Bilinçli Yaratmayı Anlamak: Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabı

“Tanrı her zihne, kişinin gerçeklik ile rahat bir yaşam arasında kendi tercihini yapması için bir imkân sunar. Bunlardan hangisini seçeceği, insana kalmış bir şeydir. Ama o, ikisini birden asla seçemez”

Ralph Waldo Emerson

Nasıl bir yaşama sahip olmak istiyorsunuz? Nasıl bir yaşamın sizi mutlu edeceğini düşünüyorsunuz?

Bu sorular, bilinçli yaratmanın başlangıç noktalarına işaret eder: İstediğimiz yaşamı fark etmek ve bugün ona nasıl yaklaştığımızı görmek. Her ne kadar fiziksel bir dünyanın içinde olduğumuzu düşünsek de, yaşadıklarımızı anlamlandırma biçimimiz zihnimizden geçer. Bu yaklaşımda fiziksel dünya, zihinsel dünyamızın bir yansıması olarak ele alınır.

Bilinçli yaratma düşünceyle başlar

Sahip olduğumuz düşünceler, neleri mümkün gördüğümüzü; neyi yapabileceğimize, neye sahip olabileceğimize ve nasıl davranacağımıza ilişkin bakışımızı etkiler. Bu, her isteğin yalnızca düşünerek gerçekleşeceği anlamına gelmez. Buradaki temel vurgu, düşünce biçimimizin seçimlerimizi ve yaşamla kurduğumuz ilişkiyi yönlendirebilmesidir. Düşüncelerle yaşamı şekillendirme fikri, önce zihnimizde nelerin tekrarlandığını fark etmeyi gerektirir.

Düşüncelerimizi daha bilinçli yönetebilmek için onların yaratımımız üzerindeki etkisini anlamamız gerekir. Yazarın yaklaşımında bunun bir sonraki adımı, evrenin yaratım prensibini tanımak ve bu prensibi bilinçli kullanmaktır. Böylece kişi, yalnızca alışkanlıkla sürdürdüğü düşünceleri izlemek yerine, istediği yaşamla uyumlu bir yön belirlemeye başlayabilir.

Çekim yasası ve düşünceler arasındaki ilişki

Metinde kâinattaki bağlantı, enerji ve titreşim kavramları üzerinden anlatılır. Bu bakışa göre her şey birbiriyle bağlantılıdır; benzer titreşimde olan enerjiler birbirini çeker. Çekim yasası da benzer enerjilerin birbirini çektiği düşüncesine dayanır. Burada enerji ve titreşim, yazarın bilinçli yaratma yaklaşımını açıklamak için kullandığı kavramlardır.

Bu yaklaşımda insan bedeni de evrenin bir parçası olarak değerlendirilir. Beden fiziksel boyutu, varlık ise fiziksel olmayan boyutu temsil eder. Zihin, bu iki boyut arasındaki bağlantı olarak anlatılır; düşünceler zihinde oluşur ve bedenin enerji durumuyla ilişkilendirilir. Dolayısıyla çekim yasası ve düşünceler, kişinin içinde bulunduğu hâli ve yaşamında yöneldiği şeyleri anlamaya çalışırken birlikte ele alınır.

Olumlu ve iyi hissetme hâli yaratan düşünceler, bu anlatımda daha yüksek titreşimle; olumsuz ve kötü hissetme hâli yaratan düşünceler ise daha düşük titreşimle ilişkilendirilir. Neşe ve keyif, genişletici ve rahatlatıcı; üzüntü ve keder ise daraltıcı hisler olarak tarif edilir. Bu ayrım, kişinin düşünce ve duygularını yargılaması için değil, içinde bulunduğu hâlin farkına varması için bir çerçeve sunar.

Düşünce biçimi, duygu ve yaşam döngüsü

İçinde bulunduğumuz enerji durumu, bu görüşe göre bir sonraki hâlimiz için referans noktasıdır. Neşe ve keyif içindeyken bir şeyler yaratmanın daha kolay hissedilmesi, düşüncelerimizin ve ruh hâlimizin deneyimimizi nasıl etkilediğine dikkat çeker. Bu yüzden amaç, her an olumlu hissetmeye zorlanmak değil; düşüncelerimizi ve düşünme biçimimizi fark ederek, bizi istediğimiz yaşamdan uzaklaştıran alışkanlıkları görebilmektir.

Yazının neden-sonuç düşüncesi de bu noktada önem kazanır. Şu anki durumumuzun geçmişteki düşüncelerimizle bağlantılı olduğu, gelecekte oluşacak durumun ise bugünkü düşüncelerimizden etkileneceği ifade edilir. Ancak geçmişteki düşüncelerin ne zaman ve hangi olaylarla oluştuğunu her zaman kolayca göremeyebiliriz. Bu durumda, asıl kaynak yerine yakın zamanda yaşanan bir olayı neden sayabiliriz.

Yanlış bir bağlantı üzerinden ilerlemek, sorunun kaynağına ulaşmamızı sağlamayabilir. Yalnızca yakın zamandaki olay üzerinde çalışmak, tekrar eden döngüyü değiştirmediğinde, benzer durumlarla yeniden karşılaşmış gibi hissedebiliriz. Bu nedenle düşünce ve davranışlarımızı incelerken, ilk akla gelen açıklamayla yetinmemek ve bizi aynı sonuca götüren düşünme biçimini de sorgulamak gerekir.

İstediğiniz yaşam için düşünceleri bilinçli yönetmek

“Sorunlarımızı, onları yaratırken düşündüğümüz gibi düşünerek çözemeyiz.” Bu ifade, değişimin mevcut düşünme biçiminin farkına varmakla başlayabileceğini anlatır. Önce bizi bugünkü noktaya getiren düşünceleri görmek, ardından aynı bakışın dışına çıkıp başka bir yol seçmek gerekir. Böylece isteklerimizle düşünce ve davranışlarımız arasındaki uyumu değerlendirebiliriz.

Bir şeyi yaratmanın sonsuz yolu vardır. İhtiyacımız olan, isteğimizi yaratmayan yolu sürdürmek yerine, bizi ona yaklaştıracak yolu bulmak ve o yolda devam etmektir. Bilinçli yaratma, bu anlamda, düşüncelerimizin yaşamımızdaki payını fark edip yönümüzü daha bilinçli seçme davetidir.

Bilinçli Yaratma Sanatı kitabı

Halis ŞAHİNER

Halis Şahiner’le Bireysel Danışmanlık

bilinçli yaratma

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir