Ait Olmak – Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabı

Yaşamımız boyunca kendimizi güvende hissetmek için bir aileye, gruba, arkadaşa, yere ya da bir şeye ait hissetmeye çalışırız. Ait olmak, toplumsal yaşamın bir gereğidir; bağ kurmamıza ve bulunduğumuz yerde kendimize bir yer açmamıza yardımcı olur. Ancak bu bağın bizim için ne anlama geldiğini fark etmek de önemlidir. Çünkü ait hissetmek bizi rahatlatabilirken, bu duyguyu korumak uğruna kendimizden vazgeçmeye başladığımızda aynı ihtiyaç bizi sıkıştırabilir.
Ait olma duygusu nedir?
Ait olma duygusu, kendimizi bir aileyle, arkadaş grubuyla, bulunduğumuz yerle ya da yaşamımızdaki başka bir şeyle bağlantılı hissetmemizdir. Bu his, “Burada benim de bir yerim var” düşüncesini taşıyabilir. Bir gruba veya yere yakınlık duymak tek başına sorun değildir. Asıl üzerinde durulması gereken, ait olmayı hangi koşullara bağladığımız ve bu bağı sürdürmek için nelerden ödün verdiğimizdir.
Ait olma ihtiyacı, kendi hayatımıza ve hedeflerimize hizmet eden ilişkiler içinde karşılanabilir. Fakat bir yere kabul edilmenin tek yolunun başkalarının beklentilerine uymak olduğuna inanırsak, seçimlerimizi bu beklentilere göre yapmaya başlayabiliriz. Böylece ait hissetmek bir yakınlık ve rahatlık kaynağı olmaktan çıkar; onay kaybetme korkusuyla korumaya çalıştığımız bir şeye dönüşür.
Ait olma ihtiyacı ve bağımlılık arasındaki çizgi
Bir aileye, gruba, arkadaşa veya yere ait hissetmek bizi rahatlatabilir. Dengeyi kaçırdığımızda ise ait olma ihtiyacı ve bağımlılık birbirine yaklaşır: Bağı korumak için kendi isteklerimizi geri plana atabilir, istemediğimiz şeyleri yapmaya mecbur hissedebiliriz. Burada mesele bir yere bağlı olmak değil; o bağ uğruna kendi yaşamımıza, seçimlerimize ve hedeflerimize ne ölçüde sırt çevirdiğimizi görebilmektir.
Bu nedenle kendimize, “Bu ilişki ya da grup içinde kendim olarak var olabiliyor muyum?” diye sorabiliriz. Bir yere ait olmayı, oradaki herkes gibi düşünmek veya her isteğe karşılık vermek şeklinde tanımlıyorsak, bu tanım bizi daraltıyor olabilir. Ait olmayı başka türlü tarif etmek, bağ kurma isteğini yok saymak değil; o isteğin hayatımızı yönetmesine izin vermeden nasıl yaşayabileceğimizi araştırmaktır.
Çocukluk döneminde sınırlar yeterince bilinip korunamadığında bu durum daha yıkıcı olabilir. Çocuk, kendini güvende ve kabul edilmiş hissetmek için ait olduğu kişilere uyum sağlamaya çalışabilir; kendi isteğiyle dışarıdan gelen beklentiyi ayırt etmekte zorlanabilir. Bu noktada sınırların fark edilmesi ve korunması önem kazanır. Geçmişte oluşmuş bu anlamları fark etmek, bugün aynı kalıpları sürdürmek zorunda olmadığımızı görmemize yardımcı olabilir.

Ait olmak ve güvende hissetmek
Ait olmak ve güvende hissetmek çoğu zaman iç içe geçer. Bir yere ait olmadığımızı düşündüğümüzde güvencemizi de kaybedeceğimizden endişe edebiliriz. Oysa bu yazının yaklaşımında, bir yere ait olup olmamamız ile yaşam güvencemiz aynı şey değildir. Bundan kurtulmak ya da bu düşüncenin ötesine geçmek için, hepimizin yaratıcı tarafından yaratılan muhteşem varlıklar olduğumuz gerçeğinin farkında olmak gerekir. Bir yere ait olsak da olmasak da yaratıcının bize verdiği yaşam güvencesine sahibiz.
Bu bakış, başkalarıyla bağ kurmayı reddetmek ya da bir gruptan uzaklaşmak gerektiğini söylemez. Bunun yerine, kendimizi güvende hissetmenin bütün sorumluluğunu dışarıdaki bir kabulün üzerine bırakıp bırakmadığımızı sorgulamaya çağırır. Ait olma tanımımızı değiştirmek; kabul görmek için nelerden vazgeçtiğimizi fark etmemize ve yaşamımıza daha fazla alan açacak seçimleri düşünmemize yardımcı olabilir.
Kendinize sorabileceğiniz sorular
İhtiyacımız olan araç, kendimize doğru soruları sormaktır. Bu soruların amacı hemen doğru cevabı bulmak değil; ait olmaya yüklediğimiz anlamları ve bu anlamların yaşamımızdaki etkisini fark etmektir:
Ait olmak benim için, hayatım ve hedeflerim için ne anlam ifade ediyor?
Ait olmaya, kendi yaşamıma hizmet etmeyen hangi anlamları yüklüyorum? Bu anlamları geçerli kılmak için yaşamımda hangi “icatları” kullanıyorum?
Bunları benim için değerli ve önemli yaparak yaşamımda neleri kontrol etmeye çalışıyorum? Bir yere ait olmak için yaptıklarım gerçekten benim seçimlerim mi, yoksa kaybetmekten korktuğum bir bağı koruma çabası mı?
Ait olmayı nasıl tanımlarsam mevcut sıkışık durumun ötesine geçip alan açacak yeni bir yaşama adım atabilirim? Tanımımı değiştirirsem, ait olma ihtiyacına takılmadan kendimi kolaylıkla güvende hissetmeye devam edebilir miyim?
Dünyadaki her şeyle bir olduğumun farkındayım. Her durumda ve her alanda, ait olup olmama hissine takılmadan, aitmiş gibi hissetmek için ben ve bedenim hangi enerji, alan ve bilinç olabiliriz?
Daha başka neler mümkün?
Ait olmayı nasıl tanımladığımız, ilişkilerimizi ve kendimize yaklaşımımızı etkileyebilir. Bu sorular üzerinde durmak, bir yere ait olma arzusuyla kendi yaşamımıza hizmet etmeyen seçimleri birbirinden ayırmamıza alan açar. Böylece aidiyeti kaybetme korkusuna takılmadan, kendimiz için neyin mümkün olduğunu yeniden düşünebiliriz.
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabı
Halis ŞAHİNER
Sosyolog
Yazar
Halis Şahiner’le Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız






