Saf Sevgi Özdedir

Son zamanlarda kendi içime çekilip hayat yolculuğunda doğruları nasıl seçebileceğimi düşünüyorum. Doğru karar verdiğimi nasıl anlayabilirim? Doğrular gerçekten var mı, yoksa onları biz mi yaratıyoruz? Nedir doğru? Bu soruları sorgularken, araştırırken biraz köşeme çekildim; biraz da münzeviyim.
Şehrin gürültüsünden uzaklaşıp ilişkilerimizi; işimizi, ailemizi, eşimizi ve çocuklarımızı bir bütün olarak gözlemlemeye koyuldum. Şimdiye kadar gördüklerim pek iç açıcı değildi; en azından beni tatmin etmiyordu. Özel, değerli ve hiç bitmeyecek bir şey olmalıydı. Aradığım şeyin ne olduğunu düşünürken saf sevgi fikrine yaklaştım: Dış koşullardan ve zihnin yüklediği anlamlardan önce var olan, insanın özünde bulunduğu düşünülen sevgiye.
Okuduklarımdan ve bu düşüncelerden bende kalanları aktarmak istiyorum. Gerçek sevgi nedir diye sorduğumuzda, belki de önce ona sonradan eklediğimiz beklentileri, sahiplenmeleri ve yargıları fark etmemiz gerekir. Sevginin özü, bu anlatımda, bir şeyi elde etmekten ya da sürekli kontrol etmekten çok; yaşamı ve içimizde olup biteni daha açık bir yerden görebilmektir.
Saf sevgi ve zihnin sorunları büyütmesi
Yaşam nasıl sorunlu olabilir? Bu yaklaşımda yaşam, başlı başına kalabalık bir sorun yığını değil, bir boşluk gibidir; kalabalık olan zihnimizdir. Yaşam daima bu boşluğun dansına eşlik eder. Sevginin evi de onun içindedir. İnsanlar, o eve kattıkları anlamlarla kendi deneyimlerini şekillendirir.
“Ben üzgünüm” dediğimde, bu düşünceye ve duyguya dikkatimle alan açmış olurum. Metindeki benzetmeyle ona enerji katar, farkında olmadan beslerim. Beslediğim şey büyümeye başlar: Aşkı beslersem aşk, korkuyu beslersem korku büyür. Burada anlatılan, yaşanan duyguyu inkâr etmek değil; ona verdiğim dikkatin ve yorumun, deneyimimi nasıl etkileyebileceğini fark etmektir.
Bir sorun ilk belirdiğinde, ona yüklediğim anlam kadar ağır görünmeyebilir. Fakat zihnim onu tekrar tekrar düşündükçe, büyütüp daha ciddi ve içinden çıkılmaz hâle getirebilir. Bu anlatımda sorun önce bir portakal büyüklüğündeyse, ona kattığım yoğunluğu azalttıkça fındık kadar küçülebilir; sonunda toz parçaları gibi dağılıp kaybolabilir. Portakal, fındık ve toz benzetmesi, zihnin sorunları büyütmesi fikrini görünür kılıyor: Olay kadar, olaya hangi bakış açısıyla yaklaştığımız da önem taşıyor.
Her şeyin içinde sevgi vardır düşüncesi
Bu düşünceye göre her şeyin içinde sevgi vardır. Sevginin bulunmadığı hiçbir duygu, olay ya da an yoktur; yalnızca o, çoğu zaman derinlerdedir ve hemen görünmez. Korku, üzüntü veya olumsuzluk yaşarken sevgiyi fark edemeyebiliriz. Yine de duygunun geçici oluşunu hatırlamak, onun bütün varlığımızı tanımlamadığını görmemize yardımcı olabilir. Saf sevgi, burada herhangi bir duyguyu yok saymak değil, görünenin ardındaki özü aramaktır.
İyi ya da kötü, olumlu ya da olumsuz; durumlar ve duygular değişir, geçer. Yaşamın akışına dair bu kabul, her şeyi hemen düzeltmek zorundaymışız gibi hissettiğimiz anlarda başka bir bakış sunar. Metindeki ifadeyle sahte olan zaman içinde belirir ve yine zaman içinde kaybolur. Zihinde tutunduğumuz her şeyi değişmez gerçek sanmak yerine, düşüncelerimizin de gelip geçebileceğini fark etmek mümkündür.
Bugün doğru bildiklerimiz ve inançlarımız yaşamı kendimize zindan ediyorsa, belki de onlara yeniden bakmanın zamanı gelmiştir. Doğrular ve inançlar hakikati gösteren işaretler olabilir; fakat hakikatin kendisi değildir. Bu metin, bazı doğruların toplum tarafından bize empoze edildiğini ve artık değiştirilebileceğini söylüyor. Yaşamın akışında her şeyin mevcut olduğunu kabullenmek, içimizdeki sevgi tomurcuğunun filizlenmesine alan açabilir.
Çocuğun topu: birlik ve sahiplenme üzerine
Bilgi zihindir ve zihin bölünmeyi yaratır! Parkta oynayan bir çocuğu izle. Çocuk, başkalarının oynadığı topa yaklaşır, hiç çekinmeden topu eline alır ve oynamaya başlar. Çünkü ona göre top birliğe aittir; herkesindir. Oynar, sonra topu parkta bırakır. Sahiplenme duygusunu henüz bilmediği için, herkesin o topla oynayabileceğini düşünür. “Bu top bir başkasının olmalı” fikri, onun için kendiliğinden ortaya çıkmaz.
Top onun mu, başkasının mı? Bu ikilemi yaratan zihindir; metindeki ifadeyle bölünmeyi var eder ve birliği bozar. Çocuk için oyun, topu kimin sahiplenmesi gerektiğine karar vermekten önce gelir. Çocuk topu eve götürmek için diretiyorsa anne ya da babası onu artık koşullandırmıştır. Bu örnek, sahiplik düşüncesinin nasıl öğrenilebildiğini ve dünyayı “benim” ile “başkasının” diye ayırmanın bakışımızı nasıl değiştirdiğini anlatıyor.
Belki de saf sevgi özdedir; onu görebilmek için her duyguyu ve düşünceyi mutlak gerçek saymadan yaşamın içinden geçmemiz gerekir. Doğrularımızı sorgulamak, zihnin büyüttüğü sorunları fark etmek ve birlik duygusuna yeniden yaklaşmak, bu yazının işaret ettiği düşünce yoludur. Daha çok farkındalık sahibi olmamız dileğiyle; sevgiyle kalın.
Kaynak: Tanrı’nın Rüyası – Uğur Koşar
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







