Mutluluğa giden yolun ilk adımı, neyi kontrol edeceğimize ve neyi akışa bırakacağımıza karar vermektir. Yaşamda, akışa bırakılması gereken pek çok şeyi kontrol etmeye çalışıp gereksiz yere endişeleniyoruz. Buna karşılık, düzeltilmesi gereken pek çok şeyi de akışına bırakıyor ve sonradan hiçbir şey yapmadığımız için pişman oluyoruz.
Şimdiye kadar yaptığınız çalışmalarla tohumu ektiniz, beslediniz, etrafındaki yabani otları temizlediniz ve onu bir fidan hâline getirdiniz. Şimdi sıra meyvesini almaya geldi.
Ancak burada farkında olmamız gereken önemli bir nokta var:
Meyvenin olgunlaşma süreci bizim kontrolümüzde değildir.
Bir domatesin rengini ve tadını alması için belirli bir süre güneşin altında kalması gerekir. Biz domatesin güneşin altında kızarıp olgunlaşacağını biliriz; ancak sürece müdahale ederek onu istediğimiz anda olgunlaştıramayız.
İnsan hayatında da bazı şeyler bizim yapabileceklerimize, bazı şeyler ise kontrolümüz dışında gelişen koşullara bağlıdır.
Benim manevi yaklaşımımda isteğimizi verecek olan her şeyin sahibi Rabbimizdir. Bize düşen, kendi yapmamız gerekenleri yapmak; sonucun nasıl ve ne zaman gerçekleşeceğini ise O’na bırakmaktır.
Neyi Kontrol Edebiliriz?
Buradaki önemli ayrım, hangi adımların bize ait olduğunu ve hangi kısmın bizim kontrolümüzde olmadığını fark etmektir.
Ne istediğimizi belirlemek, kısıtlayıcı inançlarımızı fark etmek, kendimizle ilgili düşüncelerimizi gözden geçirmek ve gerektiğinde harekete geçmek bizim sorumluluğumuzdadır.
Fakat isteğimizin tam olarak nasıl, ne zaman ve hangi yoldan hayatımıza geleceğini her zaman belirleyemeyiz.
Bir insan olarak bilgimiz ve görebildiğimiz seçenekler sınırlıdır. Bizim göremediğimiz bir yol, tanımadığımız bir insan, henüz haberdar olmadığımız bir fırsat veya hiç düşünmediğimiz bir çözüm olabilir.
Buna rağmen sonucun nasıl gerçekleşmesi gerektiğini baştan belirlediğimizde, bütün dikkatimizi yalnızca bildiğimiz birkaç seçeneğe verebiliriz.
Bu nedenle kendi sorumluluğumuzda olanı yaptıktan sonra, kontrolümüzde olmayan kısmı serbest bırakmamız gerekir. Ardından yapacağımız şey, hayatın önümüze getirdiği fırsatları fark etmek ve gerektiğinde harekete geçmektir.
Serbest bırakmak, isteğinizden vazgeçmek değildir. İsteğinizin nasıl ve ne zaman gerçekleşeceğini kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçmektir.
Serbest Bırakmak Neden Vazgeçmek Değildir?
Bu çalışmalara ilk başladığımda “serbest bırakma” sözünü duyduğumda şaşırmıştım.
Hem isteyeceksin hem de serbest bırakacaksın. Bu nasıl olacak, diye düşünmüştüm. Çünkü o zamanlar serbest bırakmayı, istediğim şeyden vazgeçmek olarak algılıyordum.
Ancak yaptığım çalışmalar sırasında bir süre sonra önemli bir şeyi fark ettim:
Yaratıcıya teslimiyet konusunun aslında serbest bırakmak olduğunu anladım.
İsteğimi belirliyor, üzerinde çalışıyor ve ardından gerçekleşmesi için yollar tanımlıyordum. Nasıl olması gerektiğine kendi zihnimde karar veriyor ve görebildiğim birkaç seçeneğe tutunuyordum.
Doğal olarak da bir yerlerde takılıp kalıyordum.
Çünkü isteği yaratıcıya havale ettiğimi söylüyor, fakat nasıl gerçekleşeceğine hâlâ kendim karar vermeye çalışıyordum.
Bir gün imgeleme yaptıktan sonra içimden şunları söylemek geldi:
“Allah’ım, sen her şeyin sahibisin. Ben bunu senden istiyorum. Bilinçli aklımla bunun nasıl gerçekleşeceğini bilmiyorum ve nasıl olacağını düşündükçe tıkanıp kalıyorum.
Senin için hiçbir şey imkânsız değildir. Ben senin nasıl vereceğini bilemem. Sen rahmeti sonsuz olansın.
Rabbim, ben bunu istiyorum ve sana havale ediyorum. Nasıl vereceğini sen en iyi bilirsin. Benim ve bütünün hayrına olacak şekilde sana teslim oluyorum.”
Bunları söyledikten sonra içimi bir rahatlama ve huzur kapladı.
Sonraki günlerde isteğim aklıma geldiğinde:
“Ben onu Rabbime havale ettim. Benim için iyisini O bilir.”
deyip teslimiyette kalmaya çalıştım.
Bu şekilde yaptığım çalışmaların ardından istediğim pek çok şeyin gerçekleştiğini gördüm. Daha önce uzun süre takılı kaldığım bazı konular çözüldü.
Bu deneyim bana şunu fark ettirdi: Bazen isteğimizi yaratıcıya bıraktığımızı düşünsek bile, gerçekleşmesi gereken yolu kendi zihnimizde belirleyerek sonucu kontrol etmeye devam ediyoruz.
Benim için serbest bırakmak, bu kontrolü bırakmayı öğrenmekti.
Ancak sonucu yaratıcıya bırakmak, hiçbir şey yapmadan oturup beklemek anlamına gelmez.
Teslimiyet İle Eylem Birbirine Zıt Değildir
Yaratıcıya teslim olmakla harekete geçmek birbirinin karşıtı değildir.
Kur’an’daki bazı anlatılarda da yardım istenirken insanın bir eylemde bulunması dikkat çeker.
Hz. Meryem’e doğum sonrasında hurma ağacının gövdesini kendisine doğru silkelemesi söylenir ve üzerine taze hurmalar dökülür.
Benim bu anlatıdan çıkardığım nokta açıktır:
İstek vardır. Teslimiyet vardır. Ama aynı zamanda eylem de vardır.
Bizim yapmamız gereken kendi üzerimize düşen adımı atmak; o adımın bizi tam olarak hangi sonuçlara götüreceğini ise kontrol etmeye çalışmamaktır.
Bu nedenle serbest bıraktıktan sonra kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
“Bu isteğime yaklaşmak için benim yapabileceğim şey nedir?”
Fakat bu sorunun cevabını verirken başka bir ayrım daha yapmamız gerekiyor.
Atmanız Gereken Adım mı, Zihinsel Bir Bedel mi?
Aklımıza gelen her adım gerçekten atılması gereken bir adım olmayabilir.
Bazıları, istediğimiz şeye sahip olabilmek için zihnimizde oluşturduğumuz bedeller olabilir.
Örneğin:
“Çok para kazanmak istiyorsam gece gündüz çalışmak zorundayım.”
“İyi bir ilişkim olacaksa kendi ihtiyaçlarımdan vazgeçmeliyim.”
“Başarılı olmak istiyorsam hayatımın diğer alanlarını ihmal etmeliyim.”
Bunların gerçekten gerekli olup olmadığını incelememiz gerekir.
Çünkü bazı durumlarda harekete geçmemiz gerekirken, bazı durumlarda kendimize gereksiz yere zor bir yol tanımlamış olabiliriz.
Burada daha önce üzerinde çalıştığımız kısıtlayıcı inançlar yeniden karşımıza çıkar.
BMW örneğinde de buna benzer bir durum yaşamıştım. Önceki bölümde, BMW sahibi olan kişinin nasıl biri olması gerektiğine ilişkin zihnimde bir tanım oluşturduğumu ve kendimi bu tanımın dışında bıraktığımı anlatmıştım.
Bu tanım yalnızca kendimi o arabaya layık görmememi sağlamıyordu. Aynı zamanda BMW sahibi olabilmek için önce nasıl biri olmam gerektiğine ilişkin bir bedel de oluşturuyordu.
O zaman kendime şu soruyu sormam gerekiyordu:
BMW sahibi olmak için gerçekten gerekli olan koşullar nelerdi, benim zihnimde oluşturduğum koşullar nelerdi?
Arabayı satın alabilecek ve giderlerini karşılayabilecek maddi imkâna ihtiyaç duymam gerçek bir koşuldu.
Ama:
“BMW sahibi olabilmek için mutlaka benim zihnimde oluşturduğum türden bir insan olmam gerekir.”
düşüncesi benim oluşturduğum bir koşuldu.
Dolayısıyla eyleme geçmek, aklımıza gelen her şeyi körü körüne yapmak anlamına gelmez.
Önce hangi adımın gerçekten gerekli olduğunu, hangisinin kendi kısıtlayıcı inançlarımızdan kaynaklanan bir bedel olduğunu ayırmamız gerekir.
Korkuya Rağmen Yaratıcı Adımlar Atmak
Bazen ise durum tam tersidir.
Gerçekten atmamız gereken bir adımı, korktuğumuz için gereksiz gibi göstermeye çalışabiliriz.
Telefon açmamız gerekiyordur ama reddedilmekten korkuyoruzdur. Yeni bir işe başvurmamız gerekiyordur ama yeterli olmadığımızı düşünüyoruzdur. Yeni insanlarla tanışmamız gerekiyordur ama çekiniyoruzdur.
Bu durumda kendimize şu soruyu sorabiliriz:
“Bu adım gerçekten gereksiz mi, yoksa ben korktuğum için mi ondan uzak duruyorum?”
Korku her zaman yanlış yolda olduğumuz anlamına gelmez. Bazen daha önce yapmadığımız bir şeyi yapmanın doğal bir parçasıdır.
Harekete geçtiğimizde yeni insanlarla tanışır, yeni bilgiler edinir ve daha önce göremediğimiz seçeneklerle karşılaşırız.
Bilmek başlangıçtır. Fark etmek önemlidir. Ancak bildiğimiz şeyi davranışa dönüştürmediğimizde hayatımızdaki etkisi sınırlı kalabilir.
Bu nedenle çekim yasasını yalnızca imgeleme çalışması olarak görmüyorum.
The Secret kitabını okuyanların bir kısmı çekim yasasını:
“Oturduğun yerde imgeleyeceksin ve istediğin şey bir şekilde sana gelecek.”
şeklinde yorumlayabiliyor.
Ancak benim deneyimlediğim süreç bu şekilde çalışmıyor.
İmgeleme, ne istediğimizi netleştirmemize, o isteğin bizim için ne anlama geldiğini görmemize ve onunla aramızdaki kısıtlayıcı düşünceleri fark etmemize yardımcı olabilir.
Fakat zihinsel çalışma, eylemin yerini tutmaz.
Hareket ettiğimizde seçeneklerimiz artar. Eyleme geçtiğimizde daha önce göremediğimiz yolları görmeye başlayabiliriz.
Bu nedenle yaratıcı adım dediğim şey, sonucu zorlamaya çalışmak değil; bugün bizim yapabileceğimiz ve bizi istediğimiz yöne taşıyabilecek adımı atmaktır.
Fırsatlara Açık Kalın
Serbest bırakmanın bir başka tarafı da hedefimize ulaşmanın yalnızca tek bir yolu olduğunu düşünmemektir.
Bazen istemediğimiz bir gelişme, daha önce görmediğimiz seçeneklerle karşılaşmamıza neden olabilir. İlk anda olumsuz değerlendirdiğimiz bir olayın ardından başka bir yol açılabilir.
Bu, her olumsuz olayın mutlaka iyi bir nedenle gerçekleştiği anlamına gelmez. Başımıza gelen her şeyin nedenini veya sonucunu yaşandığı anda bilmemiz mümkün değildir.
Ancak ilk anda istemediğimiz bir gelişmenin ardından yeni seçenekler ortaya çıkabilir.
Ben bunu kendi hayatımda birçok kez yaşadım. İlk başta direndiğim, üzüldüğüm ve neden yaşandığını anlayamadığım bazı olayların ardından daha önce görmediğim fırsatlarla karşılaştım.
Bu nedenle bir şey istediğimde yalnızca:
“Ben bunu nasıl yapacağım?”
sorusuna takılıp kalmamaya çalışıyorum.
Kendi üzerime düşeni yapıyorum, gerektiğinde harekete geçiyorum ve karşıma çıkan seçeneklere bakıyorum. Fakat bütün sürecin yalnızca benim düşündüğüm şekilde ilerlemesi gerektiğinde ısrar etmemeye çalışıyorum.
Bir hedefe yönelmek başka şeydir; o hedefe ulaşmanın yalnızca tek bir yolu olduğuna karar vermek başka şeydir.
Yapmanız Gerekeni Yapın, Gerisini Yaratıcıya Bırakın
Serbest bırakmak ile eyleme geçmek arasında bir çelişki yoktur.
Ne istediğimizi belirlemek, bizi durduran düşünceleri fark etmek, ihtiyaç duyduğumuz becerileri geliştirmek, seçenekleri araştırmak ve gerektiğinde harekete geçmek bizim yapabileceklerimizdir.
Fakat bütün bunların sonucunda hayatın tam olarak nasıl şekilleneceğini kontrol edemeyiz.
Bu nedenle istediğiniz şey için yapabileceklerinize bakın. Korktuğunuz için ertelediğiniz gerçek bir adım varsa onu fark edin. Kendinize gereksiz yere koyduğunuz bir bedel varsa onu sorgulayın. Karşınıza çıkan yeni seçeneklere açık olun.
Ama her şeyin yalnızca sizin düşündüğünüz yoldan ve sizin belirlediğiniz zamanda gerçekleşmesi gerektiğinde ısrar etmeyin.
Serbest bırakmak, kendi sorumluluğunuzdaki adımları attıktan sonra sonucu kontrol etmeye çalışmayı bırakmaktır.
Benim için teslimiyetin anlamı tam olarak budur:
İsteğimi biliyorum. Kendi üzerime düşeni yapıyorum. Nasıl gerçekleşeceğini ise yaratıcıya bırakıyorum.
Kontrol Sende Kitabımın için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

