Evrenin Yasalarını Anlamak ve Refah İçinde Yaşamak – 2

Bilinçaltı ve yaşamımız
İnsanın temelde üç farklı bilinç durumundan söz edebiliriz. İlki, farkında olduğumuz; akılcı ve denetleyebildiğimiz ana bilincimizdir. Bazen yalnızca bundan ibaret olduğumuzu düşünürüz. Kişiliğimizi ve egomuzu gösteren, kontrol edebildiğimiz bu zihinsel alana kısaca bilinç ya da şuur deriz.
İkincisi, doğrudan farkında olmadığımız bilinçaltımızdır. İçinde nelerin bulunduğunu duyularımızla ya da bilincimizle her zaman algılayamayız. Bu yaklaşımda bilinçaltı, bilinçten ve beş duyudan aldığı bilgi ve talimatlarla çalışan, farkındalık alanımızın dışında kalan bir alan olarak ele alınır.
Üçüncüsü ise yüksek benlik ya da üst benlik dediğimiz bilinç durumudur. Bilinçaltı gibi gündelik farkındalığımızın dışında olduğu düşünülür; ancak ruhsal çalışmalarla ona dair farkındalık kazanabileceğimiz ve onu içimizdeki bilge olarak tanımlayabileceğimiz söylenir.
Bilinçaltı yaşamı nasıl etkiler?
Bilinçaltımızı sadık bir hizmetçiye benzetebiliriz: Ona verdiğimiz talimatları alır ve uygulamaya koyar. Üstelik bu talimatları çoğu zaman farkında olmadan veririz. Bu nedenle kendimize söylediğimiz sözler, tekrar tekrar kabul ettiğimiz düşünceler ve başkalarından duyduğumuz telkinler önem kazanır. İstemediğimiz bir sonucu dile getirirken, farkında olmadan onu kendimize emrediyor olabiliriz.
Bu anlatımda bilinçaltı bir mıknatıs gibidir; kendi kayıtlarıyla örtüşen şeyleri arar ve onları fark etmemize yol açar. Yaşamın zor geçeceğine inanıyorsak, zorlukları daha çok görmeye ve yaşadıklarımızı bu inanca göre yorumlamaya başlayabiliriz. Paranın zor kazanıldığına inanmak da para konusundaki seçimlerimizi ve beklentilerimizi etkileyebilir. Bu, her olayın yalnızca bir inançtan kaynaklandığı anlamına gelmez; burada vurgulanan, içimizde taşıdığımız kabullerin yaşamı algılama biçimimizdeki rolüdür.
Bilinçaltı inançları ve bolluk bereket
Bolluk ve bereket konusunda zorlandığınızı düşünüyorsanız, bilinçaltınızda yer etmiş olabilecek inançları gözden geçirmek yararlı olabilir. Örneğin:
- Ben iyi şeyleri hak etmiyorum.
- Ben değerli değilim.
- Para kirli bir şeydir.
- Parayı sevmiyorum; önemli olan başka şeyler var.
- Çok paramız olursa eşim beni terk eder.
- Çok param olursa gerçek dostum olmaz.
- Ben zengin olacak kadar yeterli değilim.
Bu tür kabuller, bu yaklaşımda, refahın zıttı olan yoksunluk beklentisini besleyebilir. Bilinçaltı inançları ve bolluk bereket arasındaki ilişkiyi düşünürken amaç kendinizi suçlamak değil; içinizde hangi cümlelerin yer ettiğini fark etmektir. Bugüne kadar oluşmuş bir inancı değiştirmek mümkün görülür: Önce onu tanımak, sonra da yerine “Ben yeterli bir insanım” gibi yeni bir kabul koymak bu yaklaşımın önerdiği başlangıçtır.
Çocukluk telkinleri ve Ayşe örneği
Bu inançların bir kısmı çocuklukta, kişi söylenenleri değerlendirme ve sorgulama imkânını henüz geliştirmemişken yerleşmiş olabilir. Anne babanın sözleri bu dönemde etkili telkinlerden biri olarak görülür. Örneğin bugün 40 yaşındaki Ayşe’ye “Sen yetersizsin” dersem, Ayşe bu sözü reddedebilir, niyetimi sorgulayabilir ya da kabul edebilir. Ancak aynı söz annesi tarafından Ayşe beş yaşındayken söylendiğinde, Ayşe bunu sorgulamadan benimseyebilir. Yazının yaklaşımında bu kabul, yıllar sonra da etkisini sürdürebilen bir inanca dönüşebilir.
Ayşe’nin içindeki yetersizlik duygusu, kendisini yetersiz hissettiği durumları daha çok fark etmesine ve ilişkilerini bu gözle değerlendirmesine yol açabilir. Evliliğinde kendini sürekli eksik gören Ayşe’nin mutlu hissetmesi zorlaşabilir. İş yerinde kendisini başkalarıyla kıyaslayabilir ya da kendini kanıtlamak için işkolik hâline gelebilir. Ne yaparsa yapsın tatmin olamamasının nedeni, bu anlatıma göre, başarılarının içindeki “Ben yetersizim” kabulünü değiştirmeye yetmemesidir. Bu inancın yerini “Ben yeterli bir insanım” düşüncesi almadıkça Ayşe kendisini sürekli ispat etmeye çalışabilir.
Bilinçaltı ve çekim yasası
Çocuklukta öğrenilenler tek etken değildir. Kişinin farkına varmadan kendisine verdiği talimatlar ve çevresinden gelen olumsuz telkinleri kabullenmesi de bu bakış açısında önem taşır. Sürekli “Hayat çok zor” diyen biri, bu sözü kendi gerçeği gibi benimsediğinde çevresindeki güçlükleri daha görünür bulabilir. Benzer biçimde, sık sık “Ekmek aslanın ağzında” sözünü duyan ve bu telkinden kendini koruyamayan biri, para konusunda kaygı ve zorluk beklentisi geliştirebilir.
Bilinçaltı ve çekim yasası ilişkisi, yazıda kişinin içsel inançlarının yaşamında karşılaştığı insan ve olaylarla bağlantılı olduğu görüşü üzerinden anlatılır. Bu görüşe göre duygularımız ve düşüncelerimiz hem bilincimizden hem de bilinçaltımızdan etkilenir; aynı zamanda bu alanları etkiler. İçimizde “Ben değersizim” inancı varsa, yalnızca kendimizi değersiz hissetmekle kalmayıp bu duyguyu besleyen davranışları veya ilişkileri de daha kolay fark edebiliriz. Çekim yasası yaklaşımında bu durum, benzer deneyimlerin yaşamda tekrar etmesiyle açıklanır.
Örneğin bir partide pek çok hoş erkek olmasına rağmen genç bir kadın, kadınlara değer vermeyen ve kısa süreli gönül maceraları yaşayan bir adamdan etkilenir. Onunla tanışıp âşık olur; kısa süre sonra terk edilince, içindeki değersizlik duygusu bir kez daha doğrulanmış gibi hisseder. Bu anlatıda mesele kadını suçlamak değil, değersizlik inancının ilişki seçimlerini ve yaşananları yorumlama biçimini nasıl etkileyebileceğini görmektir. İnanç değişmedikçe benzer bir deneyimin tekrarlanabileceği düşünülür.
İlişkilerimiz bize hangi yönlerimizi gösterir?
Sizin için gerçekten önemli olan kişilik özellikleri neler? Düzenlilik, anlayış, empati, dakiklik, asillik, prestij, sevgi dolu olmak, tutumluluk, nezaket, özgürlük ya da başka bir şey mi? Bu yaklaşımda bilinçaltı, önem verdiğimiz özellikleri çevremizdeki insanlar aracılığıyla fark etmemize yardımcı olur. Anlayışsız biri kendi anlayışınızı, dağınık biri tertipli yönünüzü, bencil biri fedakârlığınızı, aldatan biri sadakatinizi görmenizi sağlayabilir.
İlişkilerinize bir bakın: Çevrenizdeki insanlarda en çok neleri eleştiriyorsunuz? Sizi rahatsız eden şey, sizin için değerli olan bir özelliği de görünür kılıyor olabilir. Yalancılar olmasaydı dürüst olmanızın ne anlamı olurdu? Öfkeli insanları görmeseydiniz sakinliğinizin değerini fark eder miydiniz? Bu sorular, başkalarının davranışlarını onaylamak için değil, kendi önem verdiğiniz yönleri tanımak için soruluyor.
Sizin için önemli olanı kendinizde doğal bir özellik hâline getirmedikçe ve ona gereğinden fazla enerji bağlamayı sürdürdükçe zıtlıkların çekim yasasının işlemeye devam edeceğini unutmamalısınız. Bu yazıdaki temel davet, yaşamınızı etkileyen kabulleri fark etmek ve size hizmet etmeyen inançların yerine daha destekleyici olanları koymayı düşünmektir.
Devamı yarın
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







