İlginç Bakış Açısı

Dünya dediğimiz şey, çoğu zaman ona hangi bakış açısından baktığımızla şekillenir. Yaşamdaki her şeyin zihinsel bir illüzyon olduğunu söylemek, burada, gördüklerimizin ve yaşadıklarımıza verdiğimiz anlamların zihnimizden bağımsız olmadığını hatırlatır. Bir durumu yalnızca tek bir yorumdan ibaret sanmak yerine, o yorumun nasıl oluştuğunu fark edebiliriz.
Doğru ve yanlış dediğimiz şeyler nasıl oluşur?
Doğru kabul ettiğimiz şeyler her zaman herkes için, her yerde ve her zamanda aynı anlamı taşımayabilir. Zamana, mekâna ve kişiye göre değişen yorumlar, bizim için birer varsayıma dönüşebilir. Bu, hiçbir şeyin önemli olmadığı anlamına gelmez; yalnızca bir düşünceyi mutlak gerçek kabul etmeden önce ona hangi yerden baktığımızı da görebileceğimizi anlatır.
Bir düşünceye “doğru” ya da “yanlış” dediğimiz anda onu hayatımızın bir parçası hâline getirebiliriz. Ardından zihnimiz, verdiğimiz kararı haklı çıkaracak gerekçeler aramaya başlar. Böylece ilk düşünceye bağlı yeni yorumlar ve yargılar eklenir. Bir durumu anlamaya çalışmakla onu önceden verdiğimiz hükme uydurmaya çalışmak arasındaki fark da burada belirginleşir.

Yargılar zihnimizi nasıl meşgul eder?
Bir düşünceyi doğru ya da yanlış çıkarmaya çalıştığımızda, onu destekleyen başka yargılara ihtiyaç duyabiliriz. Kaynak metindeki ifadeyle, “Bir yargıyı yerinde tutabilmek için 25 yargıya ihtiyaç vardır.” Bu sayı, bir yargıyı savunmanın zihnimizde nasıl yeni savunmalar ve ek değerlendirmeler doğurabileceğini vurguluyor. Her düşünceyi kanıtlama ya da çürütme çabasına girdiğimizde dikkatimizi ve enerjimizi de bu uğraşa ayırabiliriz.
Bu yüzden kendimize şu soruları sormak anlamlıdır: Zihnimizde bize hizmet etmeyen, bize katkısı olmayan ne kadar düşünce taşıyoruz? Enerjimizin ne kadarını sahip olduğumuz yargıları yerinde tutmak için kullanıyoruz? Bu soruların amacı düşünceleri bastırmak değil; hangilerine tutunduğumuzu ve bu tutunmanın bize ne kattığını fark etmektir.
İlginç bakış açısı demek neyi değiştirir?
Bir düşünceyle karşılaştığımızda hemen onu doğrulamak ya da yanlışlamak zorunda olmadığımızı hayal edelim. Bize katkısı olan bir yön varsa onu alıp kullanabilir; katkısı olmadığını düşündüğümüz bir durumu ise hükme bağlamadan olduğu yerde bırakabiliriz. “İlginç bir bakış açısı” demek, her fikri kabul etmek değil, onu tek ve tartışılmaz gerçek ilan etmeden değerlendirebilmek için kendimize alan açmaktır.
Bu yaklaşım, düşüncelere farklı açıdan bakmak için küçük ama önemli bir davet sunar: Bir yorumla karşılaştığınızda, onu hemen kendi kararınızın lehine veya aleyhine kullanmak yerine, “Bu bana katkı sağlıyor mu?” diye sorabilirsiniz. Yanıt evetse o düşünceden yararlanır; değilse onu zihninizde sürekli doğrulamak zorunda olmadığınızı hatırlarsınız.
Farklı bakış açıları, bir durumu başka yönleriyle görme imkânı verir. Bakış açısını değiştirmek de mutlaka karşıt bir görüşü benimsemek değildir; bazen yalnızca ilk yargımızın tek seçenek olmadığını fark etmektir. Böylece bir düşünceyi savunmak için yeni yargılar üretmek yerine, o düşüncenin bizde nasıl bir karşılık bulduğunu gözlemleyebiliriz.
Her şeyi yargılamadan bırakmak mümkün mü?
Buradaki davet, karar vermeyi ya da seçim yapmayı bırakmak değil. Bir düşüncenin bize yarayıp yaramadığını ayırt etmek ile onu mutlaka doğru veya yanlış ilan etmek aynı şey değildir. Her karşılaşmayı zihnimizde uzun bir tartışmaya dönüştürmeden, işe yarayanı alıp geri kalanını bırakmayı deneyebiliriz. Böylece bir yargının peşinden sürüklenmek yerine, düşüncemizle aramıza biraz mesafe koyarız.
Bugün her şeye ilginç bir bakış açısı gözüyle baksaydık; katkısı olanı alıp kullansaydık, katkısı olmayacak durum ve düşünceleri doğrulamak ya da yanlışlamak yerine olduğu yerde bıraksaydık hayatımızda ne yaratırdı? Nasıl bir hayatımız olurdu? Zihnimizi meşgul eden yargılar azaldığında, dikkatimizi başka nelere yöneltebilirdik?
Daha başka neler mümkün?
Halis ŞAHİNER
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız






