Kısıtlayıcı İnançlar Nedir?
Kısıtlayıcı inançlar, kendimiz, başkaları veya hayat hakkında doğru kabul ettiğimiz ve neleri yapabileceğimize, elde edebileceğimize ya da hak ettiğimize sınır koyan düşüncelerdir. Bu düşünceleri gerçekmiş gibi kabul ettiğimizde, isteklerimizi ve önümüzdeki seçenekleri de onların çizdiği sınırlar içinde değerlendirmeye başlayabiliriz.
İsteğimizi belirledik ve imgeleme yoluyla o isteğin hayatımızdaki karşılığını görmeye çalıştık. Şimdi ise kendimizi o hayatın içinde nasıl gördüğümüze bakacağız.
Çünkü bazen bir şeyi isterken aynı zamanda ona sahip olma düşüncesine içten içe direnç gösterebiliriz. Bir yanımız “İstiyorum” derken diğer yanımız “Olmaz”, “Ben yapamam” veya “Bu bana göre değil” diyebilir.
Yüklü miktarda para, güzel bir ev veya istediğimiz tarzda bir ilişki isteyebiliriz. Fakat bunlara sahip olduğumuzu düşündüğümüzde zihnimizde başka cümleler belirebilir:
“Bu kadar para bana gelmez.”
“Ben öyle bir evde yaşayamam.”
“İstediğim gibi bir ilişki benim için mümkün değil.”
Bu bölümde üzerinde çalışacağımız konu tam olarak bu: İsteğimizle ona sahip olmaya ilişkin düşüncelerimiz arasındaki uyumsuzluk.
Elbette hayatımızda her istediğimizi elde edemememizin nedeni yalnızca inançlarımız değildir. Koşullarımız, imkânlarımız, attığımız adımlar, zaman ve başka insanların seçimleri de sonuçları etkiler.
Burada üzerinde duracağımız şey, bunların yanında kendi içimizde oluşturduğumuz sınırlar.
İnandığımız Her Şey Gerçek mi?
İnanç, doğru olduğunu kabul ettiğimiz düşüncedir. Bazı inançlarımız yaşadıklarımız sonucunda oluşurken bazılarını ailemizden, çevremizden ve içinde bulunduğumuz toplumdan öğreniriz.
Ancak bir düşünceye inanıyor olmamız, onun her durumda doğru olduğu anlamına gelmez.
Örneğin:
“Çok para kazanmak için mutlaka kendimden ödün vermem gerekir.”
diye düşünüyor olabilirim.
Bir yandan maddi olarak daha rahat bir hayat isterken diğer yandan çok para kazanmayı dürüstlüğümü, huzurumu veya ilişkilerimi kaybetmekle eşleştirebilirim.
Bu durumda para istemekle değer verdiğim şeyleri korumak arasında seçim yapmak zorundaymışım gibi hissedebilirim.
Peki, bu bağlantı gerçekten her durumda doğru mu?
Maddi imkânlarımın artması mutlaka değerlerimden vazgeçmemi mi gerektiriyor? Yoksa paraya sahip olmakla ilgili öğrendiğim bir yargıyı mı tekrar ediyorum?
Bu nedenle bir düşünceye yalnızca “Ben buna inanıyorum” diyerek bakmak yerine kendimize şunları sorabiliriz:
“Her durumda doğru mu?”
“Bu düşünce beni ne yapmaktan alıkoyuyor?”
“Buna başka türlü bakmam mümkün mü?”
Bazen hayatın değişmez gerçeği sandığımız şey, uzun zamandır tekrar ettiğimiz bir düşünce olabilir.
Lüks Araba Örneği: “Ben Öyle Biri Değilim”
Bir önceki imgeleme çalışmasında, istediğimiz şeyi zihnimizde canlandırırken ortaya çıkan düşüncelere dikkat etmiştik.
Benim lüks araba örneğimde yaşadığım da buydu.
Lüks bir araba sahibi olmak isterken zihnimde yalnızca araba yoktu. O arabaya sahip olacak kişinin kim ve nasıl biri olduğuyla ilgili de bir düşüncem vardı.
Ben o kişiyi kendine güvenen, rahat para harcayabilen ve çok parası olan biri olarak tanımlıyordum. Sonra kendimi onunla kıyaslıyordum.
Kendimi o kategoriye koymadığım için, bir taraftan arabayı isterken diğer taraftan:
“Ben öyle biri değilim.”
diye düşünüyordum.
Kendimi o arabayı almaya veya o arabaya binmeye layık görmüyordum.
Bir tarafta isteğim, diğer tarafta ise “Ben öyle biri değilim” düşüncem vardı.
Zihinsel bir çatışma içerisindeydim.
Peki, bu durumda ne yapacağım? İsteğimden vaz mı geçeceğim?
Hayır.
Önce kendimle o arabaya sahip olan kişi arasında nasıl bir fark gördüğüme bakmam gerekir.
Bu fark gerçekten geliştirmem gereken özelliklerle mi ilgili? Yoksa o arabaya sahip olmak için gerekli olduğunu düşündüğüm koşulları ben mi oluşturuyorum?
Burada arabanın fiyatını, bütçemi veya ona sahip olmak için yapmam gerekenleri yok saymıyorum. Bunlar elbette önemli.
Ancak:
“Şu anda bu arabayı alacak param yok.”
demekle:
“Ben böyle bir arabaya layık değilim.”
demek aynı şey değildir.
Birincisinde mevcut koşulumu tanımlıyorum. İkincisinde ise kendim hakkında bir hüküm veriyorum.
Kısıtlayıcı inançlarla çalışırken ayırmamız gereken noktalardan biri budur: Gerçek koşullarımızla kendimize koyduğumuz zihinsel sınırlar aynı şey değildir.
İsteğimize Yaklaşırken Neden Geri Çekiliyoruz?
Bazen bir şeyi istediğimizi söyleriz ama bizi ona yaklaştırabilecek bir fırsat veya değişiklik gündeme geldiğinde geri çekiliriz.
Çünkü istediğimiz şeyin kendisiyle birlikte, onun getireceğini düşündüğümüz sonuçlara da tepki veriyor olabiliriz.
Örneğin daha çok para kazanmak istiyor ama:
“Çok para kazanırsam herkes benden bir şey bekler.”
diye düşünüyor olabilirim.
Bu durumda para benim için yalnızca rahatlık ve imkân anlamına gelmez. Aynı zamanda başkalarının talepleri ve üzerimde oluşacak baskı anlamına gelir.
Bir yanım parayı isterken diğer yanım bu baskıdan uzak durmak ister.
Ya da istediğim tarzda bir ilişki yaşamak istiyor ama:
“Birine bağlanırsam özgürlüğümü kaybederim.”
diye düşünüyor olabilirim.
Yakınlık kurabileceğim biriyle karşılaştığımda, daha onu tanımadan geri çekilebilirim.
Bu nedenle kendimize sorabileceğimiz en önemli sorulardan biri şudur:
“İsteğim gerçekleşirse, istemediğim hangi şeyin de gerçekleşeceğini düşünüyorum?”
Daha fazla param olursa ne olacağından korkuyorum?
İstediğim evde yaşarsam insanların benim hakkımda ne düşüneceğini düşünüyorum?
İstediğim ilişkiye sahip olursam kendimden neleri vermek zorunda kalacağımı düşünüyorum?
Bazen isteğimizle aramızdaki asıl engel istediğimiz şey değil, ona sahip olmakla birlikte gerçekleşeceğini düşündüğümüz başka bir sonuçtur.
O zaman şu bağlantıları incelememiz gerekir:
Para sahibi olmakla herkese maddi destek vermek zorunda olmak aynı şey midir?
Güzel bir evde yaşamak insanlardan uzaklaşmayı gerektirir mi?
Yakın bir ilişkide kendi alanımızı korumamız mümkün değil midir?
Geçmişten Taşıdığımız İnançlar
İsteğimizle ilgili bazı düşünceler çocuklukta ve yetiştiğimiz aile ortamında oluşmuş olabilir.
Örneğin kendi isteğini söylediğinde bencil olmakla suçlanan bir çocuk zaman içerisinde:
“Kendimi düşünürsem kötü biri olurum.”
sonucuna varabilir.
Yetişkin olduğunda kendi hayatını kurmak, dinlenmek, gezmek veya kendisine para harcamak istediğinde suçluluk hissedebilir.
Buradaki sorun ailesine destek olmak istemesi değildir. Sorun, başkalarına destek olmakla kendi ihtiyaçlarını tamamen yok saymanın birbirine karışmasıdır.
Bu durumda:
“Ailemi mi seçeceğim, kendimi mi?”
demek yerine:
“Sevdiğim insanlarla ilişkimi sürdürürken kendi hayatıma nasıl yer açabilirim?”
diye sorabiliriz.
Bir Danışanımla Yaptığımız Çalışma
Bir danışanım, bedenindeki ağrılar nedeniyle yaşadığı sıkıntılar konusunda destek istemişti. Görüşmemizde aile içindeki sorumlulukları ve kendisine zaman ayırırken hissettikleri üzerinde durmuştuk.
Ailenin en büyük çocuğuydu. Anne ve babasının ayrılmasının ardından erken yaşta sorumluluk almış, çalışmış, kardeşlerine destek olmuş ve uzun süre kendi ihtiyaçlarını geri plana atmıştı.
Gezmekten, eğlenmekten veya kendisi için para harcamaktan söz ettiğinde rahatsızlık duyuyordu. Çünkü kendisine ayırdığı zamanı veya parayı ailesine ayırması gerektiğini düşünüyordu.
Burada dikkatimi çeken şey, kendi ihtiyacını karşılamakla ailesini ihmal etmek arasında kurduğu bağlantıydı.
Sanki kendisi için bir şey yaptığında ailesinden bir şey eksiltecekmiş gibi hissediyordu.
Bu anlatımdan bedensel ağrılarının nedeninin suçluluk olduğu sonucunu çıkaramayız. Bedensel yakınmalar ayrıca değerlendirilmelidir. Burada üzerinde durduğum konu, kendisi için bir şey istediğinde karşısına çıkan düşüncedir.
Çünkü insan bazen istediği hayatı düşünürken bile kendisine izin veremeyebilir.
Daha iyi bir ev, daha fazla maddi rahatlık veya kendisine ayıracağı zaman, zihninde başkalarından esirgediği bir şey anlamına gelebilir.
Bu durumda sorulabilecek soru şudur:
“Gerçekten birini ihmal mi ediyorum, yoksa kendi ihtiyacımı karşılamayı birini ihmal etmekle mi eş tutuyorum?”
Kısıtlayıcı inançları fark etmek biraz da bu otomatik bağlantıları görünür hâle getirmektir.
Geçmişi Değiştiremiyorsak Neyi Değiştirebiliriz?
Geçmişte olan bir olayı değiştiremeyiz. Fakat o olaydan kendimiz ve hayat hakkında çıkardığımız sonucu yeniden inceleyebiliriz.
Çocukluğumuzda sürekli maddi sıkıntı yaşanmış ve buradan:
“Bizim hayatımız hep böyle olur.”
sonucunu çıkarmış olabiliriz.
Ailemizde gördüğümüz ilişkilerden:
“Bir ilişkide mutlaka mutsuz olunur.”
diye öğrenmiş olabiliriz.
Bugün para veya ilişkiyle ilgili bir isteğimiz olduğunda bu eski sonuçlar yeniden karşımıza çıkabilir.
Bu durumda kendimize şu soruyu sorabiliriz:
“Ben şu anda kendi hayatımın imkânlarını mı değerlendiriyorum, yoksa geçmişte gördüğüm bir hayatı geleceğimin değişmez kuralı gibi mi kabul ediyorum?”
Geçmişte yaşadığımız bazı olaylarda kendimizi suçlamış da olabiliriz. Çocukken ne olduğunu anlayacak bilgiye veya kendimizi koruyacak imkâna sahip olmayabiliriz.
Bugün ise şu sorulara bakabiliriz:
“O zaman bilmediğim, bugün bildiğim ne var?”
“O gün benim kontrolümde olmayan neydi?”
“Bugün aynı durumda olsam ne yapabilirim?”
Burada geçmişte başka bir şey olmuş gibi davranmıyoruz. Olayı değil, bugün taşıdığımız anlamı yeniden değerlendiriyoruz.
Geçmişle ilgili çalışmalarda regresyon gibi yöntemlerden de söz edilir. Ancak bir çalışma sırasında zihnimizde beliren sahneleri geçmişin kesin kaydı olarak kabul etmemek gerekir. Burada önemli olan, bugün taşıdığımız anlamlar ve kendimizle ilgili verdiğimiz kararlardır.
Bazen geçmişten taşıdığımız suçluluk, öfke veya kırgınlıklar da bu süreçte karşımıza çıkabilir. Affetme konusunu ayrıca “Affetmek Ne Demektir?” ve “Affetmek ve Özgürleşmek” başlıklı yazılarımda ele alıyorum.
Kısıtlayıcı İnançlardan Arınmak Ne Demek?
Burada kullandığım “arınmak” kelimesiyle geçmişimizi silmeyi, bir daha hiç olumsuz düşünmemeyi veya hiçbir şeyden korkmamayı kastetmiyorum.
Arınmak, bugün bizi sınırlayan düşünceleri fark etmek, bunların doğruluğunu incelemek ve artık bize hizmet etmeyen kabulleri değiştirmektir.
Bazı düşünceleri yıllardır tekrar ediyor olabiliriz. Zaman içerisinde onları bir düşünce olarak değil, kendimizin veya hayatın değişmez bir özelliği olarak görmeye başlayabiliriz:
“Ben zaten böyle bir insanım.”
“Hayat böyle.”
“Başka türlü olmaz.”
Bu nedenle bir kısıtlayıcı inancı fark ettiğimiz anda tamamen ortadan kalkmasını beklemek yerine, onu sorgulamayı ve davranışlarımız üzerindeki etkisini görmeyi öğrenebiliriz.
Geçmişte yaptığımız seçimler için kendimizi suçlamamız da gerekmez. O gün sahip olduğumuz bilgi, imkân ve koşullarla hareket ettik. Bugün farklı bir şey görüyor olmamız, bundan sonra farklı bir seçim yapabilme imkânı verir.
Kısıtlayıcı İnançları Nasıl Değiştirebiliriz?
Şimdi bu çalışmayı kendi isteğiniz üzerinde uygulayabilirsiniz.
Başlangıç noktamız, daha önce belirlediğimiz ve imgelediğimiz istek olacak.
Kendinize soracağınız temel soru şu:
“Ben bunu istiyorum. Peki, buna sahip olmamla ilgili içimde hangi düşünceler var?”
1. Üzerinde Çalışacağınız İsteği Belirleyin
Daha önce belirlediğiniz isteklerden birini seçin. Tek bir istek üzerinde çalışmanız yeterli.
Buradaki amaç, ne üzerinde çalıştığınızı açıkça bilmenizdir.
2. İsteğinize Sahip Olduğunuzu İmgeleyin
Kısa bir süre için isteğinizin gerçekleştiğini düşünün ve kendinizi o hayatın içerisinde görün.
Yalnızca güzel bir görüntü oluşturmaya çalışmayın. Nasıl hissettiğinize ve aklınızdan geçen düşüncelere de dikkat edin.
Kendinize sorun:
“Buna sahip olduğumu düşündüğümde ilk itirazım ne?”
“Bu hayatın bana göre olmadığını düşündüren ne var?”
“Buna sahip olursam neyi kaybetmekten korkuyorum?”
Beliren bir duygu tek başına gizli bir inancın kanıtı değildir. Ancak o anda aklınızdan geçen düşünceyi fark etmek için bir başlangıç olabilir.
3. İsteğinizle Çelişen Düşünceleri Olduğu Gibi Yazın
Aklınıza gelen düşünceleri hemen değiştirmeye çalışmayın. Önce görünür hâle getirin.
Kulağa mantıksız veya çelişkili gelseler bile yazın.
Para konusunda:
“Bu kadar para benim gibi birine gelmez.”
“Çok para insanı bozar.”
“Bu parayı koruyamam.”
Ev konusunda:
“Ben öyle bir evde yaşayacak biri değilim.”
“Böyle bir hayat ancak başkaları için mümkün.”
“Ailem bu imkânlara sahip değilken benim bunu istemem bencillik.”
İlişki konusunda:
“Beni olduğum gibi seven biri olmaz.”
“Birine yaklaşırsam sonunda terk edilirim.”
“Sevilmek için kendimden vazgeçmem gerekir.”
Bunlar sadece örneklerdir.
Önemli olan, sizin isteğinizle çelişen cümleyi bulmanızdır.
4. Gerçek Koşulunuzla Kendinize Koyduğunuz Sınırı Ayırın
Şimdi yazdığınız cümlelere tek tek bakın.
“Şu anda bu evi alacak bütçem yok.” demek mevcut bir koşulu anlatır.
“Ben hiçbir zaman böyle bir evde yaşayamam.” demek ise bugünden bütün geleceğiniz hakkında karar vermektir.
“Şu anda bir ilişkim yok.” demekle “Ben sevilecek biri değilim.” demek aynı şey değildir.
“Bu miktarda parayı yönetmek için öğrenmem gereken şeyler var.” demekle “Ben çok para sahibi olamam.” demek de aynı şey değildir.
Kendinize sorun:
“Bu düşünce neye dayanıyor?”
“Her zaman ve herkes için doğru mu?”
“Bu düşünce yüzünden hangi adımı atmıyor veya hangi seçeneği daha baştan eliyorum?”
Burada düşüncenin hayatınızdaki etkisini arıyoruz.
5. İsteğinize Yer Açan Yeni Bir Düşünce Oluşturun
Eski düşüncenizi sorguladıktan sonra, isteğinizi daha mümkün görmenizi sağlayacak ve davranışlarınızla destekleyebileceğiniz yeni bir düşünce oluşturun.
Kendinizi inanmadığınız büyük cümleleri tekrar etmeye zorlamayın.
Para konusunda:
“Maddi imkânlarımın artması, değerlerimden vazgeçmemi gerektirmez. Daha fazla parayı yönetmeyi öğrenebilir ve ilişkilerimde sınırlarımı koruyabilirim.”
Ev konusunda:
“Kendime güzel ve rahat bir yaşam istemem yanlış değil. Bugünkü koşullarım, gelecekte yaşayabileceğim hayatın kesin sınırı olmak zorunda değil.”
İlişki konusunda:
“Geçmişte yaşadıklarım, gelecekteki bütün ilişkilerimi belirlemek zorunda değil. Kendim olarak var olabildiğim, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir ilişki isteyebilirim.”
Buradaki amaç eski düşüncenin tam tersini söylemek değildir. “Ben olamam”, “Bana göre değil” veya “Bunu istemem yanlış” gibi kendimizi daha en baştan isteğimizin dışında bırakan tanımları yeniden değerlendirmektir.
6. Yeni Düşüncenizle İsteğinize Tekrar Bakın
Şimdi aynı isteği yeniden imgeleyin.
Kendinize sorun:
“Kendimi bu hayatın içinde biraz daha rahat görebiliyor muyum?”
“Hâlâ itiraz ettiğim bir nokta var mı?”
Varsa onu da yazın.
Belki başlangıçta paraya layık olmadığınızı düşünüyordunuz ama asıl korkunuzun onu kaybetmek olduğunu fark ettiniz. Belki ilişki istemediğinizi sanırken aslında ilişki içerisinde kendinizden vazgeçmekten korktuğunuzu gördünüz.
Bir düşüncenin altında başka bir düşünce bulunabilir. Bunların hepsini aynı anda çözmeye çalışmak yerine sırayla inceleyebilirsiniz.
7. Yeni Düşüncenizi Bir Davranışla Destekleyin
Farkındalığın günlük hayatınızdaki seçimlere de yansıması gerekir.
Daha fazla paraya sahip olmayı kendinize uygun görmeye başladıysanız, kazancınızı artırmak için hangi beceriyi geliştirebileceğinize veya bugüne kadar hangi fırsatları kendinize uygun görmediğinize bakabilirsiniz.
İstediğiniz evde yaşamayı kendinize yasaklamayı bıraktıysanız, o yaşamın koşullarını araştırabilir ve bugünkü durumunuzla hedefiniz arasındaki yolu değerlendirebilirsiniz.
İstediğiniz ilişkiyi mümkün görmeye başladıysanız, ilişkide sizin için önemli olanları netleştirebilir ve karşılıklı ilgi gördüğünüz bir yakınlığı yalnızca geçmiş korkularınız nedeniyle daha baştan reddedip reddetmediğinize bakabilirsiniz.
Böylece yeni düşünceniz yalnızca zihninizde kurduğunuz başka bir cümle olarak kalmaz. Seçimlerinizi ve davranışlarınızı da desteklemeye başlar.
İsteğinize Sahip Olma Düşüncesine Alan Açın
Bu çalışmada kendimize tekrar tekrar soracağımız temel soru şudur:
“İstediğim şeye sahip olabileceğimi düşündüğümde, içimde buna itiraz eden hangi cümle beliriyor?”
O cümleyi fark ettiğimizde hemen ondan kurtulmaya çalışmak yerine inceleyebiliriz:
Nereden geliyor? Her durumda doğru mu? Bana ne yaptırıyor veya ne yapmaktan alıkoyuyor? Bugünkü koşullarımı mı anlatıyor, yoksa bütün geleceğim hakkında bir hüküm mü veriyor?
Elbette bir isteğin gerçekleşmesini yalnızca düşüncelerimiz belirlemez. Koşullarımız, imkânlarımız, attığımız adımlar, zaman ve başka insanların seçimleri de sürecin parçasıdır. Burada çalıştığımız şey, bu sürece kendi içimizden eklediğimiz engellerdir.
Bir düşünceyi fark ettiğimiz anda bütün alışkanlıklarımızın değişmesini de beklememeliyiz. Aynı düşünce yeniden karşımıza çıktığında kendimize tekrar sorabiliriz:
“İsteğimin hangi tarafı şu anda bana uzak geliyor?”
“Neyi kaybedeceğimi düşünüyorum?”
“Kendimle ilgili hangi eski tanımı tekrar ediyorum?”
İsteğimizi belirledik, onu imgeledik ve şimdi o isteğe sahip olmakla ilgili içimizde taşıdığımız kabulleri inceliyoruz.
Yapacağımız çalışma bu: İsteğimizle aramıza koyduğumuz düşünceleri fark etmek, sorgulamak ve bizi o isteğe doğru hareket etmekten alıkoyan tanımları değiştirmek.
Kontrol Sende Kitabımın için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

