Eckhart Tolle: Kabullenmek ve Teslim Olmak

Eckhart Tolle: Kabullenmek ve teslimiyet
Eckhart Tolle’nin bu yaklaşımında kabullenmek, her koşulu beğenmek ya da değiştirmekten vazgeçmek değildir. Önce, şu anda olanı ve ona karşı içinizde oluşan tepkiyi fark etmektir. Bulunduğunuz yer, birlikte olduğunuz kişi ya da yaptığınız iş ile duygularınız arasında bilinçsizce bir çatışma yaratıyor musunuz? Olana içsel olarak karşı koymanın ne kadar yorucu ve acı verici olduğunu hissedebiliyor musunuz?
Bu çatışmayı fark ettiğinizde, onu sürdürmek zorunda olmadığınızı da görebilirsiniz. Olanı olduğu gibi kabul etmek, yaşananı zihninizde sürekli yargılamayı ve bu anla içinizden savaşmayı bırakmaya alan açar. Tolle’nin vurguladığı teslimiyet, dış koşullara boyun eğmekten çok, bu anın gerçekliğine karşı içsel direnişi fark edip gevşetmektir.
“Bulunduğum yerde olmak istemiyorum” düşüncesi
Gününüz içinde ne kadar sık, “Bulunduğum yerde olmak istemiyorum” diye düşünüyorsunuz? Sıkışık trafikte, iş yerinde, havaalanındaki bekleme salonunda ya da birlikte olduğunuz kişilerle bu düşünce belirdiğinde, size nasıl hissettiriyor? Elbette bazı yerlerden ayrılmak doğru, hatta yapılması gereken şey olabilir. Fakat her durumda çekip gitmek mümkün değildir. Seçeneğiniz olmadığı zamanlarda, “Burada olmak istemiyorum” diye içinizden direnmek çoğunlukla durumu değiştirmez; yalnızca sizi ve çevrenizdekileri mutsuz edebilir.
“Her nereye giderseniz, oradasınızdır” diye bir söz vardır. Bir başka deyişle: Şu an buradasınız. Bunu kabullenmek o kadar zor mudur? Her duyusal algıyı ve deneyimi zihinsel olarak iyi ya da kötü diye etiketlemeniz gerçekten gerekiyor mu? Yaşamla ve insanlarla sürekli bir hoşlanıyorum-hoşlanmıyorum çatışması içinde olmak, belki de sorgulanabilecek köklü bir zihinsel alışkanlıktır. Bu anın olduğu gibi var olmasına izin verdiğinizde, o alışkanlığı beslemeyi bırakabilirsiniz.
Tolle’ye göre alışkanlık hâline gelmiş tepkisel “hayır” egoyu güçlendirirken, içten gelen “evet” onu zayıflatır. Buradaki “evet”, her şeyi onaylamak değil; önce mevcut durumu inkâr etmeden görebilmektir. Eckhart Tolle teslimiyet fikrini, dışarıda olanı değiştirmeye çalışmamak olarak değil, olup bitene karşı içsel savaşı bırakmak olarak ele alır.
Günlük işler içinde teslimiyet
“Yapacak çok işim var.” Peki, yaptığınız işi nasıl yapıyorsunuz? Arabayla işe giderken, müşterilerle konuşurken, bilgisayar başında çalışırken veya günlük işlerinizi tamamlarken dikkatiniz yaptığınız şeyde mi? Tolle, başarının yalnızca ne kadar çaba harcadığınızla değil, eylemin niteliğiyle de ilgili olduğunu söyler. Kendinizi zorlamak ve sürekli gelecekte ulaşılacak bir sonuca odaklanmak, yaptığınız işi istememe hâlini de beraberinde getirebilir. Bu isteksizliği fark edebilir ve yaptığınız şeye yeniden bütünüyle katılabilir misiniz?
Bir Zen Üstadı, Zen’in özünü “Her seferinde tek bir şey yapmak” diye tanımlamıştı. Bu, yaptığınız işe tüm dikkatinizi vermek ve başka bir yerde olmayı dilemek yerine o anda yaptığınız şeyde bulunmaktır. Tolle’nin anlatımında bu, teslim olmuş ve güçlenmiş eylemdir: İçsel direnişi bırakmak, eylemsiz kalmak değil; eylemi daha tam bir dikkatle gerçekleştirmektir.
Bu anı kabul etmek, duyguları yok saymak değildir
Olanı kabullenmek, benlik duygusunun zihnin “iyi” ve “kötü” yargılarına bütünüyle bağlanmadığı daha derin bir farkındalığa götürebilir. Yaşamın oluşuna “evet” dediğinizde, bu anı olduğu gibi kabul ettiğinizde, içinizde dingin ve geniş bir alan hissedebilirsiniz. Hava güneşliyken mutlu, yağmurluyken daha az mutlu olabilir; para kazandığınızda sevinip kaybettiğinizde üzülebilirsiniz. Ancak bu geçici duyguların, varlığınızın en derinindeki huzuru bütünüyle belirlemesi gerekmez. Yüzey dalgalanırken derinlik sakin kalabilir.
Tüm deneyimlerin geçici olduğunu ve dış dünyadaki hiçbir şeyin kalıcı bir doyum sağlayamayacağını fark etmek, teslimiyeti kolaylaştırabilir. İnsanlarla karşılaşmaya, işlere ve deneyimlere katılmaya devam edersiniz; fakat bir kişinin, yerin ya da olayın size mutluluk vermesini şart koşmazsınız. Onların geçici ve kusurlu olmasına izin verirsiniz. Böylece yaşananları imkânsız beklentilerle ölçmek yerine, onlarla daha uyumlu ve dingin bir ilişki kurabilirsiniz.
Bu anı bütünüyle kabul ettiğinizde, olanla zihinsel tartışma da hafifleyebilir. Düşünceler ortadan kalkmak zorunda değildir; ancak zihin her deneyimi hemen etiketlemediğinde uyanık bir dinginlik için alan açılır. Tolle’nin anlatımında içsel direnişin bırakılması, koşullanmamış bilince ve daha geniş bir farkındalığa açılmaktır. Bu yaklaşım, koşulların mutlaka değişeceği vaadi değildir; içsel savaş azaldığında durumu daha açık görüp nasıl karşılık vereceğinize karar verebilirsiniz.
Durumun kendisi ve zihnin anlattığı öykü
“Bu anın keyfini çıkarın. Mutlu olun” mu diyorum? Hayır. Bu anın oluşuna izin verin. Bu yeter. Teslimiyet, bu ana teslim olmaktır; onun hakkında zihninizin kurduğu öyküye değil. Örneğin sakatlanmış ve artık yürüyemiyor olabilirsiniz. Bu, yaşanan durumdur. Zihin ise “Yaşamım bu hâle geldi. Sonunda kendimi tekerlekli sandalyede buldum. Yaşam bana acımasız ve adaletsiz davrandı. Bunu hak etmiyorum” diye bir öykü yaratabilir. Bu anın oluşunu kabullenip onu, zihnin çevresinde kurduğu öyküyle karıştırmamayı deneyebilir misiniz?
Teslimiyet, “Bu benim başıma neden geliyor?” sorusuna tutunmayı bıraktığınızda belirir. Tolle, görünüşte kabul edilemez ve acı verici durumların içinde bile daha derin bir iyilik bulunabileceğini ifade eder; her felaketin ilahi bir inayet tohumu içerdiğini söyler. Büyük kayıp, hastalık, hapis ya da yaklaşan ölüm karşısında yaşananı kabul ederek “tüm anlayışı aşan huzuru” bulan kadınlar ve erkeklerden söz eder. Bu, acıyı önemsiz saymak değil; cevapların ve açıklamaların yetmediği yerde, yaşanan gerçeklikle içsel olarak savaşmayı bırakabilmektir.
Bazen ıstırap içindeki biri sizden yardım ister ve ne söyleyeceğinizi bilemezsiniz. Bilmediğinizi tamamen kabul ettiğinizde, sınırlı zihninizle hemen yanıt bulmaya çalışmayı bırakabilirsiniz. Bazen teslimiyet, anlamaya çalışmaktan vazgeçmek ve bilmemekten ötürü rahat olmaktır. Böyle bir açıklık içinde düşünce de daha sonra ortaya çıkabilir; fakat her şeyi hemen çözmek zorunda değilsiniz.
Hayatta kendisini ve başkalarını mutsuz ediyor gibi görünen birini tanıyor musunuz? Tolle’nin yaklaşımında, böyle kişileri bağışlamak onların davranışlarını onaylamak anlamına gelmez. Onların davranışlarını egosal bilincin ve teslim olmama hâlinin bir yansıması olarak görür; bunun, kişinin gerçek kimliği olmadığını hatırlatır.
Teslimiyet, içsel olarak direnişten kabullenmeye, “hayır”dan “evet”e geçiştir. Benlik duygusu, bir tepki ya da yargıyla özdeşleşmek yerine, onun çevresindeki farkındalığa dönüşür. Başka bir deyişle, kendinizi yalnızca düşünce ya da duygu olarak görmekten, onları fark eden geniş alanı da tanımaya geçersiniz. Kabul edemediğiniz şeye karşı direncinizi fark edip bunu da kabullenmek, huzura doğru atılan bir adımdır. Yaşamı rahat bırakın. Bırakın, o olsun.
Eckhart Tolle






