Hak Etmek ile Layık Olmak Arasındaki Fark

Günlük yaşamda farkında olmadan birbirinin yerine kullandığımız iki kavram vardır: hak etmek ve layık olmak. Oysa hak etmek ile layık olmak arasındaki fark, düşündüğümüzden daha derin olabilir. Bu iki kavram yakın anlamlı görünse de biri daha çok emek ve karşılıkla, diğeri ise kendimize ve yaşamımıza dair taşıdığımız değer algısıyla ilgilidir.

Sık sık “Neden hak ettiğim hâlde bu yaşantıya sahip olamıyorum?” diye soruyorsanız, yalnızca neyi istediğinize veya hak ettiğinizi düşündüğünüze değil, kendinizi gerçekte neye layık gördüğünüze de bakmanız gerekebilir. Bir şeyi istemek ya da onu hak ettiğimize inanmak başka; o şeyi kendi yaşamımız için mümkün ve uygun görmek başkadır.

Çekim yasası açısından bakıldığında da bu ayrım önem kazanır. Söylediklerimizin yanı sıra kendimiz ve yaşam hakkında taşıdığımız inançlar, seçimlerimizi, beklentilerimizi ve davranışlarımızı etkileyebilir. Bu, yalnızca olumlu sözler söylemenin yeterli olduğu anlamına gelmez; içimizden geçen düşünceleri de fark etmemiz gerektiğini hatırlatır.

Hak Etmek ile Layık Olmak Arasındaki Fark Nedir?

Hak etmek ve layık olmak ne demek? Hak etmek, bir emek, davranış veya başarı sonucunda bir şeyi elde etmeye hak kazandığımızı düşünmekle ilgilidir. Layık olmak ise kendimizi bir değere, yaşam biçimine ya da sonuca uygun görüp görmediğimizle; başka bir deyişle kendimize biçtiğimiz değerle ilişkilidir.

  • Hak etmek: Daha çok ortaya koyduğumuz çaba ve bunun karşılığıyla ilişkilidir.
  • Layık olmak: Kendimiz hakkında taşıdığımız inançların ve kendimize verdiğimiz değerin bir şeyin yaşamımızda mümkün olup olmadığına dair algımızı etkilemesiyle ilgilidir.

Örneğin daha fazla para kazanmayı, başarılı olmayı veya sevgi dolu bir ilişki yaşamayı hak ettiğinizi düşünebilirsiniz. Fakat içinizde başka bir ses:

“Ben o kadar para kazanabilecek biri değilim.”

“Böyle bir insan beni neden sevsin?”

“Ben bu kadar başarılı olamam.”

diyorsa, istediğiniz şeyle kendinize biçtiğiniz değer arasında bir çatışma oluşabilir. İnsan bazen hak ettiğini düşünmek ama kendini layık görmemek gibi bir ikilem yaşar. Dışarıdan “Bunu hak ediyorum” derken, içeride “Bu benim için değil” inancını taşıyabilir. Temel ayrım da burada görünür hâle gelir.

Hak Etmek ile Layık Olmak Arasındaki Fark

Zihinsel Sınırlarımız ve Kendimize Biçtiğimiz Değer

Farkında olarak ya da olmayarak yaşam standartlarımız konusunda kendimize birtakım sınırlar koyabiliriz. Bunu basit bir alışveriş örneğiyle düşünelim. Bir mağazada beğendiğiniz ürünün etiket fiyatını incelersiniz. Ürün için zihninizde biçtiğiniz değerle fiyat birbirine yakınsa satın alabilirsiniz. Fiyat size çok yüksek gelirse, “Bence bunun değeri bu kadar değil” diyerek vazgeçebilirsiniz.

Benzer bir değer biçme mekanizmasını zaman zaman kendimize karşı da kullanırız. Bir fırsatla, ilişkiyle veya yeni bir yaşam olasılığıyla karşılaştığımızda, kendimizi onunla ne kadar uyumlu gördüğümüz seçimlerimizi etkileyebilir. Bu algı her zaman yeteneklerimizin ya da gerçek imkânlarımızın ölçüsü değildir; bazen kendimize verdiğimiz değerin bir yansımasıdır.

İş Yaşamında

Kendi yeteneklerinizin ve oluşturabileceğiniz değerin farkında değilseniz, talep edeceğiniz ücret de bundan etkilenebilir. Daha iyi bir iş fırsatı ortaya çıktığında “Ben gerçekten bunu yapabilir miyim?” ya da “Bu kadar para istemek fazla olmaz mı?” diye düşünüp kendinizi geri çekebilirsiniz.

Elbette her fırsat herkes için uygun olmayabilir; ancak tereddüdün tek nedeni yetenek eksikliği olmayabilir. Bazen kendi yeteneğinize biçtiğiniz değer, ortaya koyabileceğiniz katkının gerisinde kalır. Bu durumda kendinize şu soruyu sormak işe yarayabilir: “Bu fırsat gerçekten bana uygun değil mi, yoksa ben kendimi ona uygun görmüyor muyum?”

İlişkilerde

Benzer bir durum ilişkilerde de yaşanabilir. Sevgi dolu, kültürlü, güvenilir ve size değer veren bir partner istediğinizi söyleyebilirsiniz. Fakat içinizde kendinizi yetersiz veya değersiz hissediyorsanız, sağlıklı bir ilişki kurmak ya da böyle bir ilişkiyi sürdürmek konusunda zorlanabilirsiniz.

Bu nedenle yalnızca “Nasıl bir insan istiyorum?” diye değil, “Ben kendimi nasıl bir ilişkiye layık görüyorum?” diye de sormak önemlidir. Bu soru, isteğinizi küçümsemek için değil; kendinizle ilgili hangi inançların ilişkinize yaklaşımınızı etkilediğini fark etmek içindir.

Değersizlik İnancının Kökleri Nereden Gelebilir?

Kişinin kendisini iyi şeylere layık görmemesinin arkasında zaman içinde oluşmuş bir değersizlik inancı bulunabilir. Çocukluk döneminde yaşanan reddedilme, yoğun eleştiri, sevginin koşullu hissettirilmesi, aile içindeki ilişkiler veya kişinin kendisi hakkında oluşturduğu olumsuz yorumlar özdeğer algısını etkileyebilir.

Burada önemli olan, geçmişte yaşanan tek bir olayı bütün yaşamımızın nedeni ilan etmek değildir. Asıl üzerinde durulabilecek nokta, yaşadığımız deneyimlere hangi anlamı verdiğimizi fark etmektir. Bir çocuk yaşadığı bir olayın ardından:

“Ben yeterli değilim.”

“Ben istenmiyorum.”

“Ben değerli değilim.”

gibi bir sonuca ulaşmış olabilir. Olay yıllar önce bitmiş olsa bile, kişinin kendisi hakkında o sırada oluşturduğu düşünce yetişkinlik döneminde devam edebilir. Böyle bir inancı fark etmek, geçmişi suçlamak ya da kendimize kızmak değil; bugün verdiğimiz tepkileri anlamaya çalışmaktır.

Dışarıdan “Ben bunu hak ediyorum” derken içeriden “Ben buna layık değilim” diyen bir inanç taşıyor olabiliriz. Fark edilmesi gereken çatışma tam da budur.

Çekim Yasası Açısından Layıklık Bilinci

Çekim yasası çalışmalarında düşünceler, duygular ve inançlar üzerinde özellikle durulur. Burada “layıklık” kavramını yalnızca mistik bir mekanizma olarak görmek yerine, kişinin kendisi hakkındaki inançlarının davranışlarını ve seçimlerini nasıl etkileyebileceğini de gözlemlemek yararlı olabilir.

Kendisini başarılı olmaya layık görmeyen biri önüne çıkan fırsatları değerlendirmeyebilir. Daha fazla para kazanabileceğine inanmayan biri daha yüksek ücret istemekten kaçınabilir. Sevilmeye değer olmadığına inanan biri ise sağlıklı bir ilişki karşısında kendisini geri çekebilir. Bu örneklerde kişinin inancı sonucu tek başına belirlemez; ancak neye yaklaştığını, nelerden uzak durduğunu ve hangi seçeneği mümkün gördüğünü etkileyebilir.

Bu nedenle kendinize şu soruyu sorun: Ben gerçekten ne istiyorum ve kendimi buna ne kadar layık görüyorum? İnsanın kendi zihninde kendisine biçtiği değer, yaşam karşısındaki seçimlerini de etkileyebilir.

layık olmak

Layıklık Bilincini Artırmak İçin İki Çalışma

Kendinizi bazı şeylere layık görmediğinizi fark ettiğinizde amaç, kendinize kızmak değildir. Bu düşüncelerin nereden geldiğini anlamaya çalışmak ve kendinizle kurduğunuz ilişkiyi yeniden değerlendirmek daha yapıcı bir başlangıç olabilir. Aşağıdaki çalışmalar, bu konuda düşünmek için birer davettir; yoğun travmatik deneyimler söz konusuysa profesyonel destek almak önemlidir.

1. İçimizdeki Çocukla Çalışmak

Geçmişte kırılmış, incinmiş veya kendisini yetersiz hissetmiş olan küçük çocuğu hatırlamak, bugün taşıdığımız bazı düşünceleri anlamamıza yardımcı olabilir. Sakin bir ortamda oturun, dikkatinizi nefesinize verin ve çocukluğunuzda sizi etkileyen bir anıyı hatırlayın. O sahnedeki küçük çocuğu gözünüzün önüne getirin.

Bugünkü yetişkin hâlinizle onun yanına gidebilseydiniz, ona ne söylerdiniz? Belki:

“Senin bir suçun yok.”

“Sen değerlisin.”

“Yaşadığın bu olay senin kim olduğunu belirlemiyor.”

“Seni seviyorum.”

demek isterdiniz. Amaç geçmişte yaşanan olayı değiştirmek değildir. O olay nedeniyle kendiniz hakkında verdiğiniz kararı bugün yeniden görebilmektir. Geçmişinizde yoğun travmatik deneyimler bulunuyorsa, bu tür çalışmaların bir ruh sağlığı uzmanının desteğiyle yapılması daha uygun olabilir.

2. Ebeveynlerle İlgili Öfke ve Kırgınlıkları Fark Etmek

Anne ve babamızla yaşadığımız deneyimler, kendimize ve dünyaya bakışımız üzerinde etkili olabilir. Burada amaç, anne veya babamızın yaptığı her şeyi doğru kabul etmek ya da yaşanan bir haksızlığı yok saymak değildir. Yıllardır taşıdığımız öfkenin, kırgınlığın veya reddedilmişlik hissinin bugün hayatımızı nasıl etkilediğini fark etmektir.

Duygularınızı yazabilir, söylemek isteyip de söyleyemediğiniz şeyleri bir kâğıda dökebilir veya güvendiğiniz bir uzman eşliğinde geçmiş deneyimleriniz üzerinde çalışabilirsiniz. Önemli olan öfkeyi bastırmak değil, onun bize ne anlattığını anlamaktır.

Ebeveynlerinizi oldukları insanlar olarak görmek, geçmişte yapılanları onaylamak anlamına gelmez. Geçmişin bugünkü yaşamınızı yönetmesine izin vermemeyi seçmek anlamına gelebilir.

Kendinizi Neye Layık Görüyorsunuz?

Şimdi kendinize dürüstçe sorun: Ben kendimi neye layık görüyorum?

  • Daha fazla para kazanmaya mı?
  • Sevilmeye mi?
  • Saygı görmeye mi?
  • Başarılı olmaya mı?
  • Huzurlu bir yaşam sürmeye mi?
  • Hayallerinizi gerçekleştirmeye mi?

Bir şeyi istemekle onu kendi yaşamınız için gerçekten mümkün görmek arasında fark vardır. Belki de uzun zamandır “Bunu hak ediyorum” diyorsunuz. Şimdi buna başka bir soru ekleyin: “Kendimi buna gerçekten layık görüyor muyum?”

Kendinizi sevmek ve kabul etmek, kusursuz olduğunuzu düşünmek değildir. Eksiklerinizle, güçlü yönlerinizle, geçmişinizle ve bugün olduğunuz insanla kendinize değer verebilmektir. Kendinize bir iyilik yapın; içinizdeki çocuğu sevin ve kendinize biçtiğiniz değeri yeniden gözden geçirin.

Bundan daha iyi nasıl olur?

Daha başka neler mümkün?

Sevgiyle,

Halis Şahiner

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler

6 yorum

  1. Tek cümleyle söylüyorum ki ; Bu yazınız hayata bakışımı değiştirdi…

  2. Evet. . Layık olmadığımı düşünüyorum. .. Ama degersizlik duygumla başedemiyorum. ..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir