Aile Dizim Çalışması

Kendinizi ve ailenizi sevgiyle, yargılamadan anlamaya hazır mısınız? Bu çalışma, aile soyağacınıza bakarak aile üyelerini ve yaşanmış deneyimleri kabul etmeye yönelik bir arınma uygulamasıdır. Buradaki yaklaşım, aile dizimi ve aile soyağacı üzerine düşünürken suçlama, yargılama ya da acıma duygularına kapılmadan sevgi ve dengede kalmaya dayanıyor. Hazırsanız başlayalım; adımları dikkatle takip edin.

Çalışmaya başlamadan önce şu niyeti söyleyin:

“Sevgide ve dengede kalmayı seçiyorum. Okuduğum bilgilerin ve yapacağım arınma çalışmalarının içimde yer etmesine; yaşamımda iyileşmeye hizmet etmesine niyet ediyorum. İzin veriyorum, kabul ediyor ve onaylıyorum.”

Aile dizimi nasıl yapılır? Önce aile soyağacınızı çizin

Bu uygulamada, yazarın “ruhun dili” olarak nitelendirdiği iyileştirici cümlelerden yararlanılıyor. Bir kâğıdın alt orta bölümüne kendi adınızın ilk harfini yazın. Harfin üstünden yukarı doğru kısa bir çizgi çekerek anne ve babanızı A ve B harfleriyle gösterin. Anne ve babanızın üstüne de onların anne ve babalarını yerleştirin; bu kişileri büyük anne ve büyük baba olarak işaretleyin. Aynı şekilde, her iki ebeveyn kolundan önceki kuşaklara doğru çizgiler ekleyerek aile soyağacınızı oluşturun.

Bu çizim, aile dizimi çalışması boyunca önünüzde tutacağınız bir hatırlatıcıdır. Kaynak metindeki öneriye göre kâğıdı saklayın ve 21 gün boyunca her gün aile üyelerinizi sevgiyle anmaya zaman ayırın. Söylerken cümleleri yalnızca tekrarlamak yerine anlamını hissetmeye çalışın:

“Aile soyağacımda herkes ait olduğu yerde yerini aldı. Herkesi ve yaşadıkları tüm deneyimleri sevgiyle ve saygıyla kabul ediyorum. Aile soyağacımda yer alan, beni ben yapan her kişiye teşekkür ediyorum.”

Aile dizimi ve aile soyağacı: Sevgi düzeni yaklaşımı

Bu çalışmanın temel düşüncesine göre aile soyağacında büyük ebeveynlerden ebeveynlere, onlardan da çocuklara doğru bir sevgi akışı vardır. Aileden biri zor bir deneyim yaşadığında ve bu nedenle dışlandığında ya da kabul görmediğinde, bu akışın bozulduğu düşünülür. Örneğin evlilik dışı bir ilişki, istenmeyen bir hamilelik, cinsel saldırı ya da başka ağır bir deneyim nedeniyle bir aile üyesinin “yüz karası” ilan edilip aileden uzaklaştırıldığını varsayalım. Bu yaklaşım, o kişinin ailedeki yerinin yok sayılmasının sonraki kuşaklarda da etkiler bırakabileceğini öne sürer.

Metindeki bakış açısına göre, dışlanmış bir aile üyesinin yaşadığı duygular başka bir kuşaktaki kişi tarafından farkında olmadan temsil edilebilir. Bu, kesin bir kural ya da bilimsel açıklama olarak değil, aile ilişkilerini ve yaşanmış deneyimleri anlamlandırmaya yönelik bir yaklaşım olarak ele alınmalıdır. Buradaki temel çağrı, insanları ve başlarından geçenleri yargılamadan görmeye çalışmaktır.

Bu düşüncede sevgi düzeninin önemli bir ilkesi, anne ve babanın çocuğa yaşam vermesi, çocuğun da yaşamı onlardan almasıdır. Yazar bunu “Babalar yaşamın başlangıcı, anneler sevginin kökenidir” sözleriyle ifade ediyor. Çocuğun kendisini ebeveynlerinden üstün ya da onlarla eşit konumda görmesinin akışı bozabileceği anlatılıyor. Aile tablonuzda kendinizi anne ve babanızın üzerine ya da aynı hizaya değil, onların altına yerleştirmeniz bu düşünceyi görsel olarak ifade eder. Yazarın yaklaşımına göre kişi ait olduğu yerde durduğunda sevgi ve huzur akışını kabul etmeye açılır. Bu düzene “sevgi düzenleri” deniyor.

Anne ya da babanın erken ölümü, bir çocuğun kaybı, düşükler, kürtajlar, boşanmalar, aileden dışlanma ve yaşanmış haksızlıklar bu düzende kırılma nedeni olarak anılıyor. Metin, aileyle birlikte doğulan toprağı, yaşanılan yeri ve ulusu; farklı dinleri, dilleri ve deneyimleri de yargılamadan kabul etmenin önemini vurguluyor.

aile dizimi

Ebeveynleri ve geçmişi kabul etmek

Bu yaklaşımda anne ve babayı kabul etmek, onların davranışlarını onaylamak ya da yaşanmış zararları önemsiz saymak anlamına gelmez. Metnin vurgusu, yaşamı bize aktaran kişilerin aile içindeki yerini inkâr etmemek üzerinedir. Ebeveynler alkol bağımlılığı, hırsızlık, şiddet ya da çocuklar arasında ayrımcılık gibi davranışlarda bulunmuş olsalar bile, bu gerçekler kişinin kendi güvenliğini koruma ve yaşananları adlandırma hakkını ortadan kaldırmaz. Kabul etmek, olanı olduğu gibi görmeye çalışmaktır; incitici davranışları mazur göstermek değildir.

Yazar, anne ve babanın yanı sıra onların ebeveynlerinden gelen yeteneklerin, becerilerin, bilgi ve deneyimlerin de kuşaklar arasında aktarıldığını hatırlatıyor. “Babam benim için yeterince iyi değildi” ya da “Annem beni yeterince sevmedi” diye düşünmenin, kişinin kendisini de yetersiz görmesine yol açabileceğini savunuyor. Bu nedenle metin, ebeveynleri reddetmekle verilmiş yaşamı reddetmek arasında bir bağ kuruyor ve okuyucuya şu soruyu yöneltiyor: Olanı reddettiğimizde, yaşamın kendisine de hayır demiş olur muyuz?

Bize verilen yaşam armağanının, anne ve babamızdan önceki kuşakların deneyimlerini de taşıdığı düşüncesi bu anlatının önemli parçalarından biridir. Yazar, aile üyelerine kendi yerlerini vermenin ve kişinin bu aile içindeki konumunu kabul etmesinin yaşamın kaynağına açılmak anlamına geldiğini ifade ediyor. Buradan şu soru doğuyor: Geçmişi ve aile bağlarımızı yok sayarken bu yaşamda nasıl mutlu olmayı ve iyileşmeyi bekleyebiliriz?

Dışlanma, denge ve atalardan gelen aile kalıpları

Bu anlatıda aileden biri haksız yere dışlandığında, sonraki kuşaklardan bir kişinin benzer bir deneyim yaşayarak dengeyi kurmaya çalışabileceği düşünülür. Kişinin bir aile üyesinin kaderine “dolanması”, onun sorumluluklarını paylaşması ve farkında olmadan onu savunması olarak açıklanır. Atalardan gelen aile kalıpları da bu çerçevede, kuşaklar boyunca tekrar ettiği düşünülen deneyimler ve duygular olarak ele alınır.

“Dede limon çalmış, torunun dişi kamaşmış” sözü ya da “Amcası gibi kısmetsiz”, “Halasına çekmiş, o da dul kaldı” gibi aile içinde duyulan yorumlar, bu aktarım fikrini anlatmak için kullanılan örneklerdir. Metin, insanların atalarının duygularını ve enerjilerini üstlenebileceği görüşünü dile getiriyor. Bu ifade, yazarın yaklaşımına ait bir yorumdur; sağlık veya psikolojik destek alma ihtiyacının yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için tıbbi ya da ruh sağlığı desteğine ihtiyaç duyuyorsanız profesyonel yardım alın.

