Ait Olmaya Çalışmak

Yaşamımız boyunca kendimizi güvende hissetmek için bir aileye, gruba, yere ya da bir şeye ait olmaya çalışırız. Bir aileye, gruba, partnere veya yere ait hissetmek bize yakınlık ve rahatlık verebilir. Ancak bu ihtiyacı karşılama biçimimizde dengeyi kaybettiğimizde, ait olma isteği zamanla bağımlılığa dönüşebilir.
Ait olma ihtiyacı ne zaman bağımlılığa dönüşür?
Bir yere ait hissetme ihtiyacı, kendimizi bir topluluğun ya da ilişkinin parçası olarak görme arzumuzla ilgilidir. Buradaki önemli soru, bu bağın içinde kendimiz olarak kalıp kalamadığımızdır. Bir gruba veya kişiye yakın olmakla, kabul görmek uğruna kendi isteklerimizi ve sınırlarımızı yok saymak aynı şey değildir.
Ait olmak için kendimizden sürekli ödün verdiğimizde, istemediğimiz şeyleri yapmaya mecbur hissedebiliriz. Düşüncelerimizi söylemekten, seçimlerimizi savunmaktan ya da bize uygun olmayan bir duruma hayır demekten kaçınabiliriz. Böylece ait olma ihtiyacı ve bağımlılık arasındaki çizgi belirsizleşir: Bağımızı korumaya çalışırken kendi alanımızı daraltırız.
Bu, yakın ilişkilerden veya bir gruba bağlı olmaktan vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelmez. Asıl mesele, kabul edilmek için kendimizi ne ölçüde geri plana ittiğimizi fark etmektir. Ait hissetmek bizi rahatlatırken, bu rahatlığın bedeli kendimizden uzaklaşmak olmamalıdır. Bu nedenle, “Bu ilişkinin ya da grubun içinde kendim olarak var olabiliyor muyum?” sorusu üzerinde durabiliriz.
Sınırlar ve kendimiz olarak kalmak
Çocukluk döneminde sınırların yeterince bilinmemesi veya korunamaması, ait olma arzusunu daha zorlayıcı hâle getirebilir. Böyle deneyimlerde kişi, bir yere kabul edilmek için kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenmiş olabilir. Bu düşünceyi kesin bir açıklama olarak değil, insanın ait olma ihtiyacını ve sınırlarını yeniden düşünmesine yardımcı olabilecek bir bakış açısı olarak ele alabiliriz.
Bu noktada kendimize yönelteceğimiz sorular, alıştığımız tanımı gözden geçirmemize yardım eder. Ait olmak benim için yalnızca başkaları tarafından kabul edilmek mi, yoksa kendi seçimlerimle ve sınırlarımla birlikte bir bağın içinde var olabilmek mi? Bu ayrımı fark etmek, istemediğimiz şeyleri yapmaya mecbur olduğumuz düşüncesinin dışına çıkmak için yeni bir alan açabilir.
Bu sıkışıklığın ötesine geçmek için hatırlamamız gereken, hepimizin yaratıcı tarafından yaratılmış muhteşem varlıklar olduğumuz gerçeğidir. Bu yaklaşımda değerimiz, bir aileye, gruba ya da yere kabul edilmemize bağlı değildir. Bir yere ait olsak da olmasak da yaratıcının bize verdiği yaşam güvencesine sahibiz. Bu hatırlayış, bir bağın içinde bulunmayı seçerken kendimizi de gözetebilmemiz için bir dayanak olabilir.

Ait olmayı yeniden düşünmek için sorular
İhtiyacımız olan araç, kendimize doğru soruları sormaktır. Sorulara hemen bir cevap bulmak zorunda değiliz. Önemli olan, ait olmayı nasıl tanımladığımızı ve bu tanımın hayatımızda nasıl bir alan açtığını fark etmektir.
Ait olmak benim için, hayatım için, hedeflerim için ne anlam ifade ediyor?
Bu soru, ait olma isteğinin kişisel hedeflerimizle ve yaşamımızda önem verdiğimiz şeylerle nasıl bir ilişki kurduğunu görmemizi sağlayabilir. Bir bağ bizi destekliyor mu, yoksa yalnızca kaybetme korkusuyla mı orada kalıyoruz? Yanıt, kendi ihtiyaçlarımızı daha açık duymamıza yardımcı olabilir.
Ait olmayı nasıl tanımlarsam mevcut sıkışık durumun ötesinde alan açacak yeni bir yaşama adım atabilirim?
Belki de ait olmayı, başkalarının beklentilerine bütünüyle uyum sağlamak yerine, kendimizi de içine alan bir bağ kurabilmek olarak düşünmek mümkündür. Böyle bir tanım, içinde bulunduğumuz durumu hemen değiştirmese bile başka bir seçeneği görmemize ve kendimize yeni bir hareket alanı açmamıza yardım edebilir.
Ait olmayı nasıl tanımlarsam, ait olma ihtiyacına takılmadan kendimi kolaylıkla güvende hissetmeye devam edebilirim?
Her durumda, her alanda ait olup olmama hissine takılmadan aitmiş gibi hissetmek için biz ve bedenimiz hangi enerji, alan ve bilinç olabiliriz?
Bu sorular, ait olma ihtiyacını bastırmayı değil, onun hayatımızdaki yerini yeniden görmeyi amaçlar. Bir gruba ya da kişiye yakınlık duyarken kendi değerimizi ve seçimlerimizi de koruyabiliriz. Ait olmayı kendimizden vazgeçmek olarak tanımlamak zorunda değiliz; kendimizi de kapsayan bir tanım, daha özgür ve güvenli hissetmemize alan açabilir.
Halis Şahiner
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







