Mevlana Celaleddin Rumi’nin “Ben” Şiiri

Mevlana Celaleddin Rumi’ye atfedilen bu şiirde “ben”, yalnızca kişisel bir kimliği anlatan sözcük gibi durmaz. Güneş ışığındaki tozdan denizin dalgasına, gemiden flütün sesine uzanan imgeler, benliği varoluşun farklı parçalarıyla yan yana getirir. Şiiri okurken karşımıza çıkan temel soru şudur: Anlatıcı, kendisini neden bu kadar çok şeyle bir tutar?

Mevlana şiirleri içinde “Ben” şiirinin yeri

Mevlana şiirleri çoğu zaman yoğun imgeler ve güçlü karşıtlıklarla okunur. Buradaki metinde de “ben” sözü, her dizede başka bir görüntünün içine girerek genişler. Bu nedenle şiiri yalnızca “Ben kimim?” sorusuna verilmiş tek bir yanıt gibi değil, bu soruyu doğanın ve varoluşun farklı yüzleri üzerinden sürdüren bir anlatım olarak değerlendirmek mümkündür.

“Güneş ışığında toz benim” dizesiyle başlayan ve “Güneş ışığında toz benim şiiri” ifadesiyle aranan metin, küçük ve büyük olanı aynı söyleyiş içinde buluşturur. Toz, güneş ışığında görünür hâle gelen küçücük bir parçadır; güneşin küresi ise geniş ve görkemli bir imge taşır. Şiirin sesi ikisini de “ben” diye anarak ölçü ve sınır düşüncesini esnetir.

Şiirde doğa, ses ve varoluş imgeleri

Şiirin tamamını, bu sesin farklı biçimlerde ortaya çıkışı gibi okuyabiliriz:

Güneş Işığında toz benim, güneşin küresi ben.

Toza kal diyorum. Ve güneş ışığına yuvarlanmaya devam.

Sabahın pusu benim. Akşamın rüzgarı ben.

Korunun hışırtısı, denizin uğuldayan dalgaları benim.

Geminin direği, dümeni, dümencisi ve gemi benim.

Mercan kayalığı benim, onun üzerinde kurduğu.

Hayat ağacı, dallarındaki papağan benim.

Sessizlik, düşünce, dil ve ses.

Flütün sesi ve kişinin ruhu benim.

Taştaki kıvılcım, altın ve metaldeki parıltı benim.

Kandil ve etrafındaki kanat çırpan kelebek,

Gül ve onun kokusuyla sarhoş bülbül,

Varoluşun zinciri, kürenin çemberi benim,

Yaratılışın, yükselişin ve düşüşlerin terazisiyim.

Olan da olmayan da benim. Ben – O bilen sensin,

Celalettin, O söyle -Her şeyde ruh benim.

“Ben” sözü neyi anlatıyor?

Sabah sisi, akşam rüzgârı, korunun hışırtısı ve denizin dalgaları birbirinden ayrı görüntülerdir. Şiirdeyse bunlar aynı sesin içinde buluşur. Ardından geminin direği, dümeni, dümencisi ve geminin kendisi sıralanır. Bu dizeler, yalnızca bir parçayı değil, bütünü ve bütünü hareket ettiren unsurları da aynı anlatıma dâhil eder. “Ben” böylece tek bir noktaya bağlı kalmaz.

Mercan kayalığı ve onun üzerinde kurulan yapı, hayat ağacı ve dallarındaki papağan da şiirin imge dünyasını genişletir. Bir yerde taşıyıcı zemin, başka bir yerde dalda yaşayan canlı görünür. Bu yan yanalık, varoluşu tek bir parçadan ibaret görmemeye çağıran bir okuma imkânı sunar. Şiir doğanın farklı öğelerini sıralarken aralarındaki bağı da hissettirir.

Sonraki dizelerde dış dünyadan insanın ifade biçimlerine geçilir: sessizlik, düşünce, dil ve ses. Flütün sesiyle kişinin ruhunun bir arada anılması, duyulan ses ile iç dünyayı aynı imge çevresinde buluşturur. Taştaki kıvılcım ile altın ve metaldeki parıltı da görünür olanla saklı duran arasındaki geçişi düşündürür. Bu bakımdan Mevlana Sufi şiiri olarak sunulan metinde doğa, eşya ve iç dünya birbirinden kopuk bölümler gibi değil, aynı şiirsel bütünün parçaları gibi belirir.

Kandil çevresinde kanat çırpan kelebek ile kokusuyla sarhoş bülbülün yer aldığı dizeler, imgeye hareket ve duygu katar. Ardından şiir, “varoluşun zinciri” ve “kürenin çemberi” sözleriyle daha geniş bir çerçeveye açılır. Yaratılış, yükseliş ve düşüşlerin terazisi ise karşıt hareketleri aynı ölçü içinde düşünmeye davet eder. Bu imgeler, şiirin başındaki toz ve güneş arasındaki genişliği başka bir biçimde sürdürür.

Mevlana’nın “Ben” şiirinden kalan soru

“Olan da olmayan da benim” dizesi, şiirin kapsamını en açık biçimde genişleten ifadelerden biridir. Ardından gelen “Ben – O bilen sensin” ve son dizedeki sesleniş, anlatımı yalnızca bir iddia olarak bırakmaz; okuru da bu sözlerin karşısında düşünmeye çağırır. Mevlana’nın ben şiiri diye anılan metinde “ben”, bir kişiyi tarif etmenin ötesinde, farklı varlıkları aynı ses içinde bir araya getiren şiirsel bir merkez olarak okunabilir.

Bu okuma, şiirin anlamını tek bir açıklamaya indirgemez. Her imge, “Ben kimim?” sorusunu yeniden kurar: Toz mu, güneş mi; geminin bir parçası mı, kendisi mi; sessizlik mi, ses mi? Metnin etkisi de bu soruların kesin bir yanıtla kapanmamasında yatar. Mevlana Celaleddin Rumi imzasıyla sunulan şiir, okuru imgeler arasında ilerlemeye ve bu geniş “ben” sesini kendi içinde tartmaya bırakır.

Sufi, Mevlana Celaleddin Rumi

Mevlana şiirleri
Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler