Mükemmel Kendimizi Aramak

Yaşam yolculuğumuzda sıkça yaptığımız şeylerden biri, hayatımıza anlam verebilmek için olduğumuz kişiden farklı olmamız gerektiğini düşünmektir. Kendimizi anlamaya çalışırken, sanki şu anki hâlimiz yeterli değilmiş ve başka biri olduğumuzda her şey daha iyi olacakmış gibi bir fikre kapılırız.
Bu yargıya çoğu zaman yaşamda elde ettiklerimize ya da elde edemediklerimize bakarak varırız. Etrafımızdaki insanlarla kendimizi kıyaslar, sahip olduğumuz parayı ve hayatımızda eksik olduğunu düşündüğümüz şeyleri ölçü alırız. Olmayanlar tamamlanırsa veya davranışlarımız değişirse yaşamımızın daha güzel olacağına inanırız. Böylece kendimizi başka türlü yapmanın yollarını aramaya başlarız.
Kendini bulma arayışında neyi arıyoruz?
Kendimizi olduğumuzdan farklı hâle getirme çabasına girer, bunun adına da kendimiz olma ya da kendimizi bulma deriz. Peki, kendini aramak ne demek? Arayışın yöneldiği kişiyi, onun hangi özelliklere sahip olduğunu ve onu nasıl tanıyacağımızı gerçekten biliyor muyuz? Çoğumuz kendim olmak istiyorum der; fakat aradığı kendinin nasıl biri olduğunu tarif etmekte zorlanır.
Belki de burada durup şu soruyu sormak gerekir: Aradığımız kendimiz kim? Hangi kayıp kendimizi arıyoruz? Hangi özelliklere sahip olan kendimizi arıyoruz? Bu arayış, gerçekten kendimizi tanımaya mı dayanıyor, yoksa başkalarının hayatlarında gördüğümüz ve kendimizde eksik saydığımız şeylere mi? Bir hedefi aradığımızı söylemek, o hedefin ne olduğunu bildiğimiz anlamına gelmeyebilir.
“Kendini bulma” düşüncesi, bazen şu anki hâlimizi bir engel gibi görmemize neden olur. Kendimizi sürekli düzeltilecek bir proje olarak ele alır; başka bir davranışa, daha çok paraya ya da hayatımızda bulunmayan bir şeye kavuşunca nihayet doğru kişi olacağımızı sanırız. Elbette değişmek isteyebiliriz. Ancak değişme isteğiyle kendimizi şimdi olduğumuz kişi olarak reddetmek aynı şey değildir. Aradaki farkı görmediğimizde, her yeni hedef bizi bir sonraki eksikliğe taşıyabilir.
Kendini kabul etme, arayışı nasıl değiştirir?
Sürekli arayışta olmak, durmadan kendini düzeltmeye çalışmak anlamına gelebilir. Aradığımız mükemmel benliğin nerede başlayıp nerede tamamlanacağını bilmiyorsak, ona ulaşmak için hangi ölçüyü kullanacağız? Her karşılaştırmada yeni bir eksik bulmak ve kendimizi yeniden yetersiz saymak mümkün. Bu da arayışı bitmeyen, tatmini hep geleceğe erteleyen bir döngüye dönüştürebilir.
Kendini kabul etme, her davranışımızı onaylamak ya da değişme ihtimalinden vazgeçmek değildir. Burada sorulan şey, kendimizi başka biri olmaya zorlamadan, şu anki hâlimizi görmeye izin verip veremeyeceğimizdir. Kendini olduğun gibi kabul etmek; kendini başkalarının ölçüleriyle eksik ilan etmeden, nereden hareket ettiğini fark etmektir. Böyle baktığımızda değişim, kendimizden kaçmanın şartı olmaktan çıkar; ne istediğimizi yeniden değerlendirebileceğimiz bir seçeneğe dönüşür.
Bu nedenle kendini bulma ve kendini kabul etme birbirine karşıt iki düşünce olmak zorunda değildir. Kendini arayış, kendini reddetmeye dönüştüğünde yorucu olabilir; kabul ise sorularımızı susturmak yerine onları daha açık biçimde duymamıza alan açabilir. Önemli olan, olmak istediğimiz kişiyi belirlerken bu kararın nereden geldiğini fark etmektir: Kendi isteğimizden mi, çevremizle kıyasımızdan mı, yoksa sahip olmadıklarımızı eksik saymamızdan mı?
Mükemmel kendimizi aramayı bırakabilir miyiz?
Hangi kendimizin bu dünyadaki doğru kişi olduğunu düşünüyoruz? Bu karara neye göre vardık? Yaşamla ilgili farkında olmayı görmek istemediğimiz şey ne? Ne aradığımızı gerçekten bilseydik, bu arayış nasıl görünürdü? Belki de bu soruların amacı hemen doğru cevabı bulmak değil, kendimiz hakkında tartışmasız kabul ettiğimiz ölçüleri yeniden görmektir.
Ya olduğumuz kişi, olmamız gereken kişiyse? Mükemmel kendimizi aramayı bırakıp sadece olduğumuz kişi olmayı kabul etseydik, bu yaşamı bizim için daha kolay hâle getirir miydi? Bu sorular, değişmeyi yasaklamaz; yalnızca kendimizi bulmak için önce başka biri olmamız gerektiği varsayımını sorgulamamıza yardımcı olur.
Enerjimizi kim olduğunu bilmediğimiz mükemmel kendimizi aramak için kullanmak yerine bizi neşeli ve eğlenceli kılacak şeylere akıtsaydık ne yaratırdı? Bu sorunun cevabını başkasının ölçülerinde değil, kendi yaşamımızda arayabiliriz. Kendimizi sürekli eksik saymak yerine, bize neyin neşe verdiğini fark etmek arayışımıza başka bir yön kazandırabilir.
Kim olurduk? Nasıl bir hayatımız olurdu? Daha başka neler mümkün?
Halis Şahiner
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







