Stresle İyi Geçinmek

Hayatımız büyük bir koşturmaca içerisinde geçiyor. Gün içinde pek çok şeyle meşgul oluyor; yapılması gereken işleri, uyulması gereken kuralları ve yetiştirilmesi gereken ödevleri tamamlamaya çalışıyoruz. Bir şeyleri yetiştirme telaşı içinde yaşarken stres de gündelik hayatımızın sık sık konuştuğumuz konularından biri hâline geliyor. Bir dönem Google’da “stres” araması yapıldığında milyonlarca sonuçla karşılaşılması da bu kavramın ne kadar çok gündemimizde olduğuna dair çarpıcı bir örnekti. Dile kolay, beş milyon.
Peki gerçekten çok mu kötüdür bu stres? Bize sıkıntı yaşatan bu tepki gerçekte nedir; hayatımıza kim, nasıl sokmuştur? Bu “düşmana” karşı ne yapabiliriz? Bu soruları kendimize sormak, stresin yalnızca korkulacak bir şey olduğu düşüncesini yeniden gözden geçirmemize yardımcı olabilir.
Stresin nedenleri ve etkileri nelerdir?
Stres, vücudumuzun içsel ya da dışsal uyaranlara verdiği bir tepki olarak düşünülebilir. Hayatımızda meydana gelen değişiklikler dışsal stres kaynakları arasında yer alır. Okul ya da şehir değiştirmek, terfi etmek gibi gelişmeler, olumlu veya zorlayıcı yönleriyle yeni bir duruma uyum sağlamamızı gerektirir. İçsel kaynaklar ise yaşadığımız fiziksel ve ruhsal sıkıntılardır. Dolayısıyla stresin nedenleri ve etkileri kişiden kişiye, karşılaşılan durumun niteliğine ve kişinin o durumla nasıl baş ettiğine göre farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.
Bir değişiklikle karşılaştığımızda farklı tepkiler verebiliriz. Yaşanan sıkıntıyı aşmaya çalışmak, yeni duruma uyum sağlamayı ve zamanla rahatlamayı beraberinde getirebilir. Bu rahatlama, kişinin kendisini daha olgun ve özgüvenli hissettiği bir aşamaya dönüşebilir. Ardından yeni kararlar ve değişiklikler gündeme gelir; böylece döngü yeniden başlar. Bir değişim tamamlandığında her şeyin sonsuza dek sakin kalması gerekmez. Hayatın akışı içinde başka bir değişiklik, stresi bu kez farklı bir düzeyde yeniden ortaya çıkarabilir.
Stres her zaman zararlı mıdır?
Hayır; stres her zaman kötü değildir. Yazarın vurguladığı gibi, stresin belirli bir düzeyde olması insanın hedefine odaklanmasına, uyanık kalmasına ve karşısındaki engeller için çözüm aramasına yardımcı olabilir. Bazen daha hızlı düşünmek ve bir duruma hazırlıklı olmak da bu tepkinin işlevsel yanları arasında görülebilir. Zorlukların içinden geçtikçe, önceden büyük görünen bazı sorunların daha yönetilebilir olduğunu fark ederiz. Bu deneyim, ileride benzer durumlarla karşılaştığımızda kendimize duyduğumuz güveni de destekleyebilir.
Ancak buradan stresin her koşulda iyi olduğu sonucu çıkmamalı. Yazının temel mesajı, onun hayatın doğal bir parçası olabileceği ve diğer pek çok şey gibi fazlasının yorucu hâle gelebileceğidir. Önemli olan, her türlü zorlanmayı yok etmeye çalışmak değil; yaşadığımız tepkiyi fark etmek, bize ne anlattığını anlamaya çalışmak ve yaşamımızda denge kuracak küçük değişikliklere yer açmaktır.
Stresi hayatımıza kim sokmuştur?
Hayatın doğal döngüsünün bir parçası olarak ele aldığımız stresi birinin hayatımıza soktuğunu söylemek kolay değil. Pankreasımızdan söz edilene kadar onu çoğu zaman düşünmememiz gibi, stres de üzerine sık sık konuşulmadığında zihnimizde bu kadar yer kaplamayabilirdi; kim bilir? Bu benzetme, yaşadığımız durumun yanı sıra ona verdiğimiz dikkatin ve onu nasıl adlandırdığımızın da deneyimimizi etkileyebileceğini düşündürüyor.
Metinde, bazı topluluklarda doğum sancısının bulunmadığına ilişkin aktarılan gözlem de bu noktayı düşündürmek için anılıyor. Bu örneği tek başına kanıt gibi sunmak yerine, yaşantılarımızı tarif etmek için kullandığımız kavramların düşüncelerimizde nasıl yer tuttuğunu sorgulayan bir çağrı olarak okumak daha yerinde olur. Stresi sürekli “korkunç” ve yenilmesi gereken bir düşman gibi anlatmak, sınav ya da başka bir zorlanma karşısında ona dair beklentimizi de ağırlaştırabilir. Peki bu tepkiyi yalnızca kötü diye nitelemek, onunla ilişkimizi gerçekten kolaylaştırıyor mu?
Stresle başa çıkma yolları: Küçük değişikliklerle başlamak
Ben şahsen stresle savaşma taraftarı değilim. Ona karşı olmak yerine, hayatımızdaki yerini ve doğal bir tepki olabileceğini kabullenmekten yanayım. Bizi geliştirebileceğini düşündüğümüz bir şeyi bütünüyle ortadan kaldırmaya çalışmak ne kadar doğru olabilir? Kabullenmek, yaşanan her sıkıntıya razı olmak anlamına gelmez. Daha çok, önce durumun varlığını fark edip ardından yaşamımıza nelerin iyi gelebileceğini seçmek demektir. Stres yönetimi de bu bakışla, tek bir çözüm aramaktan ziyade kişiye uygun küçük değişikliklere alan açmak olarak düşünülebilir.
Burada sözünü ettiğim değişiklikler büyük kararlar olmak zorunda değil. Gün içinde kısa egzersizlere yer vermek, uzun zamandır başlamak istediğimiz bir hobiye yönelmek ya da problem çözme becerilerimizi geliştirmeye çalışmak seçeneklerden bazılarıdır. Doğru nefes almayı öğrenip uygulamak veya günde 5–10 dakikayı kendi iç dünyamıza ayırmak da denenebilecek küçük adımlardır. Yazar, bu içsel zaman için oto hipnozu öğrenmekten de söz ediyor.
Bu seçeneklerin hepsini aynı anda yapmak gerekmez. İçlerinden bize en uygun olanı seçip günlük yaşantımıza dâhil etmek, değişimi başlatmak için yeterli bir ilk adım olabilir. Bir adımın işe yarayıp yaramadığını anlamak için de kendimize zaman tanıyabilir, ihtiyacımıza göre başka bir küçük değişikliği deneyebiliriz. Stresle başa çıkma yolları kişiden kişiye değişebilir; önemli olan, onu düşman ilan etmeden kendi yaşamımızda daha rahat bir alan oluşturabilmektir.
Değişim ve gelişim çoğu zaman yeni durumlarla karşılaşmamızı, bu durumları aşmaya çalışmamızı ve yeniden denge bulmamızı gerektirir. Bu döngüde stresin ortaya çıkması hayatın akışının bir parçası olabilir. Onu bütünüyle yok etmeye çalışmak yerine tanımak ve bize uygun küçük adımlarla yaşamımızı düzenlemek, onunla daha iyi geçinmenin bir yolu olabilir.
Psk. Dan. İzzet Zülküf Çelik
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







