İlişkilerde Çekim Yasası ve Bağımlılık

Çekim Yasası ve İlişkilerde Bağımlılık
Çekim yasası yaklaşımına göre istenileni de istenmeyeni de hayatımıza çekeriz. Evrende her şeyin enerji olduğu düşüncesinden hareketle, kendi enerjimize uygun bir yayın yapar ve karşımıza bize uygun kişilerin çıktığını varsayarız. Etrafa ne yayarsak, karşılığında onu bulduğumuz söylenir: Korku enerjisi korkularımıza, sevgi enerjisi ise sevgiye uygun kişilere yönelmemize neden olur. Bu, yazarın çekim yasasına dayanan yaklaşımıdır.
İlişkilerinizde hep hüsran mı yaşıyorsunuz? O zaman evrene yaydığınızı düşündüğünüz enerjiye ve ilişkilerinizde tekrar eden seçimlere bakabilirsiniz. Dünyada milyarlarca kadın ve erkek, herkes için de farklı seçenekler var. Buna rağmen bazı insanlar, yaşadıkları olumsuzluklara, hatta psikolojik ya da fiziksel şiddete rağmen tek bir kişiye takılıp kalabiliyor; bütün dünyalarını onun etrafında kurabiliyor. Böylece kendilerini, zarar gördükleri hâlde çıkamadıkları bir döngünün içinde bulabiliyorlar.
Ben bu döngünün altında korkuların bulunabileceğini düşünüyorum. Korkular, kişiyi bulunduğu ortama ya da beraber olduğu insana bağlayabilir; çemberin dışına çıkmayı zorlaştırabilir. İlişkide duygusal bağımlılık olarak yaşanan bu durum, kişinin kendi ihtiyaçlarını ve seçeneklerini görmesini de güçleştirebilir. Burada bir noktayı özellikle ayırmak gerekir: Şiddetin sorumluluğu şiddeti uygulayan kişiye aittir. Korkuları veya ilişki tercihlerini gözden geçirmek, maruz kalınan şiddetten kişinin sorumlu olduğu anlamına gelmez.
Güvenli liman arayışı ve ayrılık korkusu
Bağımlılık, insan olarak hassas noktalarımızdan biridir. Anne karnından itibaren başlayan ve yaşamın ilk dönemlerinde süren ihtiyaç hâli, zaman içinde farklı biçimlerde devam eder. Çocukluktan başlayarak güvenli bir liman arar, bilinmeyenden korkabiliriz.
Yazarın yaklaşımında, çocukluk ve yetişme çağlarında şekillenen bilinçaltı ya da ego yaşam boyunca bizi yönlendirebilir. İyi ya da kötü, alıştığımız durumlara uyum sağlar ve kendisi için bir konfor alanı oluşturur. Bu alanın dışına çıktığımızda direnç gösterip bizi uyarabilir. Olumsuzluklar sürmesine rağmen bulunduğumuz çemberden çıkamıyorsak, mevcut duruma bağlılığımızı ve bu bağlılığın arkasındaki korkuları incelemek yararlı olabilir.
Son günlerde gelen iki e-postada dikkatimi çeken konu, bitmiş bir ilişkinin ardından eski sevgilinin geri dönmesini sağlamak için çekim yasasının nasıl kullanılabileceğiydi. Bu sorunun arkasında şu düşünce var: Çekim yasasıyla her istediğimizi çekebiliyorsak, giden sevgiliyi de geri getirebilir miyiz? Ayrılık sonrası eski sevgiliyi geri isteme arzusu, ayrılık yaşayan birçok kişinin karşılaşabildiği bir durumdur. Terk edilen kişi, terk edeni geri isteyebilir; ego devreye girip terk edilmeyi kabullenmeyi zorlaştırabilir.
Korkular ve kişinin kendisinde eksik gördüğü yönler de bu isteği güçlendirebilir. İlişkide olumsuzluklar yaşanmış olsa bile kişi, alıştığı konforsuz konfor alanını terk etmek istemeyebilir. Özgüvenini yitirme pahasına bitmiş bir ilişkiye sıkı sıkıya sarılabilir. Ancak çekim yasası ve ilişkiler üzerine düşünürken, bir başkasının kararını ya da dönüşünü kontrol etme vaadi yerine, kendi korkularımızı ve seçimlerimizi anlamaya odaklanmak gerekir.

Bu yaşananlardan kim sorumlu? Terk eden sevgiliniz mi, yoksa ayrılığa vesile olduğunu düşündüğünüz başka bir kadın ya da erkek mi? İlişkinin nasıl sona erdiğini anlamak için kendi seçimlerimize ve ihtiyaçlarımıza bakabiliriz; fakat bu, başkasının davranışlarından veya uyguladığı şiddetten sorumlu olduğumuz anlamına gelmez. Buradaki amaç kendimizi suçlamak değil, kendi hayatımızda değiştirebileceğimiz noktaları fark etmektir.
Yaşamınıza ve seçimlerinize yeniden bakmak
Çekim yasası yaklaşımında, evrene ne tür bir enerji gönderirsek karşımızda da ona uygun bir karşılık bulacağımız düşünülür. Bu bakış açısından, ilişkilerdeki döngüleri değiştirmek için önce korkularımızı ve bağımlılıklarımızı fark etmek gerekir. Yazarın ifadesiyle, bağımlılıkların altındaki korkular sevgiye dönüştüğünde bu bağlılıklar sona erebilir.
Bağımlılıktan kurtulmak, o insanlardan ayrı yaşamak demek değildir. Düşünceleri özgürleştirmek, olaylara daha tarafsız bakabilmek ve yargılamadan değerlendirebilmek demektir. Kişiye karşı bağımlılık azaldığında, onunla ilgili kararlarınızı korkularınızın yönlendirmediği daha özgür bir yerden değerlendirebilirsiniz. İlişki devam edecekse, ona bakışınız değişebilir; sizin için uygun değilse de yeni bir ilişkiye yelken açma cesareti bulabilirsiniz. İlişkide bağımlılıktan kurtulma düşüncesi bu açıdan, mutlaka ayrılmak değil, kendi karar alanınızı yeniden kazanmakla ilgilidir.
Bir hanımefendinin yaşadığı değişim
Hatırlarsınız, daha önceki yazımda bir hanımefendiden söz etmiştim. Eşiyle evlenirken yaşadığı sıkıntılara rağmen, “Yeter ki ben eşimle evleneyim, gerekirse soğan ekmek yerim; yeter ki evlenelim, ben çalışırım,” demişti. Sonrasında bu duasının karşılığını “KDV’siyle” aldığını anlatmıştım: KDV’si, psikolojik ve fiziksel şiddetti.
Yaşadığı rahatsızlığa rağmen korkularıyla birlikte yaşamayı sürdürmesi ve bulunduğu çemberin dışına çıkamaması, o dönemdeki çıkmazının bir parçasıydı. Eşi ve ailesiyle ilgili korkularını ele aldığımız çalışmaların ardından, eşinin haksız bulduğu davranışlarına karşı çıkma cesareti gösterdi. Şiddet devam edince eşinden ayrılmaya karar verebildi ve küçük oğluyla bir süre başka bir evde yaşadı. Daha önce bu seçeneği düşünmek bile istemiyordu. Sonrasında yeniden aynı evde yaşamaya başladıklarını ve kendisini daha rahat, huzurlu hissettiğini anlatmıştım.
Bu hanımefendi bunları başarmak için ne yaptı dersiniz? Konuşmalarımız ve çalışmalarımız sırasında bağımlılıklarını ve korkularını görmesine, bunları ele almasına yardımcı oldum. Ailesinden kimseye bir şey için telkinde bulunmadı; eşi, çocukları ve ailesiyle ilgili kendi korkuları üzerinde çalıştı. Benim aktardığım bu örnekte değişim, öncelikle onun kendi seçimlerini ve sınırlarını fark etmesiyle görünür oldu. Şiddetin sorumluluğu yine şiddeti uygulayan kişiye aittir.

Bağımlılıklarımızdan nasıl kurtulabiliriz?
Yazarın yaklaşımına göre bağımlılıkların altında farklı korkular bulunabilir. Bu korkuları anlamaya başlamak için kendimize şu soruları sorabiliriz:
“Onsuz bana ne olur?”
“Onun için ne fedakârlıklar yapıyorum?”
“Bu fedakârlıkları yapmama neden olan korkuyu daha önce nerede, ne zaman yaşadım?”
Bu sorulara içimizden gelen cevaplar, bağlılığımızın altındaki korkuları fark etmemize yardımcı olabilir. Korkularımızı belirledikten sonra, yazarın daha önceki yazılarında sözünü ettiği korku çalışmasını uygulayabiliriz. Aşağıdaki sorular, bir dargın bir barışık yaşadığınız ya da ayrıldığınız kişiyle ilgili duygularınızı ve fedakârlıklarınızı somutlaştırmak için kullanılabilir.
- “Bu kişi hayatımda olmazsa kendimi nasıl hissederim? Onu bir daha hiç görmeyecek olsam ne hissederim?” Aklınıza gelenleri listeleyin. Ardından şu cümleyi tamamlayın: “Onsuz olamam çünkü…”
- “O kişi hayatımda olsun diye kendimden hangi fedakârlıkları yapıyorum?” Bunları da listeleyin ve şu cümleyi tamamlayın: “Çünkü onsuz olursam…”
Yazdıklarınızı maddeler hâlinde gözden geçirip içlerinde hangi korkuların bulunduğunu araştırın. Gerçek korkuları fark etmek her zaman kolay olmayabilir; ego direnç gösterebilir. Yazarın sözünü ettiği korku çalışmasında, tespit ettiğiniz ifadeleri “korku dörtlüğüne” yerleştirirsiniz.
Bu sorular üzerinde düşünürken aklınıza çocukluğunuzda ya da yetişme çağınızda yaşadığınız veya tanık olduğunuz olaylar gelebilir. Örneğin, ailenizde ya da çevrenizde şahit olduğunuz ve sizi üzen bir ayrılık, bugünkü ayrılık korkunuzu anlamlandırırken hatırladığınız bir deneyim olabilir. Burada amaç geçmişte yaşananları kesin bir neden ilan etmek değil, bugünkü duygularınızla bağlantısını kendi deneyiminiz içinde incelemektir.
- “Bu fedakârlıkları yapmama neden olan korkuyu daha önce nerede, ne zaman yaşadım?” diye sorun. Bu soru, korkuyu yaşadığınızı düşündüğünüz sahneleri hatırlamanıza yardımcı olabilir. Belki de maruz kaldığınız bir davranışı daha önce başkalarına karşı sizin de yaptığınızı fark edebilirsiniz. Yazarın “aynalanma” dediği bu bakış, kendi davranışlarımızı da değerlendirmemize imkân verir. Çalışma sırasında kendinizde eksik gördüğünüz yönler de görünür olabilir. Fiziksel, maddi ya da manevi açıdan eksik olduğunuzu düşündüğünüz şeyler, bir ilişkiden ayrılmayı zorlaştırabilir.
Özgüven, özdeğer ve yeni bir başlangıç
Basit bir örnek vereyim: Kişi fiziksel görünüşünü beğenmiyorsa, bu düşünce kendisine ve ilişkilerine bakışını etkileyebilir. Yazarın burada dikkat çektiği nokta, kişinin kendine güvensizliğinin ilişki içindeki davranış ve beklentilerine yansıyabileceğidir. Kendinizi beğenmemeniz, başkasının sizi beğenmeyeceğinin kanıtı değildir; önemli olan kendinize dair yargılarınızı fark etmektir.
Geçenlerde konuştuğum bir hanımefendiyle aramızda geçen diyaloğu aktarmak istiyorum. “Arkadaşımdan ayrıldım, arkadaşımın bana geri dönmesini istiyorum,” dedi. Ona arkadaşının ayrılma sebebi hakkında ne düşündüğünü sordum. “Biraz kiloluyum; o nedenle başka bir hanım için terk etmiş olabilir. Daha önce de yapmıştı, onu uyarmıştım ama yine aynısını yaptı. Ben onun için nelere katlandım. Normalde kabul etmeyeceğim birçok duruma razı oldum,” diye yanıtladı.
Hanımefendinin anlattıklarında kendinden utanma, güvensizlik, kendini sevmeme ve değersizlik duyguları öne çıkıyordu. Yeniden yeni bir ilişkiye başlama ihtimalinden korkuyor, kendisini kabul etmediğini düşündüğü limana dönmeye çalışıyordu. O limana girmeye çalıştıkça, liman bekçisinin egosunu onun üzerinde kullandığını anlatan benzetmem aklıma geliyor.
Kendisine güvenmediği için, onu olduğu hâliyle kabul ettiğini düşündüğü kişiye bağlılık çemberinden çıkmakta zorlanıyordu. Kilosu nedeniyle kimsenin onu kabul etmeyeceğini, yalnız kalacağını ve arkadaşsız olacağını düşünüyordu. Bu düşünceler, ayrılık acısının yanında kendi değeri hakkında taşıdığı korkuları da görmemiz gerektiğini gösteriyordu.
Konuyla ilgili olarak “Kilolu olma durumundan utanma korkum var,” cümlesi üzerine bir çalışma yapmasını istedim. Çalışmanın dördüncü ya da beşinci tekrarında kusacak gibi olduğunu, ardından lavaboya gittiğini söyledi. Çalışma sırasında karşısında bir ayna varmış; aynaya bakarken hissettiği duygu kendinden iğrenmeydi. Kendisi hakkında böyle bir duygu taşıyan birinin ilişkilerinde kendini güvende hissetmesi sizce kolay mı?
Dünyadaki bütün kadınlar manken gibi mi? Hayır. Bütün erkekler manken gibi mi? Hayır. O hâlde insanın kendisini bu kadar kötü görmesinin altında ne yatıyor? Etrafınıza bakın; Allah insanları türlü türlü yaratmış, her birine farklı özellikler vermiş. Önemli olan kendi yönlerimizi keşfetmek ve sahip olduklarımızı da görebilmek. Eksiklerimize odaklanmak yerine değer verdiğimiz yanlarımızı fark etmek, kendimizle ilişkimizi değiştirebilir.
Korkularınızı ve kendinizle ilgili yargılarınızı ele aldığınızda, yeni bir hayatın başlangıcı için başka seçenekler görebilirsiniz. İlişkide bağımlılıktan kurtulma çabası, kendinizi suçlamak ya da bir başkasının dönüşünü garanti etmek değildir; kendi ihtiyaçlarınızı, sınırlarınızı ve kararlarınızı fark etmektir. Sen kendini sevmezsen karşındaki neden seni sevsin? Lütfen önce buna bakın.
Her şey gönlünüze göre olsun. Saygı ve sevgilerimle
Halis Şahiner
Sosyolog
Yazar
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız






