Cesaret Nedir?

Eğer cesur değilsen samimi olamazsın.
Eğer cesur değilsen sevemezsin.
Eğer cesur değilsen güvenemezsin.
Eğer cesur değilsen gerçeğin peşine düşemezsin.
O yüzden önce cesaret gelir. Ve diğer her şey onu izler.
Cesaret nedir?
Cesaret, korkunun hiç olmadığı bir hâl değil; korkuya rağmen bilinmeyene doğru adım atabilmektir. İnsan ne olacağını bilmediğinde, güvenliğin kıyılarından uzaklaşırken korku duyar. Fakat yalnızca bildiği ve alıştığı yerde kalmak, maceradan vazgeçmek anlamına da gelebilir. Bilinmeyene yönelmek, sonucu önceden garanti edemediğin bir meydan okumayı kabul etmektir.
Kolomb gibi keşfedilmemiş denizlere açılmayı düşün: Önünde ne olduğunu kimse kesin olarak bilemez. Yine de belirsizliğe adım atmak insana heyecan verir; kalbi yeniden atmaya, insan kendini yeniden canlı hissetmeye başlar. Bu anlatıda cesaret, bütün korkuları yok saymak değil, korku oradayken de yeni olana doğru ilerlemektir.
Korku, bilinmeyene yaklaşırken ortaya çıkar; cesaret ise o korkunun kararlarını bütünüyle yönetmesine izin vermemektir. Aynı meydan okumayı tekrar tekrar kabul ettikçe korkuların yavaş yavaş kaybolabileceği düşüncesi de bu yaklaşımın bir parçasıdır. Bilinmeyenin getirdiği heyecan insanı güçlendirir, zekâsını keskinleştirir ve daha bütünlüklü hissetmesine yardımcı olur. Cesaret nasıl kazanılır sorusuna bu metnin verdiği yanıt, korkuyu bekleyip tamamen geçmesini ummak değil; onun varlığını kabul ederek adım atmayı sürdürmektir.
Kısacası cesaret; bilinmeyen için bilinene, tanıdık olmayan için tanıdık olana ve konforsuzluk için konforlu olana dair bir riski göze almaktır. Herkesin bildiği göç yollarını bırakıp varış noktasını henüz bilmediğin bir yola çıkmak gibi… Başarıp başaramayacağını önceden bilemezsin. Bu bir kumardır. Ama hayatın ne olduğunu sadece kumarbazlar bilir.

Fırtına karşısında eğilmek
Hayat senin mantığını dinlemez; umursamadan kendi yoluna devam eder. Sen hayata kulak vermek zorundasın. Bu düşünceyi açıklamak için Osho, fırtına karşısındaki büyük ağaçla küçük otları karşılaştırır: Fırtına geldiğinde dev ağaçlar devrilirken otlar eğilir, fırtına dindikten sonra yeniden doğrulur.
Osho’nun anlatısında büyük ağaç; yüksekliği, yaşı, derinlere yayılan kökleri ve gücüyle dayanıklılığın simgesidir. Teslim olmak istemez, direnerek gücünü göstermeye çalışır. Fakat fırtına dindiğinde devrilmiş, yaşamını yitirmiştir. Fırtına bütünden gelir; ağaç ise tek başına bir bireydir. Bu nedenle yalnızca güç göstererek her koşulu aşabileceğini sanmak, anlatının sorguladığı tutumlardan biridir.
Küçük bitkiler ve sıradan otlar ise fırtına geldiğinde eğilir. Üzerlerindeki tozlar savrulur, yağmurla yıkanırlar; fırtına geçince yeniden dikilirler. Kökleri neredeyse yok denecek kadar azdır, küçük bir çocuk bile onları sökebilir. Buna rağmen fırtınadan sonra ayakta kalırlar. Osho’nun retorik sorusu burada belirir: Ne oldu?
Bu metaforda otlar Tao’nun, Lao Tzu’nun yolunu; büyük ağaç ise Charles Darwin’in anlatıdaki yaklaşımını izler. Ağaç direnip gücünü kanıtlamaya çalışırken otlar eğilmeye hazırdır. Osho, Hitler, Napolyon ve İskender gibi güçlü hükümdarları büyük ağaçlara; Lao Tzu’ları ise küçük otlara benzetir. Teslim olan birini nasıl yenebilirsin? Buradaki eğilme, güçsüzlükten çok, her koşula katı biçimde direnmenin bedelini sorgulayan bir metafordur.
İskender ve Dandamis’in hikâyesi
Osho, bu düşünceyi Büyük İskender ile Dandamis adlı sannyasinin hikâyesiyle sürdürür. İskender Hindistan’a sefere çıkarken arkadaşları ondan dönüşte bir sannyasin getirmesini ister. Bunun nadir bir çiçek gibi olduğunu, ne olduğunu görmek istediklerini söylerler. Savaşlar ve mücadeleler arasında bu isteği neredeyse unutan İskender, Hindistan’dan ayrılmak üzereyken hatırlar ve askerlerinden civarda bir sannyasin olup olmadığını öğrenmelerini ister.
Köylüler, gerçek bir sannyasinin nadir bulunduğunu ama Dandamis’in o sırada köyde, nehir kıyısında olduğunu söyler. İskender, onu ders almak için değil, askerlerinin götürmesi ve kendi ülkesine getirmesi için aradığını belirtir. Köylüler bunun o kadar kolay olmayacağını söyleyince şaşırır; çünkü imparatorları ve kralları dize getirmiştir. Askerler Dandamis’i bulur ve ona İskender’in davetini, kraliyet konuğu olacağını ve ihtiyaçlarının karşılanacağını iletir.
Dandamis güler ve kendisini büyük gören birinin gerçekten büyük olamayacağını söyler. Kimsenin onu bir yere götüremeyeceğini, bir sannyasinin bulut gibi tam bir özgürlük içinde hareket ettiğini ve kimsenin kölesi olmadığını anlatır. Askerler, İskender’in tehlikeli olduğunu ve karşı çıkarsa başını kestirebileceğini söyler. Dandamis ise belki de İskender’in kendisini görmeye gelmesinin daha iyi olacağını belirtir.
Askerler geri döndüklerinde Dandamis’i eşsiz biri olarak tarif eder: Çıplak olmasına rağmen yanında çıplaklığını hissettirmediğini, etrafını dinginliğin sardığını ve varlığının çevresindekilere mutluluk verdiğini söylerler. İskender, elinde kınından çıkmış kılıcıyla onu görmeye gider. Dandamis gülerek kılıcını indirmesini ister: Kılıç yalnızca bedenini kesebilir; o ise bedenini çoktan geride bırakmıştır. Bu yüzden kılıcın kendisine zarar veremeyeceğini söyler.
Anlatıya göre İskender, hayatında ilk kez başka birinin isteğini yerine getirip kılıcını kınına sokar. Sonra hayatında bu kadar güzel bir adamla karşılaşmadığını söyler. Kampına döndüğünde, ölmeye hazır olduğunu söyleyen birini öldürmenin anlamsızlığını arkadaşlarına anlatır: Savaşan birini öldürebilirsin; ama başını kesmeye hazır olduğunu söyleyen birini öldürmek başka bir şeydir.
Dandamis’in sözünü ettiği şey şudur: “Bu benim kafam. Onu kesebilirsin. Kafam düştüğü zaman, onu kumların üzerine düşerken göreceksin. Ben de aynı şeyi göreceğim. Çünkü ben bedenim değilim. Ben bir tanığım.” İskender, arkadaşlarına Hindistan’da sannyasin diye getirebileceği başka insanlar bulunduğunu, ancak gerçekten eşsiz olan bu kişiyi zorlayamayacağını söyler. Ona göre bir insan ölümden korkmadığında, onu zorla bir şey yapmaya nasıl mecbur edebilirsin?
Cesaret ve korku ilişkisi
Bu hikâyenin Osho’nun yaklaşımındaki anlamı, insanı köle yapan şeyin kendi korkuları olduğudur. Korkusuz olduğunda artık köle olmadığını; başkalarının seni köleleştirmeye çalışmasından önce, içindeki korkunun seni buna yöneltebildiğini anlatır. Bu, korkusuzluğu başkalarını ürkütmek ya da her tehlikeyi yok saymak olarak değil, korkunun kararlarını belirlemesine izin vermemek olarak okumaya çağırır. Cesur olmak ne demek sorusuna metnin verdiği karşılık da burada belirginleşir: Kalple yaşamak, risk almaya ve gerçeğin peşine düşmeye hazır olmaktır.
Osho, korkakların kafalarıyla yaşadığını; korkularından dolayı çevrelerinde mantıktan örülmüş bir güvenlik duvarı kurup kapı ve pencereleri kapattığını söyler. Buna karşılık kalbi kumarbaza, kafayı ise hesap yapan iş insanına benzetir. Kafa geçmişi düşünür, sürekli hesaplar; kalp geleceğe, umuda ve henüz keşfedilmemiş olana yönelir. Bu anlatımda kalp üzerinden yaşamak, anlamı ve cesareti keşfetmenin yoludur.
Cesaret ve korku ilişkisi, bu nedenle korkuyu yok etmekten çok, korkuya rağmen bilinmeyene adım atmakta görünür. Önce cesaret gelir; samimiyet, sevgi, güven ve gerçeğin peşinden gitmek de bu adımın ardından gelir. Cesaret -OSHO-
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







