Bütün zenginlikler zihinde başlar.

Bütün zenginlikler zihinde başlar, servet parada değil düşüncededir.
Robert Collie
Para bilinci, yalnızca ne kadar kazandığımızla değil; emeğimizi, sunduğumuz hizmeti ve karşılığında aldığımız parayı nasıl değerlendirdiğimizle de ilgilidir. “Zenginlik zihinde başlar” düşüncesi, paranın tek başına serveti açıklamadığını; kişinin kendine ve yaptığı işe verdiği değerin de bu bakışın bir parçası olduğunu hatırlatır.
Vermek, almak ve adil takas
Kendilerini küçümseyen insanlar çoğu zaman sürekli vermek ve fedakârlık yapmak ister. Vermenin almaktan daha kutsal olduğunu düşünebilir; başkalarını kendilerinden daha önemli ve daha fazla şeyi hak eder görerek onlar için daha çok çalışabilirler. Böyle bir tutumda kişinin kendi emeği ve ihtiyaçları geri planda kalır.
Öte yandan, kendini beğenmiş kişiler verdiklerinden fazlasını almak isteyebilir; bunun bedelini de başkalarına ödetebilirler. Bu iki uç yaklaşım birbirinden farklı görünse de ikisi de alışverişte dengeyi kaçırır. Oysa en tatmin edici yer, bence, orta noktadır: Ne sürekli karşılıksız vermek ne de başkasının emeğinden ölçüsüzce yararlanmak. Bir hizmet sunar, karşılığında para alırsınız. Bu adil takas, verilen emeğin de alınan karşılığın da değerini tanımayı gerektirir.
Zenginlik düşüncesi ve para arasındaki bağlantı burada görünür hâle gelir. Kendi emeğimizi değersiz sayarsak, verdiğimiz hizmetin karşılığını istemekte zorlanabiliriz. Kendimize değer vermek ise her istediğimizi elde etmek ya da başkalarından daha üstün olduğumuzu düşünmek değildir; katkımızın ve emeğimizin de dikkate alınmasını kabul etmektir. Kendine değer vermek ve para konusunu birlikte düşündüğümüzde, adil karşılık talep etmek bu yaklaşımın doğal bir parçası olur.
Kendi kıymetini bilmek ve parayı takdir etmek
Kendi kıymetimizi bilene dek hayatımızda bizden para alan, fakat emeğimizin karşılığını vermeyen insanlarla karşılaşabiliriz. Kendi değerimizi anlamadıkça, ilişkilerde yalnızca alıcı konumunda kalan kişilere alan açmamız da mümkün. Bu deneyimleri, “Ben bundan daha fazlasına değerim” diyebilmemiz için bir hatırlatma olarak görmek mümkündür. Kendini takdir etmeyi öğrenmek bu düşünce zincirinin ilk adımıdır.
İkinci adım, parayı küçümsemek ya da onu tek değer ölçüsü hâline getirmek yerine, sunduğumuz hizmetin karşılığı olarak takdir etmektir. Para ve düşünce ilişkisi, paraya yüklediğimiz anlamda da kendini gösterir: Onu yalnızca kaygı duyulan bir konu gibi görmek yerine, emeğin karşılığını ve alışverişin bir parçasını ifade ettiğini fark etmek, bakışımızı değiştirebilir. Buradaki takdir, paranın her koşulda iyi olduğu anlamına gelmez; alınan karşılığı ve verilen emeği görmektir. Takdir etmezseniz, neden yaşamınıza gelsin ki?
Sanat galerisi örneği: Takdirin etkisi
Şunu hayal edin: Bir sanat galerisindesiniz ve yaptığı eserin yanında duran bir sanatçı görüyorsunuz. Resme doğru gidiyor, hoşnutsuzlukla omuz silkip çekip gidiyorsunuz. Böyle tepkilerle karşılaşan bir sanatçı yaratıcı olmaya devam edebilir mi? Büyük ihtimalle zorlanır.
Şimdi de resimleri görüp “Vay be!” dediğinizi, arkadaşlarınızı galeriye getirdiğinizi ve hep birlikte sanatçıyı tebrik ettiğinizi düşünün. Bu ilgi, sanatçıyı yeni bir eser ortaya koymak için ilhamla doldurabilir. Örnek, takdirin verilen emeği görünür kıldığını anlatıyor. Hayatta da birisi bize hediye verdiğinde, hediyeyi takdir etmemiz o kişinin yeniden hediye alma isteğini artırabilir. Aynı şekilde para da bu yaklaşımda, değerinin fark edildiği yerde anlam kazanır.
Bu nedenle para bilinci, yalnızca daha fazlasını istemek değil; alışverişte kendi payını ve başkasının emeğini birlikte görebilmektir. Kendimizi küçümsemeden vermek, başkalarını sömürmeden almak ve aldığımız karşılığın kıymetini bilmek… Zenginlik zihinde başlar sözü, tam da bu dengeye ve parayla kurduğumuz düşünsel ilişkiye işaret eder.
İçimizden Doğan Güç – Şükür Etkisi
John DEMARTİNİ
Halis Şahiner’le Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız






