Her şey halkalar gibi birbirine bağlı

Her şey halkalar gibi birbirine bağlıdır; bir olay başka bir olaya yol açabilir. Fakat çoğu zaman önümüzde yalnızca yaşananların küçük bir parçası vardır. Bütünü görmeden o parçanın ne anlama geldiğini kesin olarak bilebilir miyiz?
Osho’nun bu anlatısında, hayatta her şeyin birbiriyle bağlantısı yaşlı bir adamın başından geçenlerle görünür hâle gelir. Hikâye, olayları hemen yargılamamak ve bir durumu yalnızca ilk sonucuna bakarak iyi ya da kötü ilan etmemek üzerine düşündürür.
Her şey birbirine bağlı: Yaşlı adamın atı
Bir köyde yaşlı ve yoksul bir adam yaşarmış. Çok güzel, beyaz bir atı varmış; krallar bile ata imrenirmiş. Atı satın almak isteyenler yüksek paralar teklif etse de yaşlı adam onu satmamış. “Atım benim için bir dost gibidir; bir dostumu nasıl satarım?” diye düşünmüş.
Bir sabah kalktığında atını ahırda bulamamış. Köylüler hemen yanına gelip bunun büyük bir şanssızlık olduğunu söylemişler: Adam, kendisine bu kadar para teklif edilen atı satmamış, şimdi de onu kaybetmiş. Yaşlı adam ise yalnızca atın ortada olmadığını bildiğini, bunun şans mı şanssızlık mı olduğuna karar vermek için hikâyenin tamamını bilmediklerini söylemiş.
At on beş gün sonra geri dönmüş; üstelik yanında bir düzine vahşi at varmış. Bu kez köylüler yaşlı adamı kutlayıp yaşananın bir talih değil, büyük bir şans olduğunu söylemişler. Yaşlı adam yine temkinli davranmış: Bildikleri tek şey atın geri döndüğü ve yanında başka atlar olduğudur. Bir sayfaya bakarak kitabın tamamı hakkında nasıl hüküm verilebilir?
Yaşlı adamın genç oğlu, vahşi atlardan birini terbiye etmeye çalışırken düşüp bacağını kırmış. Köylüler bu kez de tek oğlunun sakatlanmasının büyük bir talihsizlik olduğunu söylemişler. Adam, bunun da yalnızca hikâyenin bir parçası olduğunu hatırlatmış. Hayat parça parça gelir; yargı ise bütünü kapsar.
Birkaç hafta sonra ülke komşusuyla savaşa girmiş. Köydeki gençler zorla askere alınırken bacağı kırık olan oğul evde kalmış. Köylüler yeniden yaşlı adamın yanına gelmiş ve bu kez olanların bir şans olduğunu söylemişler. O ise aynı noktayı korumuş: Oğullarının askere götürüldüğünü biliyorlar, ama bunun şans mı şanssızlık mı olduğunu kim kesin olarak söyleyebilir?
Şans ve şanssızlık üzerine düşünceler
Hikâyedeki köylüler her yeni olayda önceki hükümlerini değiştirir: Atın kaybolması kötü, geri dönmesi iyi, oğlun yaralanması kötü, askere alınmaması iyidir. Oysa her aşamada ellerindeki bilgi sınırlıdır. Bir olayın ardından ne geleceğini görmeden ona son ve kesin bir anlam yüklemek, parçayı bütün sanmaktır.
Bu anlatı, başımıza gelen her şeyin mutlaka iyi sonuçlanacağını söylemez. Daha çok, sonucu henüz bilinmeyen bir durumu aceleyle etiketlemenin ne kadar sınırlı bir bakış olduğunu gösterir. Olayları hemen yargılamamak, yaşananı inkâr etmek ya da duygularımızı bastırmak değil; bildiklerimizle bilmediklerimizi birbirinden ayırmaktır. Bazen “Şu an yalnızca bu kadarını biliyorum” diyebilmek, kesin bir hüküm vermekten daha dürüsttür.
“Tanrı bilir” sözü de burada, bütünün bilgisine sahip olma düşüncesine bağlanır. İnsan çoğu zaman kendisini aşan bağlantıları göremez; buna rağmen hemen sonuca varır. Yargılama alışkanlığa dönüştüğünde, yeni ihtimallere ve olayların farklı anlamlar kazanabileceğine kapıyı kapatabilir. Bu nedenle yargılamamak, yaşananları olduğu gibi gözlemlemek ve hikâyenin henüz tamamlanmadığını hatırlamaktır.
Yargılamamak ve anın yeniliğini görmek
Osho’nun anlatısında bu düşünce, yalnızca şans ve şanssızlık üzerine değildir; her anı geçmişteki bilgilerimizin kalıbına hapsetmemekle de ilgilidir. Yaratılışta her an yeni bir durumdur. Herakles şöyle demiştir: “Aynı nehirden iki kere geçemezsiniz.” Nehir de an da değişir; fakat zihnimiz geçmişte edindiği yargıları bugüne taşıyarak karşımızdakini zaten tanıdığını sanabilir.
Anı yaşamak, geçmişi yok saymak değil; geçmişin bugünü bütünüyle tanımlamasına izin vermemektir. Yaşlı adamın atıyla ilgili her yeni gelişmede yaptığı da budur: Önceki hükmüne tutunmak yerine, o anda gerçekten ne bildiğine bakar. Böylece hayatın henüz açılmamış ihtimallerini gözden kaçırmamaya çalışır.
“Özgür, köksüz ve evsiz kalın” ifadesi de bu anlatıda sembolik bir anlam taşır. Buradaki evsizlik, fiziksel bir yerden ayrılmak değil; geçmişe ve eski yargılara sıkı sıkıya bağlanmadan yeni olana açık kalmaktır. Kendinizi bildiklerinizin hapishanesine kapatmadan, değişen anla birlikte hareket edebilmektir.
Bir yol biter, başkası başlar
Hayatın bütününü göremediğimiz için her olayın son anlamını hemen belirleyemeyiz. Bu belirsizlik, yaşananı önemsememek için değil, acele hükümlerimizin sınırlarını fark etmek için bir davettir. Bir kapı kapandığında neyin açılacağını henüz bilmiyor olabiliriz; hikâye sürerken tek bir parçayı bütün sanmamak mümkündür.
Osho’nun sözleriyle, Tanrı ile beraber yürümek isteyen kişi aralıksız hareket etmeli ve yolculuğa devam etmelidir. Yolculuk hiç bitmez: Bir yol biter, başkası başlar; bir kapı kapanır, diğeri açılır.
Osho
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







