Affetmek ve Ego

Osho’nun bu metnindeki temel düşünce, egonun mutsuzlukla beslendiği ve geçmişteki acılara tutunmayı sürdürdüğüdür. Ona göre coşku ve neşe anlarında ego geri çekilir; ego zayıfladıkça da insanın yaşamındaki güzellikleri fark etmesi kolaylaşır. Fakat kişi egosunu beslemeye devam ederse acıları, yaraları, hakaretleri ve aşağılanmaları zihninde tekrar tekrar büyütür. Neşeli anlar gözden silinirken incinmişlikler taze tutulur. Osho bunu, neşenin ego için zehir; mutsuzluğun ise vitamin gibi olmasıyla anlatır.
Ego affetmeyi nasıl etkiler?
Osho’ya göre affetmek, yalnızca «Affetmeliyim» diyerek başarılabilecek bir eylem değildir. Böyle bir çaba, acıyı gerçekten anlamadan onu bastırmaya dönüşebilir. Bastırılan duygu ortadan kalkmaz; başka bir biçimde veya fark edilmesi daha güç bir yerde yeniden ortaya çıkar. Eski yapının üzeri yenilenmiş, yeniden düzenlenmiş gibi görünse de altta aynı incinmişlik durabilir.
Bu nedenle ego affetmeyi nasıl etkiler sorusunun yanıtı, yalnızca öfkeyi sürdürmekte değil, affetme fikrini bile kendini yüceltmenin aracına çevirebilmesindedir. «Düşmanlarımı bile affettim, sıradan biri değilim» düşüncesi, egoya yeni bir besin sağlayabilir. Osho’nun sıradanlık ve cehalet üzerine sözleri de burada anlam kazanır: Kişi kendi sıradanlığını ya da bilmediğini kabul ettiğinde, kendini olduğundan üstün gösterme çabasından bir adım uzaklaşır. Bu kabulü, onun anlatımında, varlığa düşen ilk ışık huzmesine benzetir.
Affetmek neden zordur?
Metindeki sorulardan biri şudur: «Niçin affetmek, çoktan geçip gitmiş acılara yapışıp kalmayı bırakmak bu kadar zor?» Osho’nun yanıtı, eski yaraların kişinin elinde kalan yegâne şeymiş gibi görülmesidir. İnsan geçmişte yaşananları tekrar tekrar zihninde canlandırarak onları taze tutar; böylece yaranın iyileşmesine de izin vermez. Bu açıdan affetmek neden zordur sorusu, acıyı bırakmanın yanı sıra ona dönüp durma alışkanlığını da görmeyi gerektirir.
Osho, egonun «hayır» deme üzerine kurulu olduğunu söyler. Mutsuzluğa ve ıstıraba karşı çıkmak mümkünken çiçeklere, yıldızlara, günbatımına ve güzel olana nasıl hayır denebilir? Metaforunda varoluş güllerle doludur; buna rağmen insanın dikenleri toplamaya, perişanlığını istemediğini söylerken ona tutunmaya devam ettiğini anlatır. Bu yaklaşımda ego, acıyı yalnızca yaşayan değil, onu tekrar tekrar öne çıkararak kimliğinin bir parçası hâline getiren güçtür.
İsa’nın düşmanlarını bağışlama ve sevme çağrısı da metinde bu çerçevede ele alınır: Düşmanı bağışlayamamak, onun ve incinmişliğin hayaletini taşımaya devam etmek demektir. Osho, Buda’nın da benzer bir özü dile getirdiğini söyler; sözler farklı olsa da bağışlamanın insanı düşmanına ve acısına bağlı yaşamaktan özgürleştirebileceğini vurgular. Ancak bu sözleri yalnızca akılda tutmak yetmez; kişinin yaşamının bir parçası hâline gelmedikçe dışarıdan dayatılan, etkileyici ama uzak ifadeler olarak kalırlar.
Geçmişi affetmek ve unutmak: Karanlığa değil, ışığa yönelmek
Osho egoyu, ışığın yokluğu olan karanlığa benzetir. Karanlıkla doğrudan savaşarak onu odadan çıkaramazsın; ışığı açarsın ve karanlık dağılır. Bu benzetmede ego da doğrudan bastırılıp yenilecek bir şey değil, farkındalıkla aydınlatılması gereken bir durumdur. Bu yüzden Osho, «Affetmeni önermiyorum» derken affetmeye karşı çıkmaktan çok, zorla affetme çabasının yerine varlığa ışık getirmeyi anlatır. Onun metninde bu ışığın yolu meditasyon, daha fazla farkındalık ve tetikte olmaktır.
Osho’nun uyumlu aşk ilişkisi üzerine aktardığı soru da ego fikrini başka bir yönden açıklar: «Osho niçin uyumlu bir aşk ilişkisi sıkıcı olur ve ölür?» Metindeki yanıt, uyumun ego açısından çekiciliği azaltabilmesidir. Ego biraz çatışma, mücadele ve nefret arayabilir; çünkü bu duygular derine inerken sevgi yüzeyde kalabilir. Bu, Osho’nun görüşünü aktaran bir değerlendirmedir: Acı ve çatışmanın sürmesi, kişinin bunlara bağlanmasıyla da ilişkili olabilir.
Yaralara dönüp durmak yerine şimdiye gelmek
Bu düşünceyi anlatan tren hikâyesinde, bir rahip piknik sepetinden çıkardığı elmayı, muzu, armudu, kirazları ve ananası özenle kesip bir kâseye koyar; sonra hazırladığı meyveleri pencereden dışarı atar. Adam ne yaptığını sorunca rahip «Meyve salatası yapıyorum» der. Hepsini dışarı attığı hatırlatılınca da «Meyve salatasından nefret ederim» diye yanıt verir.
Hikâyenin çelişkisi, insanların nefret ettikleri şeyi yanlarında taşımaya devam etmelerini görünür kılar. Osho’ya göre yaraya tekrar tekrar dönmek, parmağı yaranın üzerinde tutup iyileşmesine izin vermemeye benzer. Geçmişi affetmek ve unutmak isteği bir yandan vardır; öte yandan kişi acıyı zihninde canlı tutabilir. Metnin önerdiği yön, geçmişte olan her şeyi zorla unutmak değil, şimdide yaşamaya başlamaktır.
Osho, farkındalığın yalnızca şimdiyi bildiğini söyler: İnsan daha tetikte ve farkında oldukça geçmişte yaşananları tekrar tekrar düşünmekten uzaklaşır ve içinde bulunduğu anın tadını daha fazla alır. Bu yaklaşıma göre geçmişten özgürleşmek, unutmak ve bağışlamak için kendini zorlamakla değil, dikkati şimdiye getirmekle mümkün olur; geçmiş de zamanla zihindeki ağırlığını yitirir. Gelecek de geçmişin bir yansıması olarak ele alındığından, ikisinden özgürleşmek ilk kez özgürlüğü tatmak demektir. Metnin sonunda bu deneyim, yaraların iyileşmesi ve derin bir iyi olma hâlinin başlangıcı olarak anlatılır.
OSHO
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







