Duygular ve Hisler: Hislerin Farkında Olmak ve Hipnozdan Çıkmak

Duygular Somuttur, Kavramlar Soyuttur
Duygular somuttur. Somut derken beş duyumuzla algılayabildiğimiz şeyi kastediyorum: görür, duyar, dokunur, tadar veya koklarız. Sandalye somuttur; görür, dokunuruz. Başarı ise soyut bir kavramdır; onu doğrudan göremeyiz ya da koklayamayız. Düşünce de bu anlamda soyuttur. Elektrik görünmez ama dokunulduğunda hissedilir. Hisler de bedende duyum olarak fark edildikleri için somut bir karşılığa sahiptir.
Duygular ve hisler birbiriyle bağlantılı olsa da aynı şey değildir. Bir duygu yaşandığında bedenimizde değişimler ortaya çıkar; his dediğimiz şey, bu değişimleri içeriden algılayışımızdır. Bu nedenle duygu hissetmek yalnızca göğsümüzde bir sıkışma yaşamak anlamına gelmez. Kulakta sızı, baş ağrısı, karında bir duyum ya da bedendeki başka bir his de yaşadığımız deneyimin parçası olabilir.
Duygu ve his arasındaki fark nedir?
Günlük konuşmalarımızda bu iki kelimeyi sık sık kullanıyoruz. Duygu nedir diye sorduğumda insanlar genellikle öfke, üzüntü ya da mutluluk diye yanıt veriyor. “Peki, bunlar nedir?” diye sorunca da “hissettiğimiz şeyler” diyorlar. Böylece duygu ile his birbirine karışıyor. Aralarındaki farkı şöyle düşünebiliriz: Duygular, bedensel değişimleri ve eyleme hazırlanmayı içeren otomatik programlar; hisler ise bu sırada bedenimizde neler olduğunu algılayışımızdır.
Yüz kaslarının aldığı biçim, bedenin duruşu, fizyolojik değişimler ve iç organlardaki hareketlilik duygusal yaşantının parçaları olabilir. Hislerse bu yaşantı sırasında bedende olanların karmaşık algılarıdır; eylemin kendisi değil, beden duyumlarının zihindeki temsilidir. Kulağın çınlaması, başın ağrıması, göğüste baskı ya da burundaki kaşıntı bu duyumlara örnek verilebilir.
Bir hissi niteliği ve şiddeti bakımından tarif edebiliriz. “Şiddetli ağrı” dediğimizde ne kadar yoğun olduğunu, “sıkıştırıcı” ya da “zonklayıcı ağrı” dediğimizde nasıl bir his olduğunu anlatırız. Bedenden gelen ya da dışarıdan alınan uyarılar değişim yaratır; bu değişimler algılanarak his biçiminde deneyimlenir.
Hissetme mekanizması, bu yaklaşımda koruyucu bir işlev görür. Elimizin sıcak sobaya değdiğini düşünelim. Yanma hissi olmasaydı elimizi çekmeyebilir, zarar görebilirdik. Göğüste hissedilen şiddetli bir ağrı da bedende dikkate alınması gereken bir durumun işareti olabilir. Bu örnekler, beden duyumlarının bir alarm gibi algılanabildiğini anlatır; ancak her hissin nedenini yalnızca hisse bakarak belirleyemeyiz.
İnsan, hissettiği duyumu fark etme ve adlandırma imkânına sahiptir. “Nerende ne hissediyorsun?” sorusuna “Göğsümde bir baskı hissediyorum” diye yanıt verebilir. Hislerin farkında olmak, bu duyumu hemen iyi ya da kötü diye yargılamadan önce bedenimizde ne olup bittiğine dikkat etmektir. Hissi yaratan şeyi anlamaya çalışmak, ona nasıl karşılık vereceğimizi değerlendirmemize yardımcı olur.
Bacağıma bir şey çarptığında bunun sıçrayan bir taş olduğunu anlarsam yoluma devam edebilirim. Kaynağın verdiği örnekte, bir köpek ise tepkisel biçimde o mekândan uzaklaşabilir. Dışarıdan gelen etki ortadan kalktığında his de azalma eğilimine girebilir. Fakat bacağımdaki acı sürüyorsa, artık yalnızca dışarıdan gelen etkiyi değil, bedenimde devam eden bir durumu da dikkate almam gerekir. His, o bölgeyi korumam gerektiğini hatırlatabilir.
Hisler bedende nasıl anlam kazanır?
Yazıdaki yaklaşıma göre, bir olay ile o sırada yaşanan duygu arasında bilinçaltında bir ilişki kurulabilir. Bu ilişkinin hangi parçasının önce geldiği her zaman ayırt edilmeyebilir; olay, duygu ve o ana eşlik eden bedensel duyum birlikte hatırlanabilir. Örneğin küçük bir çocuk kapıyı hızla çarpar, annesi kızar ve tam o sırada çocuk ilk kez bir deprem yaşar. Herkes korkup saklanırken çocuk, kapının çarpmasıyla depremi birbirine bağlayabilir. O bağlantıyı değiştirecek başka bir bilgi edinmezse kapı çarpmasından korkabilir.
Anne kızdığı sırada çocuğun kulağını hızla çekmiş ve kulağı acımışsa, bu duyum da yaşananların parçası olabilir. Daha sonra bir titreşimde kulağı yeniden sızladığında çocuk, o anki duyumla eski deneyim arasındaki bağlantıyı kuramayabilir. Vapur kalkarken oluşan titreşim de kulağındaki sızıyı tetikleyebilir. Böylece bedendeki his, ilk bakışta ilgisiz görünen bir olayla birlikte ortaya çıkar. Bu örnek, her kulak sızısının duygusal bir nedeni olduğu anlamına gelmez; yazının vurgusu, duyumların geçmişteki deneyimlerle ilişkilendirilebileceğidir.
Başarı soyut bir kavramdır; başarılı olamama düşüncesi karşısında duyulan korku ise göğüste sıkışma veya karın ağrısı gibi bedensel duyumlarla yaşanabilir. Duyguyu doğuran şeyin soyut ya da somut olması, hissin bedende nasıl algılandığını kendiliğinden belirlemez. Bazen de beden duyumlarına karşı o kadar alışmış ya da uyuşmuş hissederiz ki ne yaşadığımızı hemen fark edemeyiz. Bu yüzden olaylar karşısında durup bedenimizde nerede, nasıl bir duyum olduğunu gözlemlemek yararlı bir başlangıçtır.
Hislerin hipnozu: Hislerimiz hakkındaki inançlar
Dr. Bülent Uran’ın kaynak olarak gösterildiği bu yazıda hipnoz, bir telkinin kabul edilip uygulanması olarak ele alınıyor. Bu yaklaşıma göre inanç, doğru kabul ettiğimiz fikir ve önermelerdir; hisler hakkındaki bazı inançlar da sorgulanmadan hayatımızı yönlendirebilir. Hislerin hipnozu denilen durum, hisleri oldukları gibi fark etmek yerine onlarla ilgili otomatik kabullere göre davranmamızdır. Peki, his hipnozları nelerdir? Yazıda öne çıkan üç kabul, hisleri bastırma, bir durumu yalnızca hisse göre yargılama ve histen kurtulunca güvende olacağını sanma düşünceleridir.
1. “Kötü hisleri hissetmemem gerekir.”
Bu düşüncenin içinde iki ayrı kabul vardır: Hisleri iyi ya da kötü diye sınıflandırmak ve kötü diye adlandırdıklarımızı yaşamamamız gerektiğine inanmak. Peki, hisleri neye göre sınıflandırıyoruz? Bu karar bazen farkına varmadan verilir. Yine de bir hissi kötü diye adlandırdığımızı kabul edelim; ondan neden kaçalım? Kaçınmak, o hissin ortaya çıkabileceği seçimlerden, davranışlardan ve ortamlardan da uzak durmamıza yol açabilir. Oysa bu yaklaşımda hisler, yaşadığımız deneyim hakkında bize işaret veren uyarıcılardır. Her hissi fark etmek, onu mutlaka izlemek ya da ona göre hareket etmek demek değildir.
Yazının vurgusu, rahatsız edici hisleri yok saymak yerine onları fark edip anlamaya çalışmaktır. “Kötü hisleri hissetmek o kadar da kötü değildir” düşüncesi, duyguları bastırma alışkanlığını sorgulamaya çağırır. Hisleri kabul etmekle hislerin yönettiği davranışları sorgusuzca yapmak aynı şey değildir.
2. “Bir şey beni kötü hissettiriyorsa o şey kötüdür.”
Bir davranış, söz, kişi ya da durum karşısında kötü hissediyorsak, hemen onun kötü olduğuna karar verebiliriz. “Kötü hissettiriyor ya hocam… Kötü olmasa neden kötü hissettirsin?” sorusu bu düşünceyi açıkça gösteriyor. Burada his, değerlendirme yapmak için tek ölçüt hâline geliyor. Oysa hissettiğimiz duyum gerçektir; fakat o duyumun bize bir durum hakkında ne söylediğini ayrıca anlamaya çalışmamız gerekir.
Bir durumu bir kez kötü hissettiğimiz için kötü diye tanımlarsak bu değerlendirme zamanla inanca dönüşebilir. Benzer bir şeyle karşılaştığımızda da otomatik olarak aynı his ortaya çıkabilir; ilk kararın nereden geldiğini unutup onu doğuştan bilinen bir gerçekmiş gibi kabul edebiliriz. “Onun o sözü karşısında kötü hissetmen gerekiyor mu?” sorusuna “Tabii hocam, herkes kötü hisseder” diye yanıt vermek, bu kabulün nasıl savunulduğunu gösterir. Bu sarmalı fark etmek kolay olmayabilir; güçlü bir dikkat ve farkındalık gerektirir.
3. “Histen kurtulursam emniyette ve güvende olurum.”
Bu yaklaşımda, tehdide karşı bedenin verdiği tepkinin hisleri de yeni bir tehdit gibi algılanabilir. Böylece hedef, hissi yaratan durumu anlamak yerine hissin kendisini ortadan kaldırmak olur. Kişi zamanla olaydan değil, hissin yeniden ortaya çıkma ihtimalinden korkmaya başlayabilir. Rahatsız edici bir his beklentisi de yeni bir korkuyu besleyebilir; kızmaktan korkarken kızmak ya da utanmaktan korkarken utanmak gibi birbirini tetikleyen deneyimler yaşanabilir.
Yazıdaki örnekte, bilinçaltı sigara içmek ile göğüsteki sıkıntının azalması arasında bir bağlantı kurarsa kişi her sıkıntılı anda sigaraya yönelebilir. Buradaki düşünce, hissi hemen susturmanın zamanla bir alışkanlıkla eşleşebileceğidir. Panik atak örneğinde de kişinin yaşadığı hislerin kendisi, onları başlatan durumdan daha korkutucu hâle gelebilir. Bu, yazının açıklayıcı çerçevesidir; bedensel belirtiler için tek başına tanı ya da neden açıklaması değildir.
Hislerin farkında olmak ve otomatik tepkileri gözlemlemek
Bir bilgisayar programının simgesine tıkladığımızda arka arkaya başka programlar devreye girebilir. Yazı, bir his tetiklendiğinde de benzer biçimde birçok otomatik tepkinin çalışmaya başlayabileceğini anlatıyor. İnsan bu sırada neler olduğunu fark etse bile tepkisini yönetmekte zorlanabilir; kendini olup biteni izleyen bir seyirci gibi bulabilir. Bu nedenle ilk adım, hissi yok etmeye çalışmadan bedendeki duyumu fark etmek ve onunla ilgili otomatik yargıları gözden geçirmektir.
Kendi hislerimizin yarattığı bir hapishanede kendimizi seyrederken, tetiklenen davranışlara şaşırıp “Neden böyle yapıyorum?” diye sorabiliriz. Bu sorunun yanıtına yaklaşmak için duygu ile bedensel hissi ayırmak, his hakkında kurduğumuz inancı görmek ve yaşadığımız durumu yeniden değerlendirmek gerekir. Kaynak yazının temel çağrısı da budur: Hisleri fark edin, onları bastırma ya da mutlak gerçek kabul etme alışkanlığınızı sorgulayın.
Kaynak: Dr. Bülent Uran
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız








Mrb,merak ediyorum neden sevmedigim insanlar başımdan defolup gitmiyor yapjşıp kalıyor da çok ama çok sevdiğim ,yanımda bi ömür kalsın istediklerim yok olup gidiyor,bu benim hatam mı çekin yasasına göre bu belaları ben mi öekiyorum
Mrb,merak ediyorum neden sevmedigim insanlar başımdan defolup gitmiyor yapjşıp kalıyor da çok ama çok sevdiğim ,yanımda bi ömür kalsın istediklerim yok olup gidiyor,bu benim hatam mı çekin yasasına göre bu belaları ben mi öekiyorum
Çekim yasası konuları içinde evrenin yasalarını anlamak yazılarını okursan yeterli açıklamayı bulabilirsin