adım, bu sahnelere yüklenen anlamlar üzerinde durmak ve anne-babaya yönelik öfke ile kızgınlığı ifade etmekti. Bu, benim yürüttüğüm çalışmanın yaklaşımıydı; herkesin deneyiminin ve ihtiyacının aynı olacağını varsaymıyorum.

Ortada iki sandalye bulunan, beyaz duvarlı bir oda imgelemesini istedim. Sandalyelerden birine kendisinin, diğerine annesinin oturduğunu hayal etmesini söyledim. Geçmişte yaşadıklarından dolayı annesine duyduğu öfkeyi ifade edebileceğini anlattım: “Anne, hamamda ayağımı yaktığın için sana öfkeliyim” ya da “Ben oyun oynamak isterken beni dövdüğün için sana öfkeliyim” gibi sözler söyleyebilirdi. İçinden ne geliyorsa ifade etmesini istedim.

Daha önce karşı gelemediği birine, üstelik bir başkasının yanında duygularını söylemek kolay değildi. Yine de annesine yönelik öfkesini dile getirdi. Sözleri bittiğinde annesinin yüzüne bakmasını ve onun ne söylediğini görmesini istedim. Annesini üzgün ve çaresiz gördüğünü anlattı. “Söylenecek başka sözün var mı?” diye sordum; olmadığını söyledi. “Annene karşı affetmeye hazır mısın?” dediğimde derin bir nefes aldı ve affedebileceğini belirtti. Ardından annesine sarıldığını ve onu serbest bıraktığını imgeledi.

Sonra diğer sandalyeye babasını oturtmasını ve benzer biçimde onunla konuşmasını istedim. Babasıyla karşılaşmakta zorlandı. Sözleri bittikten sonra onu affedip edemeyeceğini sorduğumda, babasını affetmenin güç geldiğini söyledi. Öfkesinin büyüklüğünü kabul ederek, içindeki hıncı nasıl ifade etmek istediğini sordum. Aklına babasını dövüp dışarı atmak geldi. Gerçek bir kişiye yönelmek yerine bir yastık kullanmasını önerdim. Telefonu kapatıp bunu kendi başına yapmak istedi. Birkaç dakika sonra yeniden aradığında daha rahatlamış olduğunu söyledi.

Öfkeyi İfade Etme ve Çalışmanın Sonrası

Bu çalışmanın ardından diğer sandalyeye kendisini oturtmasını ve kendisini suçladığı konularla ilgili kendi öfke ve kızgınlığını ifade etmesini istedim. Yaşadığı yoğun duygular ve kişisel koşulları nedeniyle bunu daha sonra yapmayı tercih edebileceğini de söyledim. Ayrıldığı nişanlısıyla ilgili ayrıca bir çalışma yapmanın kendisine iyi gelebileceğini belirttim.

Anne ve babasıyla ilgili çalışmanın ardından ilerleyen günlerde onları suçladığı başka olayları hatırlayabileceğini, böyle bir durumda duygularını ifade etmeye yönelik çalışmayı sürdürmesinin yararlı olabileceğini konuştuk. Affetme çalışmasını gerçek yaşama taşımak konusunda da kendi deneyimlerimden hareketle, bunun anne ve babasıyla ilişkilerinde değişime alan açabileceğini söyledim. Daha önce benzer çalışmalar yapan bazı kişilerin ilişkilerinde daha hoşgörülü bir yaklaşım geliştiğini gözlemlemiştim; bunu herkes için kesin bir sonuç ya da vaat olarak sunmuyorum.

Sonuç: Yaşananlara Verilen Anlamı Değiştirmek

Çalışmanın sonunda kendisinden daha önce gittiği sahnelere yeniden dönmesini ve neler gördüğünü anlatmasını istedim. İlk sahnede kiraz ağacının altında oyuncaklarıyla mutlu biçimde oynadığını gördü. İkinci sahnede annesi hamamda onu daha özenli yıkıyordu. Üçüncü sahnede babasının kucağında televizyon seyrediyordu. Doğum anında ise babası onu kucağına almış, seviyordu.

Bu kez olaylara verdiği anlam farklılaşmıştı. Ardından kendisini değerli hissetmesine yardımcı olacak olumlamalar gönderdim. Benim yaklaşımımda, çalışmanın ardından oluşan boşluğun kişinin kendisi hakkında benimsemek istediği yeni bilgilerle doldurulması önemliydi.

Yaşamımızdaki her şey bir ilizyondur. İçinde bulunduğumuz ruh hâliyle olaylara verdiğimiz anlamı yıllarca taşıyabiliriz. Oysa hayat durmadan gelişip değişir; anlam değiştiğinde, o olaylara bakışımız da değişebilir. Hayat değişirken eski kalıplara takılı kaldığımızda acı çekebiliriz. Bir yandan ileri gitmek ister, diğer yandan bizi frenleyen bir güç hissederiz. Hedefimize ulaşmak için çabalarken geçmişten de kopamayabiliriz.

Mücadeleye devam ederken bazen gözden kaçırdığımız şey, “İçinde bulunduğumuz an” olur. Değersizlik duygusunu fark etmek, geçmişte yaşananları ve bugünkü kendimize bakışımızı birlikte değerlendirmeye kapı aralayabilir. Benim paylaştığım bu çalışma da, bir kişinin yaşadıklarına verdiği anlamı yeniden görme çabasından ibaret.

Sevgiyle

Halis Şahiner

değersizlik duygusu

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler