Yaşamımızı İcatlardan Yaratmak

Yaşamımızın ne kadarını kendi deneyimlerimizden, ne kadarını başkalarının bize gösterdiği görüntülerden ve “böyle olmalı” diye düşündüğümüz kurallardan yaratmaya çalışıyoruz? Bazen mutluluğun nasıl görünmesi gerektiğine baştan karar veriyor, sonra da yaşamımızı bu fikre uydurmaya uğraşıyoruz. Oysa bu fikirlerin bir kısmı, gerçeğin kendisinden çok bizim icat ettiğimiz beklentiler olabilir.

Kendi gerçekliğine göre yaşamak ne demek?

Burada “icat”, bir durumun nasıl olması gerektiğine karar vermek ve bu kararın herkes için doğru olduğuna inanmaktır. Bir şeyi yalnızca görmüş ya da hayal etmiş olmak, onun bizim için de mutluluk getireceği anlamına gelmez. Fakat bazen bir görüntüyü, başkalarının hayatına ilişkin kısa bir bilgiyi veya bir hikâyeyi kendi yaşamımız için ölçü kabul ederiz.

Örneğin televizyonda bir aşk filmi izleriz. Bir erkekle bir kadın birbirlerine iltifat eder, tutkuyla öpüşür. Bu sahneye bakıp tutkulu aşkın böyle yaşanması gerektiğini düşünebiliriz. Zengin kızla fakir oğlanın ya da zengin oğlanla fakir kızın hikâyesini izler; bu ilişki biçiminin bizi de mutlu edeceğine inanabiliriz. Filmin kurduğu sahne, zamanla kendi mutluluğumuz için bir ölçüye dönüşür.

Benzer biçimde, çevremizdeki bir çiftin mutlu görünen tek bir anına tanık oluruz. Onların birlikteliğinin yalnızca o kısa görüntüden ibaret olmadığını düşünmeden, “Biz de böyle olursak mutlu oluruz” diyebiliriz. Öyle bir kadın ya da erkekle birlikte olmanın eğlenceli ve keyifli olacağını, bizi mutlu edeceğini sanırız. Oysa bir film kurmacadır; gerçek hayatta gördüğümüz şey de çoğu zaman yaşamın yalnızca yüzeysel, kısa bir kesitidir. Görüntü, o insanların hayatının tamamını anlatmaz.

Başkalarının hayatını ölçü almak

Mutluluğu başkalarının hayatıyla kıyaslamak, onların neşeli görünen anlarını kendi günlük yaşamımızın bütünüyle karşılaştırmamıza yol açabilir. Böyle yaptığımızda yalnızca başkasının nasıl yaşadığına değil, bizim nasıl yaşamamız gerektiğine dair de bir hikâye kurarız. Başkalarının beklentilerine göre yaşamak, kendi hoşlandığımız şeyleri ve bize iyi gelen seçimleri fark etmeyi zorlaştırabilir. Çünkü dikkatimizi kendi deneyimimizden alıp dışarıdaki görüntüye yöneltiriz.

Bu, filmleri izlememek ya da çevremizdeki insanlardan etkilenmemek gerektiği anlamına gelmez. Asıl soru, gördüğümüz şeyi kendi yaşamımız için değişmez bir kural hâline getirip getirmediğimizdir. Başkasına keyif veren bir ilişki, başarı ya da yaşam biçimi bize de aynı duyguyu verecek diye bir şey yoktur. Her insanın yaşamda işleyişi, hoşlandığı ve yapmaktan zevk aldığı şeyler farklıdır. Bu nedenle, bir başkasının mutluluk tanımını kendimize aitmiş gibi benimsemek yerine, kendi deneyimimize kulak vermek önemlidir.

Hayatını kendi isteklerine göre şekillendirmek

Kendi gerçekliğine göre yaşamak, her istediğimizin mutlaka gerçekleşeceğini varsaymak değildir. Burada kastedilen, bize neyin neşeli, keyifli ve hafif hissettirdiğini fark etmek; seçimlerimizi başkalarının görüntülerine göre değil, kendi hoşlandığımız şeylere göre değerlendirmektir. Bir tercih başkası için anlamlı olabilir ama bizim için aynı karşılığı taşımayabilir. Bunu görmek, kendi yaşamımızı başkasının senaryosuna benzetmeye çalışmak yerine hayatını kendi isteklerine göre şekillendirmeye alan açar.

Mutlu olacağımıza inanarak icat ettiğimiz beklentilerin peşinden gittiğimizde, sonuç her zaman beklediğimiz gibi olmayabilir. İstediğimiz ilişkiyi, başarıyı ya da görüntüyü elde etsek bile tatminsizlik yaşayabiliriz; çünkü hedefimiz kendi gerçekliğimizden değil, “Bunu yaparsam mutlu olurum” düşüncesinden doğmuş olabilir. Gerçek mutluluğu bulmanın yolları, herkes için geçerli tek bir formül aramakla değil, bize gerçekten neyin iyi geldiğini fark etmekle başlar. Kendiniz olduğunuzda ve sizin gerçekliğinize uygun şeyleri seçtiğinizde, neşenizi ve hafifliğinizi besleyen bir yaşam kurmanız mümkün hâle gelir.

İcatlardan yaratmak yerine neyi seçebiliriz?

Yaşamımızın ne kadarını icatlardan yaratmaya çalışıyoruz? Yüzde 5, 10, 50, 70, 90, hatta yüzde 100 mü? Bu soruya hemen bir sayı vermek zorunda değiliz. Bir an durup, yaşamımızdaki hangi seçimlerin gerçekten bize ait olduğunu, hangilerinin “Böyle olursa mutlu olurum” diye kurduğumuz varsayımlardan beslendiğini düşünebiliriz.

Gerçek anlamda bizi mutlu edecek şeyleri yapmak yerine, bir şeyi yaptığımızda, elde ettiğimizde ya da başardığımızda mutlu olacağımızı düşündüğümüz kaç icadımız var? Enerjimizin ne kadarını bunları gerçekleştirmeye harcıyoruz? Bu sorular, kendimizi yargılamak için değil, beklentilerimizi fark etmek için sorulabilir. Bununla ilgili var olan her şeyi yıkıp yaratımlarını iptal edelim mi? Evet. POD and POC.

Yaşamımızı icatlardan yaratmak yerine, bizi ne neşeli kılar, ne eğlenceli ve hafif hissettirir diye sorup oradan yaratmayı seçsek ne değişirdi? Kim olurduk? Bu soruların hazır bir cevabı olmak zorunda değil. Belki de başlangıç, başkasının hayatını örnek alarak karar vermeden önce kendi gerçekliğimizde neyin karşılık bulduğunu merak etmektir.

Bundan daha iyi nasıl olur?

Daha başka neler mümkün?

Halis Şahiner

Not: “POD & POC”, Access Consciousness’ın patentli enerji temizleme cümlesinin kısaltmasıdır.
Daha fazla bilgi için aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz.

Access Consciousness® Temizleme Cümlesi

kendi gerçekliğine göre yaşamak
Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir