Her Türk Sınanmak İçin Doğar!

Önce okul hayatında, sonra hayat okulunda sınanıyoruz. Okul dersleri, üniversite sınavları, kız isteme seansları… Her an bir sınav. Bir zamanlar Reina, Laila gibi eğlence yerlerinin girişi bile sınav seansı gibiydi!
Bahar aylarında çoğumuzun içini sınanma sıkıntısı kaplıyor. Bazılarımız ÖSS’ye, bazılarımız KPSS’ye hazırlanıyor. Sınavlardaki başarı ise yalnızca ne kadar okuduğumuza değil, öğrendiklerimizi ne kadar iyi kullanabildiğimize de bağlı. Ben de başarılı öğrenmek ve öğrenerek başarmak üzerine birkaç şey anlatmak istedim. En başından başlayalım mı?
Gönüllü mü, zorunlu mu öğreniyoruz?
İnsanlar öğrenme konusundaki tavırlarına göre iki gruba ayrılıyor: gönüllü öğrenenler ve zorunlu öğrenenler. Siz gönüllü öğrenen misiniz, zorunlu öğrenen mi? Tahmin edeceğiniz üzere, toplumumuzun çoğunluğu zorunlu öğrenenlerden oluşuyor.
Zorunlu öğrenenler, içten gelen bir istekle değil, dışarıdan gelen baskı ve beklentilerle bir şeyler öğrenmeye çalışır. Aslına bakarsanız, onlar öğrenmez; onlara öğretilir! Sınavı geçmek ya da bir görevi tamamlamak için çalışmak, öğrenmeyi yalnızca zorunluluk hâline getirebilir. Bu durumda bilgi, kişinin merak edip üzerinde düşündüğü bir şey olmaktan çıkıp tamamlanması gereken bir işe dönüşür.
Gönüllü öğrenenler ise meraklarını gidermek için öğrenir; dışarıdan dayatılan bir disiplin yerine içlerinden gelen ilgiyle hareket ederler. Ancak gönüllü öğrenmek de tek başına yeterli değildir. Bu gruptakiler kendi içinde ikiye ayrılır: Yararlı şeyleri öğrenmeye odaklananlar ve yalnızca “ilginç” bulduklarının peşinden gidenler.
Sadece ilginç bulduklarını öğrenenler çok şey bilseler bile hayatta başarı gösteremeyebilir. Dizi izleyicileri de gönüllü öğrenenler sınıfına girer; fakat edinilen her bilgi kişiyi geliştirmez. Önemli olan, öğrenilenlerin ilginç olduğu kadar yararlı olmasıdır. Merak öğrenmeye kapı açar; öğrendiğimiz şeyin hayatımızda neye karşılık geldiğini düşünmek ise o bilgiyi anlamlı kılar.
Okul hayatından hayat boyu öğrenmeye
Okul hayatı bitince hayat okulu başlar. Hayatımızı iki dönem gibi düşünebiliriz: okul hayatı ve hayat okulu. Ömrümüzün yaklaşık dörtte birinin okulda, dörtte üçünün hayat okulunda geçtiği düşüncesi, okulda kazanılanların yaşam boyu süren öğrenmenin yalnızca bir başlangıcı olduğunu hatırlatıyor.
Okul hayatının amacı bizi hayat okuluna hazırlamak. Ne var ki okul müfredatıyla günlük yaşamda ihtiyaç duyduğumuz bilgiler her zaman örtüşmüyor. Bu nedenle okulda öğrendiklerimiz kadar, yeni durumlarla karşılaştığımızda öğrenmeye nasıl devam ettiğimiz de önem taşıyor. Dünya hızla değişirken “öğrenilecekler” menüsü de yenileniyor. Artık hayat boyu öğrenme, öğrenmeyi belli bir döneme sığdırmamak anlamına geliyor; diplomaların son kullanma tarihi de hızla kısalıyor.
Okulda okumayı öğreniyoruz, öğrenmeyi değil! Oysa sınavlarda yalnızca okuma yazma bilmemiz değil, okuduklarımızı ne kadar iyi öğrendiğimiz de test ediliyor. Nasıl okuyacağımızı öğreniyoruz ama nasıl öğreneceğimiz üzerine fazla bir şey okumuyoruz. Bu yüzden öğrenmeyi öğrenme, yani nasıl öğrenmek gerektiğini bilerek aktif biçimde öğrenmek, ayrı bir önem taşıyor. Öğrenme yöntemleri ve süreçleri üzerine düşündükçe kendi öğrenme biçimimizi daha iyi tanıyabiliriz.
Öğrenmeyi, uğruna fazladan çaba harcanan geçici bir iş olmaktan çıkarıp yaşam biçimine dönüştürmek gerekir. Bunun için tek bir sihirli yöntem aramak yerine dikkati, tekrar etmeyi ve konular arasındaki ilişkileri birlikte ele alan etkili öğrenme yöntemleri kullanabiliriz.
Etkili öğrenme ve kalıcı hatırlama için öneriler
Doğru, hızlı ve kalıcı öğrenmek için uyulması gereken pek çok kural var. Aşağıdaki öneriler, öğrenilenleri gözden geçirmeyi ve bilgiyi anlamlandırmayı kolaylaştıran kalıcı öğrenme teknikleri olarak düşünülebilir:
- Öğrenmenin ardından kısa bir tekrar yapın. Öğrenme biter bitmez, ilk 10 dakika içinde yapılan tekrarın bilginin kalıcılığını artırabileceği aktarılır. Konuyu kısaca yeniden gözden geçirmek, yeni öğrenilenleri zihinde tazelemeye yardımcı olur.
- Günün sonunda öğrendiklerinizi hatırlayın. Öğrenilenlerin önemli bir bölümünün 24 saat içinde unutulabildiği düşüncesinden hareketle, uyumadan önce gün içinde edinilen bilgileri tekrar etmek önerilir. Bu, her şeyi baştan çalışmak değil, temel noktaları yeniden yoklamaktır.
- Konuyu bir başkasına anlatın. Birine öğretmek ya da öğretiyormuş gibi açıklamak, hangi noktaları anladığınızı ve nerelerde eksik kaldığınızı görmenizi sağlar. Böylece bilgi, yalnızca okunmuş olmaktan çıkar ve sizin cümlelerinizle yeniden kurulur.
- Yazılı özet çıkarın. Ana düşünceleri kendi ifadelerinizle toparlamak, konuyu daha derin kavramaya yardımcı olur. Özeti hazırlarken önemli noktaları seçmek ve aralarındaki bağı kurmak gerekir.
- Anahtar kelimeler ve veciz sözler belirleyin. Okunan metinden birkaç temel ifade seçip akılda tutmak, konuya dair çağrışımları kolaylaştırabilir. Bu ifadeler, bütün metnin yerine geçmez; hatırlamaya yardımcı işaretlerdir.
- Yeni bilgiyi tekrar edin ve ilişkilerini kurun. İlk kez karşılaşılan bir bilgiyi birkaç kez gözden geçirmek onu akılda tutmayı kolaylaştırabilir. Ardından parçaların birbirleriyle ve konunun bütünüyle nasıl ilişkili olduğunu düşünmek, bilgiyi sistematik biçimde kaydetmeye ve hatırlamaya yardım eder.
- Okumaya hazırlanmak için kısa bir başlangıç rutini oluşturun. Beynin öğrenme öncesinde bazı “ısınma hareketleri” ile okuma sürecine hazırlanması gerektiği fikri, dikkati konuya yöneltmenin önemini vurgular. Amaç, okumaya geçmeden önce zihni öğrenmeye hazırlamaktır.
- Tekdüzeliği fark edin. Metinde, beynin yorgunluğunun fiziksel yorgunluktan çok monotonluktan kaynaklandığı belirtilir. Uzun süre aynı tekdüze şeye odaklanmak öğrenme gücünü zayıflatabilir. Bu nedenle çalışırken dikkatin dağıldığını fark etmek ve öğrenme biçimini gözden geçirmek yararlı olabilir.
Unutmayın ki, “(B)ilgi” beş harflidir; beşte dördü ilgidir! İlgi, öğrenmeye yönelten başlangıçtır; tekrar ve düşünme ise bu ilgiyi daha sağlam bir kavrayışa dönüştürmeye yardımcı olur. Etkili öğrenme de yalnızca çok bilgi toplamak değil, öğrendiklerimizi anlamak, hatırlamak ve gerektiğinde kullanabilmektir.
Son olarak öğrenme konusunda Konfüçyüs’ün bilgece bir sözünü hatırlatmak isterim: “Düşünmeden öğrenmek gereksiz, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir.”
Yazarın “Kesintisiz Öğrenme” kitabından özetlenmiştir.
Yazarı: Mümin Sekman
Kaynak: www.muminsekman.com
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







