Para Enerjisi ve Anne-Baba Bağımız

Para enerjisinin dayanıklılığı ve kalıcılığı, bu yazının yaklaşımında eril ilkeyle ilişkilidir. Aile içindeki eril ilkenin en önemli temsilcisi ise babadır. Baba; yaşamda sağlamlığı ve sürekliliği, para da bu bakışa göre elde edilip korunabilen bir değeri temsil eder. Paranın kalabilmesi için babaya “evet” demek gerektiğini düşünüyorum. Gökyüzü eril ilkenin en büyük temsilcisi, hava da yaşamanın olmazsa olmazı değil mi zaten? İster yağmur, ister fırtına, ister dolu, ister kar getirsin, havaya “hayır” diyebilir misiniz?
Babamıza “evet” demek, tıpkı havaya olduğu gibi, onu tüm yönleriyle kabul etmeye çalışmaktır. Bu; babamızın yaşamını, deneyimlerini, hatalarını, eksik ve fazla yanlarını, geçmişini ve onun ailesinden gelenleri bir bütün olarak görmeyi içerir. Bu kabul, yapılan her davranışı doğru bulmak ya da yaşananları onaylamak demek değildir. Buradaki düşünce, babamızın bizim babamız olduğu gerçeğini ve bize yaşam vermiş olmasını reddetmemektir. Babamızın bazı yanlarını beğenmeyip onu bütünüyle dışladığımızda, bu yaklaşımın kendi içimizde nasıl bir karşılık bulduğunu da sorgulamamız gerekir.
Para enerjisi ve baba ile ilişki
İşiniz var; çalışıyor, birçok kişinin özeneceği kadar yüksek gelir elde ediyorsunuz. Bu anlatının diliyle, dişi ilkeyle, dünya anayla ve annenizle ilişkinizin iyi olduğunu düşünüyorsunuz. Buna rağmen kazancınızda bereket olmayabilir. Ne yaparsanız yapın bir ev sahibi olamıyor, paranızı biriktiremiyor, hatta geliriniz giderinize denk düşmediği için ay sonuna borçsuz ulaşamıyor olabilirsiniz.
Bir işyeri sahibi olduğunuzu düşünün. Çalışanlarınız ve müşterileriniz memnun; ürününüz kolayca pazarlanıyor, vergi ve sigorta ödemelerinizi düzenli yapabiliyorsunuz. Para akışınız iyi, tahsilatlarda belirgin bir tıkanıklık yok. Yine de kazancınızın bir kısmını kendiniz için ayıramıyor, birikim yapamıyorsunuz. Herkese yardım eden, varlığıyla destek sunan siz, kendinize belli bir miktarın ötesinde kaynak bırakamıyorsunuz.
Her şey yolunda görünürken birikim yapamamanızı açıklayamıyor, neredeyse nazara ya da büyüye bağlıyorsunuz. Oysa bu yazının ele aldığı bakışta, yalnızca ne kadar kazandığınıza değil, aile bağlarınıza ve özellikle babanızla ilişkinize de bakmanız öneriliyor. “Baba ile ilişki para akışını etkiler mi?” sorusunun yanıtı burada kesin, herkes için geçerli bir neden-sonuç iddiası olarak değil; aile düzeni ve para bereketi arasında bağ kuran bu yaklaşımın temel sorusu olarak ele alınıyor.
Dikkat edin: Annenizle ilişkiniz gereğinden fazla iyi olabilir; başka bir deyişle, anneyle bağınızı korumak adına babanızla aranıza mesafe koymuş olabilirsiniz.
Aile düzeninde almak, vermek ve kabul
Bert Hellinger, “düzen bir araya getirir, böylece sevgi akar” diyor. Aile en küçük toplumsal birliktir. Bu yaklaşıma göre ailede sevginin akışı, ebeveynlerin vermesi ve çocukların alması üzerine kurulu bir düzene dayanır. Ebeveynler kendi anne babalarından ve yaşamları boyunca birbirlerinden aldıklarını çocuklarına aktarırlar. Çocuklar ise önce ebeveynlerini anne ve babaları olarak kabul eder, ardından onlardan aldıklarını kendi deneyimleriyle birleştirerek yaşamlarına temel yaparlar.
Buradaki alışveriş gündelik bir alışverişten ibaret değildir; söz konusu olan yaşamın verilişi ve alınışıdır. Bu düşünceye göre aile üyeleri kendilerinden önce gelenlerden aldıklarını sonraki kuşaklara aktardıkça düzen sürer ve sevginin akışı devam eder. Ebeveynleri olduğu gibi kabul etmek de bu bütünlüğün parçasıdır: “Keşke annem ya da babam daha zengin, daha kültürlü, daha zeki olsaydı” dileğiyle onları başka biri olmaya zorlamak yerine, gerçekte oldukları hâliyle görmeye çalışmak.
Kardeşler arasındaki alışveriş de bu aile düzeni anlatısında doğum sırasıyla açıklanır. En büyük kardeş anne babadan ilk ve en çok alan; ardından küçük kardeşlerine veren kişi olarak tarif edilir. Sonraki kardeş hem büyüklerinden alır hem de kendinden küçüklere verir. En son gelen kardeş ise anne babadan daha az, büyük kardeşlerinden daha fazla alandır. Ebeveynler yaşlanıp bakıma ihtiyaç duyduğunda, küçük kardeşin bakım sorumluluğunda daha büyük pay üstlenmesi de bu denge düşüncesiyle ilişkilendirilir. Bu, diğer kardeşlerin yardım etmeyeceği anlamına gelmez; burada anlatılan, sorumluluğun bazen kendiliğinden paylaşılabileceğidir.
Anne ve babanın kendi arasındaki sorunlar ise çocukların çözmesi gereken meseleler değildir. Ebeveynler tartışabilir, anlaşamayabilir, hatta birbirlerine kırıcı davranabilirler. Ancak bu yaklaşımda çocukların taraf tutması, aile düzenini geriye doğru kurmaya çalışmak gibidir; nehirlerin yukarı akamayacağı gibi, çocuk da anne babasının ilişkisini kendi omuzlarına almamalıdır.
Ebeveynler arasında taraf tutmak ve para akışı
Her çocuk annesinden ve babasından gelenlerle var olur. Bu nedenle anne ya da babanın bir yönünü reddetmek, bu görüşe göre, insanın kendi içindeki bir parçayı da reddetmesi anlamına gelir. Ebeveynlerin sorunlarında taraf tutmamak kolay olmayabilir. Bazen anne ya da baba doğrudan sözleriyle, bazen de bakışı ve tavrıyla çocuğu kendi tarafına çekebilir. Çocuk, görünür bir kavga olmasa bile ailedeki gerginliği sezip kendince ezilen tarafın yanında durabilir.
Annenin babayı incittiği durumlarda çocuk gizlice babasının yanında yer alabilir; annenin bunu fark etmesini istemediği hâlde vicdanı onu bu tarafa çekebilir. Baba anneyi ezdiğinde ise çocuk babasına açıkça kızıp kırılabilir. Çocuğun gözünde anne çoğu zaman vazgeçilmezdir; annesiz var olamayacağını düşünür ve annenin mağdur olduğu bir durumda taraf tutmayı daha kolay bulur. Böylece annesini üzen babasını yargılayabilir, reddedebilir, hatta cezalandırmak isteyebilir.
Bu anlatıda çocuğun babayı reddetmesi, içindeki eril ilkeyi de dışlaması olarak yorumlanır. Eril ilke burada sağlamlık, kalıcılık ve etkinlikle ilişkilendirilir. Baba ile bağın zayıflaması, kişinin bu nitelikleri yaşamında kabul etmesini güçleştiren bir içsel kopukluk olarak tarif edilir. “Para biriktirememenin baba ile ilişkisi” de bu düşünce zincirinde, parayı kazanamamakla değil, kazanılan parayı elde tutamamakla açıklanmaya çalışılır. Bu, yazının dayandığı aile düzeni yaklaşımının yorumudur; her maddi güçlüğün tek başına aile ilişkilerinden kaynaklandığı anlamına gelmez.
Çocuk çoğu zaman anne ve babasına eşit mesafede durmayı seçebilir. Fakat anne çok ezildiğinde, “Baban bana haksızlık ediyor, görmüyor musun? Bir şey yap, senden başka silahım yok” mesajını açıkça ya da davranışlarıyla verdiğinde, çocuk etkilenebilir. Annesinin sevgisini kaybetmekten korkarak onun tarafında durmayı bir zorunluluk gibi görebilir. Bu durumda, kendi ihtiyacını ve babasıyla bağını geri plana atar.
Bu yaklaşım, aile içindeki bu çatışmanın maddi kayıplarla görünür hâle gelebileceğini öne sürer. Kişi para kazanmayı başarabilir; ancak kazandığını korumakta zorlandığını fark edebilir. Erken ölen eşine kırgın bir annenin, bilerek ya da bilmeyerek çocuğun babasına kızmasına yol açması da benzer bir düğüm yaratabilir. Çocuk bir yandan annesinin sevgisini kaybetmekten korkar, diğer yandan babasını dışladığı için suçluluk hissedebilir; üstelik bu duyguları dile getiremeyebilir.
Baba aileyi terk etmiş, başka bir kadınla gitmiş, para vermemiş ya da kumarda harcamış olabilir. Suç işlemiş, hırsızlık yapmış veya cezaevine girmiş de olabilir. Babanın uzakta bulunmasının haklı ya da haksız birçok nedeni vardır. Bunlar yaşananları önemsiz kılmaz ve yapılanları doğru hâle getirmez. Ancak çocuğun babası olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu yaklaşımda babayı bir bütün olarak kabul etmek, onun davranışlarını onaylamak değil; onu kendi yaşam öyküsüyle birlikte görmek ve varlığını inkâr etmemektir. Baba ve para ilişkisi üzerine düşünürken bu ayrım önemlidir: Kabul, sınır koymaktan ya da yaşananların sorumluluğunu tanımaktan vazgeçmek değildir.
Neşe, suçluluk ve parayı elde tutamama döngüsü
Yazının yaklaşımında baba aynı zamanda yaşamın neşe kaynağı olarak görülür. Anne babasını yaptıklarından dolayı yargılayan çocukta, onları cezalandırma arzusu doğabileceği düşünülür. Çocuk ebeveynlerine doğrudan ceza veremediğini hissettiğinde, kendi yaşamında kayıp ve mutsuzluklar yaratarak dolaylı biçimde onları da üzebilir. Metinde kazalar ve hastalıklar bu düşüncenin örnekleri olarak anılır; bunları kişinin bilinçli biçimde yarattığı ya da hastalıkların aile ilişkilerinden kaynaklandığı şeklinde kesin bir gerçek olarak değil, anlatının kendi yorum çerçevesi içinde değerlendirmek gerekir.
Bu döngüde çocuk neşesini yitirebilir, içine kapanabilir ve babasıyla geçirdiği zaman azaldıkça yaşamındaki neşenin de eksildiğini hissedebilir. Annesini kaybetme korkusu, babaya duyulan öfke ve kendini cezalandırma arzusu birbirine eklenir. Sonra kişi eksik hissettiği neşeyi iş yaşamında aramaya başlayabilir. Metindeki yoruma göre, para kazanıp onu elde tutamamak da bu döngüyü yeniden kurmanın bir yolu hâline gelir: Para harcandıkça, neşe yaratmaya dönük oyun başka kostümler ve ayrı repliklerle tekrar sahnelenir.
Bu nedenle aile diziminde para bereketi, bu yazının bakışında yalnızca kazanç miktarıyla değil; aile üyelerinin yerlerini, alınan ve verilenleri, anne ve babayla kurulan bağları görebilmekle birlikte düşünülür. Bu, maddi kararların ve koşulların önemini ortadan kaldıran bir açıklama değil; para akışına aile ilişkileri açısından da bakmayı öneren bir yorumdur.
Babayla bağı yeniden düşünmek
Kazandığınız para bereketlenmiyor, ne kadar kazanırsanız kazanın bir biçimde elinizden çıkıyor ve bu döngüden yorulduysanız, bu yaklaşım babanızla ilişkinize bakmanızı öneriyor. Metnin önerisi, babanızın önünde saygıyla eğilip özür dilemektir. Babanız çoktan dünyasına göçmüş, sizi ve annenizi yıllar önce terk etmiş ya da emekliye ayrılıp kendi köşesine çekilmiş olabilir. Belki desteğe ihtiyacı vardır, yanınıza gelemiyordur ya da yaşananlardan sonra ne yapsa yüreğinize ulaşamıyordur.
Zihniniz “Babam yaşlı, uzak, hasta, öldü; nerede olduğunu bile bilmiyorum” diyerek sizi ondan uzak tutabilir. Fakat bu anlatıda, babanın nerede olduğu ya da nasıl biri olduğu, onun sizin babanız olduğu gerçeğini değiştirmez. Ona saygı duymak, yaşananları yok saymak veya zarar verici davranışlara izin vermek değildir. Babanızı olduğu hâliyle görmeye çalışmak, içinizde onunla ilişkilendirdiğiniz ve reddettiğiniz parçalarla yeniden temas kurmanın bir yolu olarak sunulur.
Hayatta sağlamlık kazanmak ve kolay ya da zor kazandığınız paranın kalıcılığını sağlamak, bu görüşe göre, aile bağlarınızı ve kendi içinizdeki bütünlüğü yeniden görebilmekle mümkün olabilir. Benden söylemesi… Peki ne olacak? Ne yapmalı, nasıl başa çıkmalı?
Önce babanızın karşınızda durduğunu ve gözlerine baktığınızı imgeleyin. Onun arkasında, kendi deneyimleri ve yaşadıklarıyla tüm atalarınızın bulunduğunu düşünün ya da var sayın. Babanızın gözlerine bakarken sizi ne kadar sevdiğini görmeye gayret edin. Kendi yaşamının zorluklarına, annenizle yaşadığı sorunlara ve kendi ebeveynlerinden alamadıklarına rağmen size yaşam verdiğini aklınızda tutun. Öylece bir süre kalın.
Sonra onun önünde eğildiğinizi; başınızı yere değdirip ellerinizi, avuç içleriniz yukarı bakacak şekilde, önüne koyduğunuzu hayal edin. Bir süre öylece bekleyin ve ardından şöyle deyin:
“Babacığım, sen büyüksün, ben küçüğüm. Bugüne dek sana saygısızlık ettim, çok üzgünüm. Lütfen beni bağışla. Seni seviyorum ve teşekkür ediyorum.”
Onun sevgisinin size doğru akabildiğini ve içinizde eksik kalan yanın tamamlandığını hissedene dek öylece kalın. Bunu bir seferde yapamayabilirsiniz. Yılmayın, denemeye devam edin.
Zeynep Sevil Guven
Kaynak: zasge
Alıntıdır.
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







