Kelebekleri Özgürleştirmek: Kendimizi Affetmek

Bilinçaltımız, varoluşumuzdan bu yana biriktirdiğimiz hatıralarla doludur. Bizi üzen ve acıtan çoğu zaman hatıranın kendisinden çok ona yüklediğimiz öfke, suçluluk ve yargı duygularıdır. Bir anı tetiklendiğinde, bu duyguları yeniden yaşayabiliriz. Geçmişi kabullenmek ise yaşananı onaylamak ya da unutmak değil; bugünkü hayatımızı etkileyen duyguları fark edip onlarla daha şefkatli bir ilişki kurmaktır.
Çocuklukta yaşananların yetişkinlikteki ilişkilere, aidiyet duygusuna ve yaşamdan alınan zevke nasıl yansıyabildiğini, danışanın izniyle paylaşacağım bir bireysel danışmanlık çalışmasının özeti üzerinden anlatmak istiyorum. Bu, danışanın deneyimine ve çalışma sırasında ortaya çıkanlara dair kişisel bir anlatımdır.
Gitme isteğinin ardındaki duygular
Danışanım 26 yaşlarında, bekâr ve meslek sahibi bir kadındı. Birçok kişinin ulaşmakta zorlanacağı başarıları elde etmişti; buna rağmen kendini bulunduğu yere ait hissedemiyordu. İçinde hep bırakıp gidecekmiş gibi bir duygu vardı. Bir yanıyla ona gitmesi gerektiğini söylüyor, diğer yanıyla nereye gideceğini ve sonrasında ne olacağını bilmiyordu. Bu hâl, mevcut yaşamından zevk almasını da güçleştiriyordu.
Anlattıkları bana kendi yaşantımdan da tanıdık geliyordu. Ben de uzun süre geçmişimi olduğu gibi kabullenmekte ve kendime bakışımı değiştirmekte zorlanmıştım. İnsanlarla kurduğum ilişkiler duygudan uzak, mekanik ve yüzeyseldi. Kalabalık bir şehirde yalnızlık hissetmenin ne demek olduğunu zaman zaman yoğun biçimde yaşamıştım. Danışanımın duygularını neden kapattığını anlamaya yönelirken, bastırılmış duyguların hayatı etkilemesi meselesi de belirginleşiyordu.
Bir çocukluk anısına ve bastırılmış duygulara yaklaşmak
Konunun yeterince olgunlaştığını düşündüğümde gevşeme ve rahatlama telkinleriyle çalışmaya başladım. Yalnızlık, yargılanma, eleştirilme, şikâyet, kendini kıyaslama ve kontrol etme duygularına odaklanmasını istedim. Ardından bedenini tepeden tırnağa gözden geçirmesini rica ettim. Ellerinin şişmiş gibi olduğunu söyledi. Ellerine odaklanıp kendisine ne mesaj vermek istediklerini sorduğunda aklına bir sahne geldi.
Danışanımın zihninde beliren bu anıda 5–6 yaşlarındaydı; kendisinden iki yaş büyük kız kuzeniyle evlerindeki bir odadaydı. Çocukça bir merakla birbirlerinin bedenlerini anlamaya çalışıyorlardı. Danışanım odadan çıkmak istemiş, ama çıkmamıştı; aynı zamanda orada kalıp neler olduğunu merak eden bir yanı da vardı. Anının devamında yengesi odaya giriyor, herkes hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Danışanım, bu yaşantının kendisinde derin bir iz bıraktığını hissediyordu. Yıllar sonra annesine “Bir şey nasıl unutulur?” diye sorduğunu da hatırladı.
Bu duygular onu rahatsız ettiği hâlde uzun süre bastırmıştı. Yaşadıklarını hissetmemeye çalışmak, o anki huzursuzluktan uzaklaşmasına yardımcı olmuş olabilir; fakat duyguları kapatmak, zamanla yaşamdan zevk alamama ve bir yere ait hissedememe hâliyle birlikte görünüyordu. Çocukluk travmalarının yetişkinlikte etkileri, bu öyküde geçmişteki bir anının bugünkü ilişkiler ve seçimlerle nasıl bağ kurabildiği üzerinden ele alınıyordu.
