Yarın Kimseye Vaat Edilmemiştir

Unutmayın: “Yarın kimseye vaat edilmemiştir.” Çoğu zaman hayatın daha iyi olacağına, henüz gelmemiş bir zamana bakarak inanırız. Evlendiğimizde her şeyin yoluna gireceğini düşünürüz. Evlendikten sonra bir çocuğumuzun, ardından bir çocuğumuz daha olduğunda hayatın güzelleşeceğini söyleriz kendimize.
Mutluluğu geleceğe ertelemek
Sonra çocuklar yeterince büyümedikleri için kızar, büyüdüklerinde daha mutlu olacağımıza inanırız. Ergenlik döneminde onlarla uğraşmamız gerektiğinde bu kez o günlerin geçmesini bekleriz. Kendimize, çocuklarımız bu dönemi atlattığında rahatlayacağımızı söyleriz. Yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca hayatımızın dört dörtlük olacağını düşünürüz.
Bu beklentilerin her biri, mutluluğu bugünden alıp gelecekteki bir koşula bağlar: Önce şu olsun, sonra hayat başlayacak. Oysa bir hedefe ulaşınca önümüzde başka bir iş, sorumluluk ya da bekleyiş belirebilir. Beklediğimiz şartlar gerçekleşmeden de yaşadığımız günler akıp gider. Bu yüzden hayatın başlamasını beklerken, hayatın kendisini gözden kaçırabiliriz.
Gerçek şu ki, içinde bulunduğumuz andan daha iyi bir zamanın geleceğini garanti edemeyiz. “Eğer şimdi değilse ne zaman?” sorusu, ertelediğimiz mutluluğa yeniden bakmamızı sağlar. Hayatınız mücadelelerle dolu olabilir; mesele hiçbir güçlük yokmuş gibi davranmak değil, güçlüklerin varlığını kabul ederken mutlu olmayı da sürekli başka bir güne bırakmamaktır.
Mutluluk bir yolculuktur
En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza’ya aittir. Şöyle der: “Uzun zamandan beridir hayatın —gerçek hayatın— başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı.”
Bu söz, önümüzdeki engelleri hayatın dışında duran ve bitince yaşamaya başlayacağımız şeyler gibi görme alışkanlığını sorgulatır. Oysa beklenen iş, sorumluluk ve borç da hayatımızın içindedir. Her şey tamamlanana kadar beklemek, yaşadığımız zamanı yalnızca bir hazırlık dönemi saymamıza neden olabilir.
Bu bakış açısı, mutluluğa ulaşılacak ayrı bir yol olmadığını anlatır: Mutluluk yoldur. Sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin; mutluluğu, vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaşıyorsanız ona daha fazla değer verin. Anı yaşamak, bütün sorumlulukları yok saymak değil; dikkatinizi yalnızca bir sonraki koşula bağlamadan, bugün elinizde olan zamanı ve yakınınızdaki insanları fark etmektir.
Şu an mutlu olmak için beklemeyin
Zaman hiç kimse için beklemez. Öyleyse neyi bekliyoruz? Okulu bitirene kadar, 100 milyar kazanana kadar, çocuklarımız olana ya da çocuklarımız evden ayrılana kadar… İşe başlayana, evlenene, cuma gecesine veya pazar sabahına kadar. Yeni bir araba ya da ev alana, borçları ödeyene; ilkbahara, yaza, sonbahara veya kışa kadar. Maaş gününe, şarkımız söylenene, emekli olana, ölene kadar…
Bu liste uzadıkça mutluluğun önüne koyduğumuz yeni şartları fark ederiz. Elbette okul, iş, aile, borçlar ve gelecek için planlar önemlidir; ancak bunların tamamlanmasını beklerken bugünü değersiz saymak zorunda değiliz. Şu an mutlu olmak, her şeyin kusursuz olduğunu iddia etmek değil; hayatın yalnızca ileride ulaşılacak bir noktadan ibaret olmadığını kabul etmektir.
Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz “an”dan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermeyi beklemekten vazgeçin. Hayatı ertelemeden yaşamak, geleceğe dair umutlardan vazgeçmek değil; gelecek için çalışırken bugünün de sizin hayatınız olduğunu hatırlamaktır. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur.
“Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları ise daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır.”
Unutmayın: “Yarın kimseye vaat edilmemiştir.”
Murathan MUNGAN
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