Ölmüş yakınların kaybını kabul edememek de bu düşünce içinde sevgi düzenini etkileyen bir durum olarak anlatılıyor. “Bu neden bizim başımıza geldi?”, “Daha çok gençti” ya da “Bu hastalık neden bizi buldu?” gibi sözlerle ölümün inkâr edilmesi, yaşayan kişilerde suçluluk duygusu yaratabilir. Metnin yaklaşımı, kaybedilen kişiyi ve yaşanan acıyı yok saymak yerine, onları aile öyküsünün bir parçası olarak görmeye davet ediyor.

Yazarın güçlü sorusu şu: Kendi soyağacımızda neler yaşandığını bilmeden, geçmişteki kişileri kim oluyoruz da yargılıyor ya da suçluyoruz? Büyük büyük atalarımızın kim olduğunu, hangi koşullardan geçtiğini bütünüyle bilemeyiz. Metindeki “Biz her şeyiz” vurgusu, geçmiş kuşaklarda birbirinden çok farklı yaşamların bulunabileceğini ve hiçbir aile öyküsünün bütünüyle bilinmediğini hatırlatıyor. Belki bugün aile içinde anlaşılmamış ya da dışlanmış birini temsil ettiğimizi düşünüyoruz; belki de bir amcanın, büyükbabanın veya başka bir aile üyesinin hikâyesiyle özdeşleşiyoruz. Bu çalışma, söz konusu duyguları fark edip onlardan arınmaya niyet etmeyi amaçlıyor.

Aile dizimi çalışması: Arınma uygulaması

Aile soyağacı çiziminizi önünüze alın. Aşağıdaki metin, aile geçmişinde neler yaşandığını her zaman bilemeyebileceğimiz düşüncesinden hareket ediyor. Yazar, çalışmayı yaparken yalnızca okumayı değil, söylenenleri hissetmeye odaklanmayı öneriyor. Metindeki dua ve niyet ifadeleri yazarın kişisel yaklaşımını yansıtır; size uygun gelmeyen bir ifadeyi kullanmak zorunda değilsiniz.

“Bu çalışma için Yaratıcı kaynak Allah’a dua ediyor ve yardım diliyorum. Şu ana kadar kendimle, ailemle, soyağacımda yer alan kişiler ve olaylarla ilgili yaptığım yargılamaları, suçlamaları, reddedişleri ve dirençlerimi; öfkemi ve kızgınlığımı sevgiyle bırakmaya niyet ediyorum.”

“İlgili tüm kişilerden özür diliyorum. Kendimi bağışlıyor ve affediyorum. Bugün yaptığım arınma çalışmasının, benimle birlikte soyağacımda yer alan kişi, olay ve durumlara yönelik bakışımı iyileştirmesine niyet ediyorum. Atalarımdan gelen aile soyağacımı şimdi görebiliyorum. Bildiğim ya da bilmediğim olaylar nedeniyle bazı kişilerin ait oldukları yerde görülmediğini; sevgi ve huzur akışının kesildiğini düşünüyorum.”

Aile geçmişinizi düşünürken aşağıdaki durumların yaşanmış olabileceğini göz önünde bulundurun. Bu liste, ailenizde bunların mutlaka yaşandığını iddia etmez; bilinmeyen deneyimleri de yargısızca hatırlamaya yönelik bir çerçeve sunar:

  • Ebeveynlerin ya da büyük ebeveynlerin erken ölümü; çocukların veya gençlerin ölmesi, öldürülmesi, kaza, cinayet ya da intihar sonucu yaşanan kayıplar; hapis, sürgün ve savaş deneyimleri; şehitler ve gaziler.
  • Düşükler, kürtajlar, ölü doğumlar, evlat edinme ve evlatlık verilme; ailede “yüz karası” olarak görülme ya da bu rolü oynamaya zorlanma.
  • Açlık, yoksulluk, sefalet, kölelik ve işkence; kaybedilen zenginlikler, iflaslar, hacizler, haksız kazançlar ve haksızlığa uğrama.
  • Mutsuz, gerçekleşmemiş ya da reddedilmiş evlilikler; boşanmalar, ayrılıklar, dulluk, kavuşulamayan aşklar, üvey ebeveynler ve çocuklar; çoklu evlilikler, terk edilme ve zorla ya da görücü usulüyle yapılan evlilikler.
  • Evlilik dışı ilişkiler, hamilelikler ve doğumlar; cinsel taciz, tecavüz, ensest, duygusal veya fiziksel şiddet; aldatma, sadakatsizlik ve bağımlılıklar.
  • Din, dil, ırk veya mezhep ayrımı; doğulan toprakları reddetme, kan davaları ve töre cinayetleri; aileden ya da toplumdan dışlanma.
  • Fiziksel, ruhsal veya ölümcül hastalıklar; bakıma muhtaçlık, engellilik, Down sendromu, yaşlılık ve güçsüzlük nedeniyle istenmeme ya da dışlanma.
  • Utanç duyulan veya kabul edilmeyen olaylar; hırsızlık, bağımlılık, alkol, kumar ya da uyuşturucu sorunları; çevrenin beklentilerine göre yaşama ve kişisel isteklere alan tanınmaması.
  • Kayıplar, üzüntüler, acılar ve isyanlar; zengin ya da yoksul olduğu için dışlanma; mirasla, parayla veya ilişkilerle ilgili çatışmalar.

“Bütün bu durumları ve bunları yaşayan ya da yaşatan kişilerin aileden dışlanmış olabileceğini şimdi görebiliyorum. Yaşanan deneyimlerin kabul, sevgi, şefkat, anlayış ve saygı beklediğini kabul ediyorum. Soyağacımda bilerek ya da bilmeyerek reddedilen, yargılanan, suçlanan, baskı altında kalan, yalnızlık, acı veya korku yaşayan; güçsüz, değersiz ya da başarısız görülen; hastalığı, yaşı, görünüşü, inancı, kökeni veya seçimleri nedeniyle dışlanan kişileri, yaşadıkları duygu ve korkularla birlikte şimdi olduğu gibi kabul ediyor ve kalbimde onlara sevgiyle yer veriyorum.”

“Bütün bu kişiler benim atalarım. Şimdi onları soyağacımda ait oldukları yerlere yerleştiriyorum. Onları ve yaşadıkları deneyimleri sevgiyle kucaklıyorum. Atalarımın yaşadığı ülkelere ve topraklara da kalbimde sevgiyle yer veriyor, saygı duyuyorum.”

“Atalarıma duyduğum sevgi ve saygıdan, onlara olan gizli bağlılık ve sadakatimden dolayı kendimi özdeşleştirdiğim duygu ve deneyimleri fark ediyorum. Bu duygulardan özgürleşmeye ve şifalanmaya niyet ediyorum. Aile soyağacımda yaşanmış olaylara ait duygu, düşünce, inanç, korku ve endişeleri sevgi ve saygıyla ait oldukları kişilere ve yerlere bırakıyorum. Bugüne kadar bütün bedeller ödendi; yaşanması gereken her şey yaşandı ve bitti. Soyağacımda yer alan herkesin kendi deneyimlerinin sorumluluğunu alarak ait olduğu yerde durduğunu kabul ediyorum.”

“Ben dâhil, bundan sonra aile soyağacımda yer alacak herkes kendi hayatından sorumlu ve özgür. Ailemdeki kişileri ve yaşadıkları deneyimleri olduğu gibi kabul ediyorum. Sizleri seviyor ve saygı duyuyorum. Yaşadığınız deneyimlerle ve kaderinizle uygun gördüğünüz biçimde baş edeceğinize güveniyorum.”

Çalışmanın sonunda, aile üyelerini ve yaşanmış deneyimleri yargılamadan görme niyetinizi hatırlayın. Bu uygulama profesyonel tıbbi veya psikolojik desteğin yerine geçmez; ihtiyaç duyduğunuzda uygun bir uzmandan yardım alın.

Bekir Meleklioğlu
Mutlu Yaşam Akademisi

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler