Papatya ve Kelebek: Seviyor mu, Sevmiyor mu?

Papatya ve kelebek hikayesi, birbirlerini seven ama duygularını söylemeye cesaret edemeyen iki canlının hüzünlü öyküsüdür. Papatya yapraklarına sorulan “Seviyor mu, sevmiyor mu?” sorusuna da kendi hikâyesiyle bir cevap verir: Bazen insan, karşısındakinin ne hissettiğini bilmeden ve kendi duygularını dile getiremeden zamanın geçip gitmesine izin verir.

Papatya ve kelebek hikayesi: Vadide başlayan karşılaşma

Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleriyle beslenmiş; ne bulursa yemiş. Yeterince büyüyünce kendine güvenli bir yer bulup bir koza örmüş. Kozasında geçirdiği uzun zamanın sonunda rengârenk kanatlı bir kelebeğe dönüşmüş.

Uçabiliyor olmanın mutluluğuyla dağları, tepeleri aşmış; ormanın her yanını dolaşmış. Derken rengârenk çiçeklerle dolu bir vadiye ulaşmış. Etrafına şaşkınlıkla bakarken vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış; ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. İçinden, “Ne muhteşem bir çiçek,” diye geçirmiş.

Vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip papatyanın yanında soluğu almış. “Merhaba,” demiş. “Sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.”

Nazlı papatya konuğuna şöyle bir bakmış: “Merhaba, ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.” Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek hayat hikâyesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı ve tepeleri anlatmış; papatya da kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar.

Seviyor mu sevmiyor mu hikayesi: Söylenemeyen duygular

Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Geceleri birlikte yıldızları ve ateş böceklerinin dansını seyretmişler. Gündüzleri ise kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Bu küçük paylaşımlar, aralarındaki yakınlığı her geçen gün artırmış.

Minik kelebek papatyayı çok sevmiş; öyle ki yanından ayrılamaz olmuş. Fakat onun da kendisini sevip sevmediğini merak etse bile bunu sormaya cesaret edememiş. Papatyayı kırmaktan, incitmekten ve soracağı soru yüzünden onu kaybetmekten korkmuş.

Papatya da kelebeği çok sevmiş. Ama duygularının karşılık bulmayacağından ve sevgisini söylemesi hâlinde kelebeği kaybedeceğinden çekinmiş. Böylece iki sevgili yan yana durmuş, sürekli sohbet etmiş; ancak en çok söylemek istedikleri şeyi birbirlerine söyleyememişler. Sessizlikleri sevgisizlikten değil, sevdiklerini kaybetme korkusundanmış.

Saatler saatleri kovalamış, günler geçmiş. Hikâyenin bu bölümünde, kelebeklerin ömrünün yalnızca üç gün olduğu söylenir. Kelebek artık zamanının kalmadığını ve gücünün tükendiğini anlayınca papatyaya dönmüş: “Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek.”

Papatya şaşırmış: “Neden? Yoksa benim yanımda mutsuz musun?”

“Hayır,” demiş kelebek. “Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.” Papatya çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş.

Kelebek ile papatyanın aşk hikayesi nasıl sonlanıyor?

Kelebek, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde son bir gayretle, “Seni seviyorum,” diyebilmiş. Papatya donakalmış. Kelebeğin ardından yalnızca “Ben de…” diyebilmiş ve gözyaşlarına boğulmuş. İçinden, “Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim,” diye geçirmiş.

Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra dökülmeye başlamış. Her düşen yaprakta içinden “Seviyormuş…” demiş. Bu, papatyanın yapraklarıyla seviyor sevmiyor hikayesi olarak anlatılan geleneğe öykü içinde verilen hüzünlü bir açıklamadır: Papatyanın her yaprağı, dile getirilemeyen bir sorunun cevabına dönüşür.

İşte o günden beri âşıklar, sevgililerine soramadıklarını papatyalara sormuş: “Seviyor mu, sevmiyor mu?” Papatya ve kelebeğin hüzünlü aşk hikayesi, yalnızca karşılıklı sevgiyi değil, söylenmeyen sözlerin ve kaçırılan zamanın pişmanlığını da anlatır. Kelebekle papatya birbirlerini sevmiş, fakat bu sevgiyi ancak ayrılık yaklaşınca paylaşabilmiştir. Hikâyenin sonunda insanın aklında kalan soru belki de şudur: Sevdiğimizi söylemek için neden hep son ana kadar bekleyelim?

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler