Sen Sevginin Işığısın
Bugüne yeniden doğan sana, merhaba…
Sen sevginin ışığısın.
Herkes bizim istediğimiz gibi değil, olduğu ve olmayı seçtiği gibidir. Bu gerçeği hatırlamak, yargılamadan yaşamak için atılabilecek ilk adımlardan biridir. Çünkü çoğu zaman karşımızdaki kişiyi anlamaya çalışmadan, onun nasıl davranması gerektiğine kendi ölçülerimizle karar veririz.
Yargılarımız nasıl büyür?
Yargılarımız… Çocukluğumuzdan beri bizimle birlikte büyüyen, zamanla gürbüzleşen düşüncelerimiz. Yargı sistemimiz öylesine gelişmiştir ki etrafımızda ne olursa olsun, aklımıza ilk gelen çoğu kez bir değerlendirme olur. Birinin sözünü, görünüşünü ya da seçimini hemen doğru-yanlış, güzel-çirkin diye sınıflandırırız.
Yargılarla dolu günlerimize bir göz atalım: “Babam da bağırmadan konuşamaz”, “Annem de laftan anlamaz, sürekli dırdır eder”, “Bu kadın ne kadar çirkin, makyaj yapsa ne olur ki”, “Şu adama bak, o boyla o arabaya hiç yakışmış mı?”, “Bu adamın doğru bir iş yaptığı yok”.
Bu örneklere siz daha binlercesini ekleyebilirsiniz. Her biri, karşımızdakini olduğu hâliyle görmek yerine onu kendi beklentilerimize göre ölçtüğümüzü gösterir. Bir düşünce aklımızdan geçti diye onun kesin gerçek olduğunu kabul etmek zorunda değiliz; bazen yalnızca durup bunun bir yargı olduğunu fark etmek bile bakışımızı yumuşatır.
İnsanları olduğu gibi kabul etmek
Biri size “Kahve mi, çay mı içersiniz?” diye sorduğunda cevabınız kahve de olabilir, çay da. Bu, yalnızca bir tercihtir. Tercihinizi açıklamak için ötekinin yanlış olduğunu kanıtlamanız gerekmez. Hiç “Çilek niye kırmızıdır?” diye sorgular mısınız? Çoğu zaman yaptığınız, çileğin lezzetini düşünmektir.
Kişileri ve olayları oldukları gibi kabul ettiğinizde de hayatınız lezzetlenir. İnsanları olduğu gibi kabul etmek, onların her davranışını doğru bulmak ya da kendi tercihlerinizi yok saymak değildir. Buradaki çağrı, başkalarını yargılamadan kabul etmeye; önce onları kendi beklentilerimizle değiştirmeye çalışmadan görmeye yöneliktir. Anlamak için alan açtığımızda, farklılıkları hemen kusur sayma ihtiyacımız da hafifleyebilir.
İnsanları değiştirmeye çalışmadan kabul etmek, onları bizim istediğimiz kişilere dönüştürme çabasından vazgeçmektir. Çünkü herkes bizim istediğimiz gibi değil, kendi istediği ve seçtiği gibidir. Başkasının yerine karar veremeyiz; ama ona nasıl baktığımızı ve kendi seçimlerimizde nasıl bir tutum benimsediğimizi fark edebiliriz.
Yargılamanın mutsuzluğa etkisi
Birini durmadan düzeltmeye, davranışlarını kendi ölçümüze uydurmaya çalıştığımızda, çabamız çoğu zaman bizi yorar. İşin sonunda mutsuz ve huzursuz olabiliriz. Yargılamanın mutsuzluğa etkisi biraz da burada görünür: Dikkatimiz sürekli başkalarının neyi yanlış yaptığına takılırken, kendi iç dünyamıza bakmayı ve o anı yaşamayı unutabiliriz.
Bunca yargının içinde kendinizi de unutmayın. Her şeyi değerlendiren bir “yargı makinesi” hâline geldiğinizi fark ettiğinizde kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Şu anda gerçekten ne oluyor, ben buna hangi anlamı ekliyorum? Bu soru, bir hüküm vermeden önce düşüncenize mesafe kazandırabilir. Yargılamadan yaşamak, hiç düşünmemek değil; düşüncelerimizi tek gerçek saymadan, daha açık bir yerden bakmayı denemektir.
Sevginin ışığında kendi yolunda kalmak
Yaydığımız frekansa uygun olanlar bizimle hayat yolunda dansa devam eder, uymayanlar ise farklı yollarda ilerler. Bu ifade, herkesin aynı yolu seçmesi gerekmediğini hatırlatan bir benzetme gibi düşünülebilir. Yolların ayrılması, birinin mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmez; bazen insanların tercihleri ve yönleri farklıdır.
Evrensel aşk tadında kaldığımız sürece etrafımızdakiler ve içinde soluduğumuz olaylar bu frekansta seyredecektir. Kendinize ve çevrenizdekilere sevgiyle bakın; farklılıkları hemen yargılamak yerine, onları oldukları hâliyle görmeye çalışın. Kendinize aşk ile bakın…
Alıntıdır






