Kendimizi Hangi Konularda Küçültmeye Çalışıyoruz

Yaşamımızda sık yaptığımız hatalardan biri, sahip olduğumuz yeteneklere sahip çıkmak yerine birilerini kendimizden üstün tutup kendimizi küçültmektir. Kendini küçültmek bazen alçakgönüllülük ya da saygı gibi görünür. Oysa bir başkasının değerini kabul etmekle, kendi değerimizi yok saymak aynı şey değildir.

Birilerini olduğundan daha büyük gösterirken kendimizi olduğumuzdan daha küçük hâle getirmek, kendi kalemize gol atmaktır. Çünkü bu tutum yalnızca o anki düşüncemizi değil, gelişmek için atacağımız adımları da etkiler. Yeteneklerimizi görmezden gelir, denemekten vazgeçer ya da eksiklerimizi aşılmaz engeller gibi anlatmaya başlayabiliriz.

Kendini küçültmek hangi düşüncelerden beslenir?

Bu yaklaşımın altında, kişinin kendisini değersiz görmesi yatabilir. Kendini değersiz hissettiğinde, sahip olduğu özelliklerin ve yeteneklerin de değersiz olduğuna karar verebilir. Sonra da bu kararını doğrulayacak örnekleri öne çıkarıp yapabileceklerini geri plana atar. Böylece değersizlik inancı ve kendini küçümseme birbirini besleyen bir hâl alır: Kişi kendini yetersiz gördüğü için adım atmaz; adım atmadıkça da yeterli olmadığını düşünmeye devam eder.

Başkalarını yüceltirken kendini küçültmek de çoğu zaman saygı göstermekle karıştırılır. Birinin emeğini, bilgisini veya yeteneğini takdir etmek mümkündür; bunun için kendi becerilerimizi inkâr etmemiz gerekmez. Karşımızdakini değerli görmek, onunla eşit olamayacağımız ya da gelişemeyeceğimiz anlamına gelmez. Bu ayrımı göremediğimizde, saygı göstermek adına kendimize ait alanı daraltırız.

Bir öğretmenin kendini yetersiz görme hikâyesi

Geçenlerde bir öğretmenle konuşuyordum. Branşında ders verme konusunda sürekli bir direnç yaşıyordu. Kendini yeterli hissetmiyor, sık sık konu eksiğinden söz ediyordu. Eksikleri olduğunu düşündüğü için öğrencilerin karşısında soruları çözerken zorlanacağını ve zayıf görüneceğini varsayıyordu. Henüz yaşanmamış ihtimallerin üzerine kurulu, olumsuz bir hikâye oluşturmuştu.

Oysa konuların yaklaşık yüzde 75’ine hâkimdi; geriye az bir bölüm kalmıştı. Kalan konuları çalışıp ilerlemek yerine, içinde bir direnç vardı. Üstelik yeterince bilmediğini düşündüğü konulardan soru gelme ihtimali de düşüktü. Öğrenciler konuları henüz bilmediği için onun neyi bilip bilmediğini sınamalarını beklemek için de güçlü bir neden yoktu. Bir soruyu beş dakika yerine belki on beş dakikada çözecekti. Sorular üzerinde pratik yaptıkça o konularda da yetkinleşebilirdi.

Ama o, hikâyesini olumsuzluk üzerine kurmayı tercih ediyordu. Ona, “Tamam, kendini tüm konularda yetkin yaptın; ne olacak? Hayatında ne değişecek? Nasıl birisi olacaksın?” diye sordum. “Filan hoca gibi olurum,” dedi. Ben de “Onun gibi olduğunu imgele. Şu anda bilgi konusunda onunla eşitsin; ne hissediyorsun?” diye sordum.

Bunu söyleyince durdu. “Ben bunu kabul edemem, o hocayla kendimi eşit yapamam. O muhteşem bir yetenek, muhteşem bir hoca. Onu küçültemem. Bu benim için kabul edilir değil; bu bana kendimi iyi hissettirmiyor,” dedi.

Birini takdir ederken kendi değerimizi korumak

O hoca da yaptığı işi doğuştan, hiçbir emek vermeden öğrenmemişti. Kendi geçtiği yollardan geçmiş, kendini yetiştirmişti. Mucizevi güçleri olan biri değil, öğrenmiş ve deneyim kazanmış normal bir insandı. Öğretmenin, onun başarısını kabul etmekle kendi yetkinliğini kabul etmeyi birbirine zıt görmesi dikkat çekiciydi.

Sorun, öğretmenin o konuda yetkin olma ihtimalinden rahatsızlık duymasıydı. Kendisini değerli gördüğü kişiyle eşit konumda, hatta belki onun üstünde hayal edince bunu saygısızlık gibi algılıyordu. Sanki kendini kabul ederse karşısındakini ezmiş, ona haksızlık etmiş olacaktı. Bu nedenle o kişiyi olduğundan daha büyük, kendini de olduğundan daha küçük göstererek içindeki çatışmayı çözmeye çalışıyordu. Yeteneklerini küçümsemek, bu durumda eksiklerini tamamlamaktan daha kolay bir seçenek hâline gelmişti.

Ona, o kişiyi büyük göstermek için yaptığı şeyleri geri alıp onu normal hâliyle imgelemesini söyledim. Aynı şekilde, kendisini küçültmek için kullandığı şeylerden de vazgeçerek kendini normal hâline getirmesini istedim. Bu iki hâlin arasında, birini aşağı çekmeden ve kendini yukarıda göstermek zorunda kalmadan biraz kalmasını; ardından bu durumu bol bol imgelemesini önerdim.

Buradaki mesele başkasını küçültmek ya da kendini ondan üstün ilan etmek değil. Mesele, karşımızdakinin yeteneğini teslim ederken kendi kapasitemizi de inkâr etmemek. Saygı, kendimizi silmemizi gerektirmez. Bir konuda eksik olmak da o konuda hiçbir zaman gelişemeyeceğimiz anlamına gelmez; öğretmenin örneğinde olduğu gibi, pratik yaparak ilerleyebileceğimiz bir alan bulunabilir.

Kendimizi küçülttüğümüz yerleri fark etmek

Birilerine sahip oldukları yetenekler için saygı göstermek başka, kendimizi küçülterek onları olduğundan büyük göstermeye çalışmak başkadır. İkincisi, kendi gelişimimize engel olan yıkıcı bir tutuma dönüşebilir. Kendimizi geri çektiğimizde, yalnızca başkasına yer açmıyoruz; kendi becerilerimizi kullanma ve geliştirme ihtimalimizi de azaltıyoruz.

Yaşamımızın hangi alanlarında böyle davranıyoruz? Olduğumuz kişiyi ve sahip olduğumuz yetenekleri küçülterek kendimize bir konum yaratmaya mı çalışıyoruz? Birini takdir ettiğimizde kendi değerimizden eksileceğine mi inanıyoruz? Bu soruların cevabını hemen bulmak zorunda değiliz; önemli olan, hangi düşüncelerin bizi geri çektiğini fark etmeye başlamaktır.

Böyle davrandığımız her yerde kurduğumuz bu yaratımı yıkıp iptal edelim mi? POD&POC.

Tavsiyem, sahip olduğunuz yeteneklere sahip çıkın. Birilerine şirin görünmek adına kendi kol ve bacaklarınızı keserek kendinizi küçültmeye çalışmayın. Başkasının değerini kabul ederken kendinizin de gelişebileceğine, öğrenebileceğine ve katkı sunabileceğine yer açın.

Bundan daha iyi nasıl olur?

Daha başka neler mümkün?

Halis ŞAHİNER

Halis Şahiner’le Bireysel Danışmanlık

kendini küçültmek

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir