Mutsuzluk Tembellikten Beslenir.

Son yıllarda insanoğlunun mutsuzluğu mu arttı, yoksa bu konuda farkındalığımız mı çoğaldı? Herkes mutlu olmak istiyor ama herkes mutluluğu aynı biçimde yaşamıyor. Kimileri bakış açısını değiştirmekte zorlanıyor, kimileri ise mutsuzluğundan yakınmayı sürdürerek adım atamıyor. Habertürk’ten Ceyda Erenoğlu’nun haberinde aktarılan Prof. Dr. Sedat Özkan’ın görüşleri, bu sorulara çağın değişimi, bireyselleşme ve kişinin kendiyle yüzleşmesi üzerinden bakıyor.

Çağa ayak uydurmak mutluluğu nasıl etkiliyor?

İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, günümüzde çatışma ve stres kadar yeni mutlulukların da arttığına dikkat çekiyor. Ona göre mesele yalnızca mutsuzluğun çoğalması değil; insanın gündeminin genişlemesi ve daha fazla durumla karşılaşması. Bu yoğunluk stres yaratabilirken, yeni deneyimler ve farkındalık da başka mutluluk imkânları sunabiliyor.

Özkan’ın yaklaşımında çağa ayak uydurabilmek, kişinin değişen koşullar karşısında esnek kalmasıyla ilgili. Çağı yakalayamayan insan hem kendisiyle hem çevresiyle çatışabilir. Özkan, “Eskiden köyde yaşayan ve ömrünü 20 kilometrekarelik alanda geçiren insan da kendince mutluydu” diyerek, kişinin başka dünyaları tanımamasının ve farkındalığının sınırlı olmasının bu mutluluk algısında rol oynadığını söylüyor. Farkındalık arttıkça insan hem daha fazla imkânı görebiliyor hem de daha önce karşılaşmadığı sorunların farkına varabiliyor. Bu nedenle değişim, mutluluğu da mutsuzluğu da görünür kılabiliyor.

Günümüz insanı çok sayıda uyarana maruz kalıyor. Alışılmadık, tanınmayan ve nasıl karşılık verileceği bilinmeyen durumlar sarsıcı olabiliyor. Dünyanın farklı yerlerindeki gelişmeleri izleyen ve bilgiye ya da teknolojiye daha kolay uyum sağlayan biri sorunlarla baş etmekte daha rahat olabilirken, başka biri aynı yüklerin altında ezilebilir. Buradaki fark, herkesin aynı koşullara sahip olması değil; değişen gündemle başa çıkma biçimlerinin farklılaşmasıdır.

Gerçek mutluluk ile illüzyonu ayırmak

Prof. Dr. Özkan’a göre yerleşik düzenin hâkim olduğu dönemlerde mutluluk büyük ölçüde aile ve toplum tarafından belirleniyordu. Bireyin nasıl yaşaması, neyi doğru ya da yanlış kabul etmesi gerektiği çoğu zaman kalıplar hâlinde sunuluyordu. Günümüzde ise bireyselleşmeyle birlikte insanın kendisiyle hesaplaşması ve kendi seçimlerini sorgulaması daha görünür hâle geliyor.

Kendini keşfetmek bir yandan zorlayıcıdır; çünkü insan alıştığı kabulleri ve varoluşunu yeniden değerlendirebilir. Öte yandan bu yüzleşme, kişinin kendisini başkalarının öğretilerinden, dogmalardan ve hazır kalıplardan bağımsız biçimde tanımasına da alan açar. Özkan’ın vurguladığı gibi, gerçek mutluluğu yalnızca mutluluk yanılsamasından ibaret olan beklentilerden ayırmak gerekir. Kişinin neyi mutluluk saydığını sorgulaması, mutlu olmanın yollarını daha gerçekçi biçimde değerlendirmesine yardımcı olur.

Özkan, yöresel ve töresel mutluluğun yerini bilgi çağında evrensel mutluluk anlayışının aldığını belirtiyor. “Kendi alanlarının evrenselini yakalayan insanlar ve bu tür meslek gruplarında çalışanlar daha mutlu oluyor” diyor. Ona göre kalıpçı ve dogmatik düşünmek, dönüşümü zorlaştırabiliyor. Türklerin farklı kültürlerin değerlerini sentezleyebilme ve yaşadıkları coğrafyaya uyum sağlayabilme becerisine de dikkat çekiyor. Bu görüş, kişinin köklerini korurken yeni koşullara açık olmasının önemini öne çıkarıyor.

Mutsuzluk ve değişmesi gereken kalıplar

Özkan, mutsuz olduğunu söyleyerek kendisine başvuran bazı kişilerin görüşmeler sırasında durumlarını yeniden değerlendirebildiğini aktarıyor. Ona göre kimi zaman kişinin mutluluk anlayışında sorun bulunuyor; kimi zaman da mutluluğa ulaşmak için gerekli çabayı göstermemek bu düşünceyi besliyor. Bu yaklaşımda ilk adım, mutluluğun kişi için ne anlama geldiğini açıklığa kavuşturmak; sonraki adım ise bu yönde emek vermek. Hayata ve kendimize ilişkin yerleşmiş yanlış kabuller, mutsuzluk nedenleri arasında yer alabilir.

Özkan, bunu “Dayağın cennetten çıkma olduğuna inanan birinin beynine ve bilinçaltına yanlış kalıplar yerleşiyor ve bunun değiştirilmesi gerekiyor” örneğiyle anlatıyor. Buradaki temel düşünce, çocukluktan ya da çevreden öğrenilen her kabulü sorgulamadan sürdürmemek. Onun yaklaşımına göre mutluluk; çaba, emek, mücadele, öğrenme, iletişim, paylaşım ve uyumla bağlantılı. Mutsuzluktan kurtulma yolları da kişinin kendi gerçekleriyle yüzleşmesi ve değiştirebileceği konularda adım atmasıyla başlıyor.

Mutsuzluk tembellikten beslenir mi?

“Mutsuzluk genetik midir?” sorusuna Prof. Dr. Sedat Özkan, “Bazıları hep mutsuzdur” yanıtını veriyor ve bunu bir kişilik özelliği olarak değerlendiriyor. Mutsuzluğun tembellikle beslenebileceğini söyleyen Özkan, “Hayatı sürekli mutsuzluktan yakınarak geçirmek yaşamsal bir mastürbasyondur” ifadesini kullanıyor. Bu güçlü söz, mutsuzluğun sorumluluğunu kişiye yüklemekten çok, yakınmanın değişim çabasının yerini alabileceği düşüncesini vurguluyor.

Özkan’a göre kişinin kendisiyle ve mutsuzluklarıyla yüzleşmesi önemli bir başlangıçtır. “Kişi kendisini mutsuz eden gerçeklerle ve kendisiyle yüzleşmeli. Değiştirebileceği şeyleri değiştirmeli, değiştiremeyeceklerini ise olduğu gibi kabullenmeyi öğrenmeli” diyor. Bu bakışta kabul etmek, her şeyi olduğu gibi bırakmak değil; değiştirilebilecek olanla değiştirilemeyecek olanı ayırt edebilmektir. Kişinin atabileceği adımları belirlemesi, mutsuzluktan yakınma döngüsünün dışına çıkmasına yardımcı olabilir.

Çocukluk deneyimleri ve mutsuzluk nedenleri

Takıntılı kişilik özellikleri de mutluluğun önünde engel oluşturabilir. Özkan, böyle durumlarda kişinin kendini doğru ifade etmesine yardımcı olunması gerektiğini belirtiyor. Yetişme biçimi ve çocukluk deneyimleri, kişinin dünyayı ve ilişkileri nasıl algıladığını etkileyen kalıpların oluşmasında rol oynayabilir. Örneğin şiddet uygulayan bir baba modeliyle büyüyen kız çocuğunun erkeklere ilişkin bir kalıp geliştirebileceğini söylüyor. Özkan’ın önerdiği yaklaşım, bu deneyimlerin etkilerini ve uzantılarını tüm yönleriyle ele almak.

Yazıda öne çıkan mutsuzluk nedenleri şöyle sıralanıyor:

  • Yerleşik davranışlar ve yanlış eğitim
  • Olumsuz yaşam deneyimleri ve geçmişteki travmalar
  • Hayata bakış açısındaki yanlışlıklar ve önyargılar
  • Bireysel düşünme kapasitesinin azlığı ve kendini ifade edememe
  • Öğrenme, keşfetme ve paylaşma merakının azlığı
  • Çağa ve yeni durumlara adapte olamama

Bu başlıklar, mutsuzluğun tek bir nedene indirgenemeyeceğini ve kişinin kendi koşullarını anlamasının önemini gösteriyor. Prof. Dr. Sedat Özkan’ın aktarılan görüşlerinde temel mesaj açık: Önce mutluluğun sizin için ne ifade ettiğini görün; ardından değiştirebileceğiniz şeyler için emek verin ve değiştiremeyeceklerinizi kabullenmeyi öğrenin.

Yazan: Prof. Dr. Sedat Özkan

mutsuzluk
Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler