Ruh, Beden ve Zihin Dengesi

Ruh, beden ve zihin, insanı oluşturan muhteşem bir bütündür. Huzurlu ve güzel bir hayat yaşayabilmek için bu üç alanın birbiriyle uyum içinde olması gerekir. Ruh beden zihin dengesi, yalnızca bedenimizin ihtiyaçlarını karşılamakla değil; duygularımızı fark etmek, zihnimizin ürettiği düşünceleri anlamak ve ruhsal ihtiyaçlarımızı da gözetmekle ilgilidir.

Peki bu denge neden önemlidir ve ruh beden zihin dengesi nasıl sağlanır?

İnsan yalnızca bedenden, düşüncelerden ya da duygulardan oluşmaz. Bedenimizin ihtiyaçları, duygularımız, zihnimizin ürettiği düşünceler ve yaşam boyunca edindiğimiz kayıtlar birbirini etkiler. Bu alanlardan birini sürekli ihmal ettiğimizde yaşamımızdaki denge de bundan etkilenebilir.

Önce bedenden başlayalım.

Allah kâinatı yaratırken her şeyi bir nizam ve intizam içerisinde yaratmıştır. Bu düzen binlerce yıldır devam etmektedir. Canlıların temel yapı taşı hücredir ve yaşamın temel programlarından biri hayatta kalmak, soyunu devam ettirmektir.

Yaradan canlıları bir taraftan etten kemikten yaratmış, diğer taraftan içlerine hayatta kalmalarını sağlayacak bir program yerleştirmiştir. İnsanın ise bedensel varlığının yanında ruhsal ve zihinsel bir yönü vardır.

“Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman siz hemen onun için secdeye kapanın.”
Hicr, 29

Ben ruhu, insanın özü ve soyut yönü olarak ele alıyorum. Zihin ise yaşadıklarımızı anlamlandırmamıza, değerlendirmemize ve davranışlarımızı şekillendirmemize yardımcı olan yönümüzdür.

Beden somut dünyadaki varlığımızken ruh soyut yönümüzdür. Zihin de bu ikisiyle çevremiz arasında bağlantı kurar. Ruh beden zihin arasındaki ilişki, bu alanların birbirinden kopuk olmadığını ve birindeki yaşantının diğerlerini de etkileyebildiğini gösterir. Üç alanın birbirini desteklemesi, benim burada sözünü ettiğim ruh beden zihin uyumunun temelidir.

ruh beden zihin dengesi

Ruh Beden Zihin Uyumu Nasıl Oluşur?

Bedenimizin yaşamını sürdürebilmesi için suya, yiyeceğe, havaya, uykuya ve harekete ihtiyacı vardır. Ruhsal dünyamızın ihtiyaçları ise daha soyuttur: Sevgi, güven, ait olma, anlamlandırma ve duygularımızı yaşayabilme bunların başında gelir.

Zihnin önceliklerinden biri hayatta kalmaktır. Bu nedenle temel bedensel ihtiyaçlarımız karşılanmadığında diğer ihtiyaçlarımız geri planda kalabilir. Karnı çok aç olan bir insanın önceliği yemek bulmaktır; böyle bir anda oturup güneşin batışını büyük bir keyifle seyretmesi kolay değildir. Önce beden kendini güvence altına almak ister.

Temel ihtiyaçlar karşılandıkça sevgi, ait olma, saygınlık ve kendini gerçekleştirme gibi başka ihtiyaçlar daha görünür hâle gelir. Bu yaklaşım, psikolog Abraham Maslow’un 1943 yılında ortaya koyduğu ihtiyaçlar hiyerarşisiyle de benzerlik gösterir. Maslow insan ihtiyaçlarını genel olarak fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik, sevgi ve ait olma, saygınlık ve kendini gerçekleştirme şeklinde sınıflandırmıştır. Model daha sonra farklı şekillerde tartışılmış ve geliştirilmiş olsa da insanın yalnızca tek bir ihtiyaca sahip olmadığını göstermesi açısından önemlidir.

Benim burada üzerinde durmak istediğim nokta da tam olarak budur: Bedenin ihtiyaçlarını karşılamak tek başına yeterli değildir. İnsanın ruhsal ve duygusal ihtiyaçlarının da farkında olması gerekir.

Ruhsal ve Duygusal İhtiyaçlar Nelerdir?

Ruhun ihtiyaçları bedeninkiler kadar somut değildir. Ben ruhun en önemli besin kaynaklarından birinin duygularımız, özellikle de sevgi olduğunu düşünüyorum. Sevgi ve güven ihtiyacımızı fark etmek, kendimizi ve başkalarıyla kurduğumuz ilişkileri anlamaya yardımcı olabilir.

İnsan dünyaya geldiğinde bilinmeyen bir dünyaya adım atar ve hızla çevresini öğrenmeye başlar. Çocukluk döneminde anne, baba ve yakın çevreyle kurulan ilişkiler kişinin sevgi, güven, değer ve aidiyet anlayışının şekillenmesinde önemli bir rol oynar.

Ruhun Yaradan’a, o büyük sevgi kaynağına ulaşma isteğini sudan çıkmış bir balığın tekrar suyu aramasına benzetiyorum. İnsan yaşamı boyunca sevgiyi, kabulü ve ait olma hissini farklı yerlerde arayabilir. Çocuk için bu duyguların ilk kaynaklarından biri anne ve babadır.

Ancak her anne ve baba sevgisini aynı şekilde gösteremez. Çocuk da kendisine gösterilen ilgi ve sevgiden hareketle kendi yöntemlerini geliştirmeye başlar. Örneğin çocuk hastalandığında normalden daha fazla ilgi görüyorsa zihninde “Hastalandığımda benimle ilgileniliyor.” şeklinde bir bağlantı oluşabilir.

Bu, kişinin ilerleyen yıllarda bilinçli olarak hastalanmayı seçtiği anlamına gelmez. Fakat çocuklukta öğrenilen ilgi ve sevgi kalıpları, yetişkinlikte kişinin ilişkilerini ve davranışlarını farkında olmadan etkileyebilir. İşte burada bilinçaltı kayıtları devreye girer.

Bilinçaltı Kayıtları Ruhsal Dengeyi Nasıl Etkiler?

Karşılaştığımız yeni bir durumda zihin, daha önce yaşadığımız benzer deneyimlerden yararlanmaya çalışır. Geçmiş deneyimlerimiz, olaylara verdiğimiz anlamlar ve öğrendiğimiz davranış biçimleri bugün verdiğimiz tepkileri etkileyebilir.

Bazen yetişkin bir insanın belirli bir olay karşısında verdiği tepkinin şiddetini yalnızca o gün yaşananlar açıklamaz. O olay, geçmişte yaşanmış başka bir deneyimi veya duyguyu harekete geçirmiş olabilir. Bu bağlantıyı fark etmek, bugünkü tepkimizi geçmişin otomatik bir devamı olarak görmek yerine üzerinde düşünebilmemize yardımcı olur.

Eski okul arkadaşları yıllar sonra bir araya geldiklerinde bir anda okul yıllarındaki davranışlarına dönebiliyorlar. Koca koca adamların yeniden çocuklar gibi şakalaşmaya başladığını görürsünüz. Çünkü ortam eski kayıtları harekete geçirmiştir.

Benzer şekilde çocukluğunda yalnızca başarılı olduğunda övülen ve ilgi gören bir çocuk, yetişkinliğinde başarıyı sevgi ve kabul görmenin yolu hâline getirebilir. Sürekli başarılı olmak isteyebilir ve başarısızlığa tahammül etmekte zorlanabilir. Burada mesele geçmişi suçlamak değildir. Asıl mesele, bugün kullandığımız haritanın ne zaman ve nasıl oluştuğunu fark etmektir.

Duygularımızı Sindirebilmek

Yediğimiz yiyeceklerin bedenimiz tarafından kullanılabilmesi için sindirilmesi gerekir. Ben duygularımız için de benzer bir durum olduğunu düşünüyorum. Yaşadığımız duyguları bastırmak, görmezden gelmek veya yarım bırakmak yerine fark etmek ve anlamlandırmak önemlidir.

Stres, kaygı ve yoğun duygular bedensel belirtilerle birlikte yaşanabilir. Kaygılandığımızda kalp atışımız hızlanabilir, kaslarımız gerilebilir veya nefes alışımız değişebilir. Ancak buradan her hastalığın doğrudan belirli bir duygu tarafından oluşturulduğu sonucunu çıkarmak doğru olmaz. Bedensel rahatsızlıkların biyolojik, genetik, çevresel ve psikolojik pek çok nedeni olabilir.

Benim burada üzerinde durduğum şey, bedenimizin verdiği sinyalleri görmezden gelmemek ve duygusal dünyamızla bedenimiz arasındaki ilişkiyi fark etmektir. Duygularımızla ilgili tamamlanmamış konular zihnimizi uzun süre meşgul edebilir. Yaşanan olay bitmiş olsa bile biz onu zihnimizde yaşamaya devam edebiliriz.

Bu nedenle denge kurmaya çalışırken yalnızca ne düşündüğümüze değil, ne hissettiğimize ve bedenimizin bize ne anlattığına da bakmamız gerekir.

Sevgi Açlığı ve Değersizlik Duygusu

Çocuklukta yeterince sevildiğini veya kabul edildiğini hissetmeyen bir kişi, ilerleyen yıllarda sevgiyi dışarıdan almak için çeşitli davranış biçimleri geliştirebilir. Bir ilişkinin içinde normalde vermeyeceği tavizleri verebilir, kendisini sürekli kanıtlamaya çalışabilir ya da karşısındaki kişi onu sevsin diye kendi ihtiyaçlarından vazgeçebilir. Hatta kendisine zarar veren bir ilişkinin içinde kalabilir.

Çünkü burada aranan yalnızca bugünkü kişinin sevgisi olmayabilir; geçmişte eksik kaldığını düşündüğü bir şeyi de tamamlamaya çalışıyor olabilir. Bunun altında zaman zaman güçlü bir değersizlik duygusu bulunabilir.

Değersizlik hisseden bir insan kendisini güzel şeylere layık görmekte zorlanabilir. Ben bunu insanın kendi önüne bir çukur kazmasına benzetiyorum. Kişi kendisini o çukurun içine koyar ve diğer insanlara aşağıdan bakmaya başlar. Doğal olarak herkes ondan yukarıda görünür. Her duruma 1-0 yenik başlar.

Fakat çoğu zaman o çukuru kendisinin kazdığının farkında değildir ve birilerinin gelip onu oradan çıkarmasını bekler. Farkındalık burada başlar:

Ben kendimi neden bu çukurun içine koyuyorum?

Kendim hakkında hangi düşünceyi doğru kabul ettim?

Bugün hâlâ çocuklukta oluşturduğum hangi haritayı kullanıyorum?

Kendimizi Olduğumuz Gibi Kabul Etmek

Çocukluk döneminde ailelerin çocukla ilgili beklentileri de onun kendisini nasıl algıladığını etkileyebilir. Örneğin ailesinin farklı bir cinsiyette çocuk beklediğini öğrenen veya çocukluğunda kendi cinsiyetiyle ilgili olumsuz mesajlara maruz kalan bir kişi, ilerleyen yıllarda kendisini kabul etmekte zorlanabilir.

Burada gebelik döneminde bebeğin anne-babanın beklentilerini doğrudan “kodladığı” gibi kesin bir nedensellik kurmak yerine, aile içindeki tutumların ve daha sonraki mesajların kişinin benlik algısını nasıl etkilediğine bakmak daha anlamlıdır. Kişinin kendisini sürekli reddetmesi ruhsal bir çatışma yaratabilir.

Bu nedenle kendimizle savaşmayı bırakıp olduğumuz kişiyi kabul etmeyi öğrenmek önemlidir. Danışmanlık çalışmalarımda bunun farklı örnekleriyle karşılaşıyorum. Bazen dışarıdan son derece güçlü, başarılı ve özgüvenli görünen bir insanın içinde kabul edilme ve sevilme konusunda çok farklı bir hikâye bulunabiliyor.

Bu yüzden yalnızca dışarıdan görünen davranışa değil, o davranışın altında hangi ihtiyacın bulunduğuna da bakmak gerekir.

Ruh Beden Zihin Dengesi Nasıl Sağlanır

Ruh Beden Zihin Dengesi Nasıl Sağlanır?

Ruh beden zihin dengesi nasıl sağlanır? Bunun için ilk adım kendimizi gözlemlemeyi öğrenmektir. Ruhsal denge kurmak, yalnızca olumlu düşünmeye çalışmak değil; bedenimizin, duygularımızın ve zihnimizin ihtiyaçlarını birlikte fark edebilmektir.

Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:

Bedenimin neye ihtiyacı var?

Şu anda ne hissediyorum?

Zihnim bana ne söylüyor?

Bu düşünce gerçekten bugüne mi ait, yoksa geçmişten öğrendiğim bir şey mi?

Sevgi ve kabul görmek için hâlâ çocukluğumda geliştirdiğim yöntemleri mi kullanıyorum?

Bu soruların cevapları iç dünyanızı tanımanıza yardımcı olabilir. Geçmişte öğrendiklerimizi değiştiremeyiz; ancak bugün onlara verdiğimiz anlamı ve kendimizle kurduğumuz ilişkiyi değiştirebiliriz. Ben buna haritayı güncellemek diyorum.

Ruh beden zihin uyumu açısından amaç bu üç alanı birbirinden ayırmak değil, aralarındaki ilişkiyi görebilmektir. Bedenimizin ihtiyaçlarını ihmal etmeden, duygularımızı bastırmadan ve zihnimizin geçmişten getirdiği kayıtları sorgulayarak daha dengeli bir ilişki kurabiliriz. Bu adımlar kusursuz veya sürekli dengeli olmak anlamına gelmez; ihtiyaçlarımızı fark edip kendimize yeniden kulak vermekle ilgilidir.

İçinizdeki Çocukla Sevgi Çalışması

Bedenimiz zayıf kaldığında onu besleyerek ve dinlendirerek destekleriz. Duygusal olarak eksik kaldığımızı düşündüğümüz alanlarda da kendimizi destekleyebiliriz. Bunun için aşağıdaki basit çalışmayı deneyebilirsiniz.

Rahat bir yere oturun. Gözlerinizi kapatın ve 3-5 dakika boyunca nefesinize odaklanarak gevşemenize izin verin. Zihniniz biraz sakinleştiğinde çocukluğunuzdaki kendinizi düşünün. Sevgiye ihtiyaç duyan, korkan, yalnız kalan veya kendisini değersiz hisseden o çocuğu hayal edin.

Yanına gidin. Ona sarıldığınızı düşünün ve bugün söylemek istediklerinizi söyleyin:

“Ben buradayım.”

“Seni seviyorum.”

“Olduğun hâlinle değerlisin.”

“Geçmişte yaptıkların için seni suçlamıyorum.”

“Artık yalnız değilsin.”

Buradaki amaç geçmişi sihirli bir şekilde değiştirmek değildir. Geçmişteki kendinize bugün sahip olduğunuz anlayışla yeniden bakmak, kendinizle kurduğunuz ilişkinin değişmesine yardımcı olabilir. Bu çalışmayı birkaç gün boyunca tekrarlayabilirsiniz; kendinizi zorlamayın.

Özellikle yoğun veya travmatik anılar ortaya çıkıyorsa bunları tek başınıza çözmeye çalışmak yerine uygun bir ruh sağlığı uzmanından destek almak daha doğru olabilir. Ben kendi regresyon çalışmalarımda insanların geçmişteki bir olaya farklı bir yerden baktıklarında, olayla kurdukları duygusal ilişkinin de değişebildiğini birçok kez gözlemledim.

Benim için önemli olan geçmişte ne yaşandığını inkâr etmek değil, bugün o geçmişin karşısında nerede durduğumuzu değiştirebilmektir.

Ruh, Beden ve Zihin Arasında Denge Kurmak

Ruh, beden ve zihin birbirinden ayrı üç parça değildir. Birindeki değişim diğerlerini de etkileyebilir. Bedenimizi dinlemek, duygularımızı fark etmek, zihnimizin oluşturduğu eski haritaları sorgulamak ve kendimize sevgiyle yaklaşmak ruh beden zihin dengesini destekleyen önemli adımlardır.

Ruhsal ve duygusal ihtiyaçlarımızı fark etmek, bedenimizin temel ihtiyaçlarını ihmal etmemek ve zihnimizin geçmişten getirdiği kalıpları sorgulamak birlikte değerlendirilmelidir. Belki de bugün kendinize sormanız gereken soru şudur:

Bedenim, zihnim ve ruhum aynı yöne mi gidiyor?

Yoksa içimdeki parçalardan biri hâlâ geçmişte bir yerde beni bekliyor mu?

Sevgiyle

Halis Şahiner
Sosyolog
Yazar

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler

10 yorum

  1. Güzel bir yazı. İçerik olarak çok doğru yerlere işaret etmişsiniz. Kalemize sağlık.

  2. bu konuda çalışıyordum,mucize gibi geldi…kendini sevememe korkusu,dişiliğin reddi….

  3. Halis bey merhaba çok güzel bilgilendirici bir yazıydı ellerinize ve bilginize sağlık…ben yazıda da bahsettiğiniz regresyon tekniğini deneyimlemek istiyorum. Telefon ve skyp la regresyon uygulanabileceğini okudum yine sitenizde ancak yüz yüze değil de telefonla olması sonuca ulaşmayı uzatır mı? ya da bu tekniğin verimini düşürür mü? netice de trans halindeyken yapacağımız jest ve mimikler de sözler kadar sizin için önemlidir diye düşünüyorum bu konuda beni aydınlatırmısınız? gönül ister ki bu teknik için bulunduğunuz ile gelelim ancak bebek sahibi olunca bu durum bizler için zorlaşıyor…şimdiden sağolun ve yeni yılınızı kutlarım.

  4. Teşekkür ederim sizinde yei yılınız kutlu olsun. Ben uzun süredir regresyon terapilerimi telefon yada skype üzerinden yapıyorum. Trans halindeki jest ve mimikler önemli ancak telefonlada başarılı bir şekilde uygulanıyor. Kişinin değişime istekli olması önemli. Değişmeye gerçekten istemesi önemli. Siz değişime istekli olduğunuzda ve duyguların içine girdiğinizde, duygunuzu net olarak hissettiğinizde hangi tekniği kullanırsanız kullanın başarılı olursunuz. Önemli olan o duyguları hissetmek için kendinize izin vermenizdir.
    İsterseniz 0 5050 350 70 15 numaralı telefondan bana ulaşabilirsiniz.

  5. Halis bey merhaba yaziniZi okudum bu konuda bir yerde soylesi yapicam.izin verirseniz yazinizdan da faydalanmak isterim.
    Tesekkurler.

  6. yani hayvanların ve bitkilerin ruhu yok mu? bu yazı da hatalı bir durum var… bizi onlardan ayıran zekadır ruh değil..

Yoruma kapalı.