Başka bir kaynak olay olup olmadığını anlamak için yeniden telkin verdiğimde, bu kez iki yıl önceki erkek arkadaşıyla aynı odada olduğu bir sahneye gitti. Onun yanındayken de benzer duyguları hissediyordu: Bir yandan ortamdan ayrılmak istiyor, diğer yandan gitmemesi gerektiğini düşünüyordu. Daha yakın zamana ait benzer bir sahnenin de ortaya çıkması, farklı zamanlarda yaşanan durumların onda aynı duyguyu uyandırdığını görmemize yardımcı oldu.
Kendini affetmek: Çocukluk hâline daha şefkatle bakmak
İlk sahneye yeniden dönerek o yaştaki hâlinin kuzenine karşı hissettiklerini ifade etmesini istedim. Öfkesini ve kızgınlığını dile getirmesine yardımcı olmak için şu cümleleri tamamlamasını söyledim:
Kuzenim, sana öfkeliyim çünkü…
- Senin yüzünden hayatım zindan oldu.
Sana kızgınım çünkü…
Senden tiksiniyorum.
Cümleleri kendi içinden geldiği gibi söyledi. Sonrasında kuzeninin gözlerine bakmasını ve ne gördüğünü anlatmasını istedim. Danışanımın değerlendirmesinde kuzeni de ne yaptığını tam olarak bilmeyen, merak eden ve korkmuş bir çocuktu. Bu bakış, yaşanan duyguları yok saymadan sahneye daha geniş bir açıdan yaklaşmasını sağladı.
Ardından o odadaki küçük kızın hislerine baktık. Odadan çıkmak isteyen bir yanı olduğu kadar kalmak isteyen, merak eden bir yanı da vardı. Danışanımın zihninde, orada kalmış olmasının sorumluluğu büyümüş; yaşananlarla ilgili kendine düşen payı belki yüzde bir, belki yüzde on olarak düşünse bile bu küçük pay ona çok ağır gelmişti. Oysa beş yaşındaki bir çocuğun olup biteni yetişkin gibi değerlendirmesi beklenemez. Buradaki “küçük pay”, gerçek bir kusur hükmü değil, danışanın kendisini nasıl yargıladığını anlatıyordu.
Dışarıdan bakıldığında başarılı ve güçlü görünse de içinde, yaptığı küçük bir hata yüzünden kendini kabul edemeyen bir çocuk taşıyordu. Bu yara kanadığında insanlardan uzaklaşıyor; geçmişteki anıyı unutmak için duygularını kapattığında ise yaşamın geri kalanından da uzak düşüyordu. Kendini affetmek, olanları önemsizleştirmek değil; geçmişte yaşananları kabullenmek ve kendini affetmek için, o günkü küçük hâlin bugünkü yetişkinin bilgisine ve sorumluluğuna sahip olmadığını görebilmektir.
Geçmişte kalmış adımı bugün fark etmek
Danışanım, geçmişte odadan çıkmamış olmasının izini bugün o anıyı hatırlatan durumlarda huzursuzluk olarak taşıyordu. Şimdiki hayatında gitmeye yönelik adımlar atarak, o gün atamadığı adımın intikamını almaya çalışıyor gibiydi. Fakat bugünkü gitme kararları geçmişteki sahneyi değiştirmiyordu. Çalışmada önemli olan, o anıya bağlı duyguyu fark etmek ve küçük kızın yaşadıklarına bugünden bakabilmekti.
Kendini affetmek bir anda geçmişi silmek demek değildir. Bazen ilk adım, o anı hatırlatan duyguları yargılamadan fark etmek; sonra da kendimize, o günkü yaşımız ve bilgimizle bakmaktır. Bu danışmanlık öyküsünde kendini suçlama, duyguları bastırma ve sürekli gitme isteği arasındaki bağ, geçmişi kabullenmenin neden bugünkü ilişkiler ve aidiyet duygusuyla birlikte düşünülebileceğini gösteriyordu.
Hayatınıza katkıda bulunmasını diliyorum.
Halis ŞAHİNER
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız






