Mutsuzluklar EGO yoluyla gelir…

Bir Zen üstadı sokak boyunca yürürken bir adam koşarak gelip ona sertçe vurmuş. Üstat yere düşmüş; sonra ayağa kalkıp geriye bile bakmadan yürümeye devam etmiş. Yanındaki öğrenci şaşkınlıkla, “Bu adam da kim? Böyle birileri yaşarken herhangi biri gelip sizi öldürebilir. Adamın kim olduğunu, bunu neden yaptığını merak edip dönüp bakmadınız bile,” demiş. Üstat ise, “Bu onun sorunu, benim değil,” diye karşılık vermiş.
Osho’nun aktardığı bu hikâye, ego nedir sorusuna metnin içinden bir cevap sunuyor: Burada ego, insanın dışarıdan gelen davranışlara, beklentilere ve başkalarının ilgisine bağlı hâle gelen “sahte merkezi” olarak anlatılıyor. Üstadın tavrı, yaşanan olayı inkâr etmek değil; karşısındaki kişinin davranışını kendi iç dünyasının merkezi hâline getirmemektir. Bu yaklaşımda çatışma ve incinme, kişinin kendi tepkisini fark etmesi için bir işaret olabilir.

Ego nedir ve ne ister?
Osho’nun anlatımında ego, varlığını başkalarının dikkatinden ve onayından besleyen bir benlik duygusudur. Bu nedenle sürekli ilgi arayabilir; ilgi sevgi biçiminde gelmiyorsa kızgınlık ya da tartışma bile hiç fark edilmemekten daha iyi görünebilir. Peki ego başkalarının ilgisine neden ihtiyaç duyar? Çünkü kişinin kendisini önemli ve var hissetmesi, bu bakışta, başkalarının ona nasıl davrandığına bağlanmıştır.
Ego ve mutsuzluk arasındaki bağ da bu bağımlılıkta belirginleşir. İnsan, “Beni seviyorlar mı, fark ediyorlar mı?” sorularına göre kendini değerlendirince, ilginin azalması yalnızca bir durum değişikliği gibi kalmaz; benlik duygusunu da sarsabilir. Birisi size kızıyor ve sizinle kavga ediyorsa bile, en azından ilgisinin üzerinizde olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa kimsenin sizi önemsemediğini hissettiğinizde, egonun beslenecek bir dayanağı kalmadığı sanılır.

İnsanlar bu ilgiyi çekmek için giyim tarzlarını değiştirebilir, güzel görünmeye çalışabilir, çok kibar davranabilir ya da farklı roller üstlenebilir. Koşulları sezdiklerinde, kendilerine ilgi gösterilmesini sağlayacak biçimde değişiverirler. Osho bunu derin bir dilenciliğe benzetir: İlgiyi arayan ve talep eden kişi, kendi değerini başkasının tepkisine bağlamıştır. “Gerçek imparator” ise kendi içinde yaşayan, merkezini başkasına teslim etmeyen kişidir.
Buddha’nın bodhi ağacının altında oturduğu örnek bu düşünceyi tamamlar. Dünya o anda yok olsa Buddha için bir şey değişmeyeceği söylenir; çünkü merkezine ulaşmıştır. Buradaki vurgu, dünyanın önemsiz olduğu değil, kişinin varlığını yalnızca dış koşullara ve başkalarının ilgisine dayandırmamasıdır.
Osho, eşin ayrılması örneğiyle bu bağımlılığın ilişkilerde nasıl hissedilebileceğini anlatır. Eşiniz sizi terk ettiğinde, yalnızca ilişkinin bitişi değil; onun ilgisi, özeni ve sevgisi sayesinde kendinizi “birisi” gibi hissettiğiniz dayanak da kaybolmuş olabilir. Bu yüzden insan bütünüyle dağılmış hissedebilir. “Neden karınız sizi terk edince intihar edesiniz? Neden kocanız sizi terk edince?” soruları, bu anlatıda, kişinin merkezini başka birine bırakmış olmasına yöneltilir. Bu, her ayrılığın ya da acının tek bir nedeni olduğu iddiası değil; Osho’nun ego ve bağımlılık üzerine kurduğu düşünce zinciridir.
Egonun insan ilişkilerine etkisi, kişinin kendini başkalarının davranışları üzerinden tanımlamasıyla görünür hâle gelir. Bu yaklaşımda ego başkalarına bağımlıdır; dolayısıyla insanın özgürlüğü, başkasının ilgisini kontrol etmeye çalışmakta değil, bu ihtiyacı kendi içinde fark etmektedir. Egoyu başkalarında aramak yerine kendi tepkilerimize bakmak, metnin önerdiği başlangıç noktasıdır.

Mutsuzluğun kaynağına içerden bakmak
Peki ego insanı neden mutsuz eder? Osho’ya göre insan, bir şey umup beklediğinde ve bunun tam tersi gerçekleştiğinde, kendisi için kurduğu sahte merkez sarsılır. Mutsuz hissettiğinizde hemen gözlerinizi kapatıp bu duygunun nereden geldiğini araştırmayı önerir: Ne beklediniz, ne gerçekleşmedi ve hangi çatışma sizi incitti? Bu sorular, sorumluluğu bütünüyle başkasına yüklemek yerine kendi beklentilerinizi ve tepkilerinizi görmeye yardım eder.
Her şey insanın içinde
“Beni kim mutsuz ediyor? Kızgınlığımın sebebi kim? Beni kim hayata küstürüyor?” diye yalnızca dışarıya bakarsanız, Osho’nun yaklaşımına göre kendi payınızı göremeyebilirsiniz. Buradaki içe bakış, yaşananları yok saymak değil; mutsuzluğunuzda beklentilerinizin, incinen benlik duygunuzun ve başkalarından beklediğiniz onayın nasıl bir yeri olduğunu fark etmektir. Kaynağı görmek, onun ötesine geçme ihtimalini de açar.
Osho, egodan kurtulmanın onu zorla bastırmak ya da “Ben artık alçak gönüllüyüm” demek olmadığını vurgular. Böyle bir iddia da yeni ve daha zor fark edilen bir ego biçimine dönüşebilir. Kişi alçak gönüllü görünerek takdir bekliyorsa, bu kez egosunu alçak gönüllülük üzerinden besliyor olabilir. Bu yüzden alçak gönüllü olmaya çalışmak yerine, kendini yüceltme ihtiyacını fark etmek önemlidir. Bu düşüncede alçak gönüllülük, özel olarak yaratılan bir özellik değil; ego ortadan kalktığında kendiliğinden beliren sadelik olarak anlatılır.
Sabah henüz aydınlanmamışken camide dua eden fakir dilenci, “Ben bir hiçim. Ben fakirlerin en fakiriyim, günahkârların en büyüğüyüm,” der. Karanlıkta aynı sözleri söyleyen kişinin ülkenin imparatoru olduğunu fark eder. İmparator, kendisi “bir hiç” olduğunu söylerken aynı şeyi söyleyen dilenciye öfkelenir: “Durun! Beni geçmeye çalışan da kim? Sen kimsin? Bir imparator ‘bir hiç olduğunu’ söylerken, onun önünde aynı şeyi söylemeye nasıl cesaret edersin?”
Hikâyenin gösterdiği gibi ego, alçak gönüllülük sözlerinin arkasına bile saklanabilir. İnsan kendisini başkalarından daha alçak gönüllü sayıyor ve bunun için takdir bekliyorsa, “Kimse benim gibi değil” düşüncesi hâlâ sürüyor demektir. Osho’nun anlatısında ego ve mutsuzluk üzerine temel çağrı, egoyu başkalarında yargılamak değil, kendi beklentilerimizde ve tepkilerimizde fark etmektir. Mutsuzluğun kaynağını görmek, onu taşıma biçimimizi değiştirebilir.
(OSHO)
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







sonuna kadar aşık olmak da bir ego mudur?
insan bir başkasını (onu aydınlatmış olanı) kendinden fazla sevemez mi? onu bir super star olarak göremez mi?
evet görür. pozitif düşünce/ tanrısal olan / bilinç altı / bilinç üstü eh işte hepsi anlamını yitiriyor bu güçlü duygu karşısında.
bana verdiği kadarını yaşamak çok makul. çünkü her istediğimi veriyor.
osho'nun anlatılarında ulaşılmaz noktalar oluyor tabi ki. işte bu da onlardan biri. e genciz kanımız deli akıyor. olacak o kadar.
ama yazıdan çıkardığım sonuç egom derinlemesine onun bana verdiği aşka bağlı.
"Bu onun sorunu, benim değil" dersem şu anki aşık olamam ona da eminim.
bol bol düşündüren ve yazmaya teşvik eden bir paylaşım olmuş.
yaz gelince paylaşımlar arttı buna da ayrıca sevindim.
blog yine mükemmel gidiyor. en güzeli de iş yoğunluğumdan hala okuyamadığım yazılar var.o da ayrıca mutluluk veriyor.
light bless your family and you.good luck. good luck.
alex'in huzuru & enerjisi ve mutluluğu…
Yorumlarını özlettin uzun süredir senden yeni yorum varmı diye bekliyordum.Yine kritik bir yerde yorum yapmışsın. Hemde kritik konuda.
Bu konu ile ilgili cevap yazmak için bir kaç gündür düşünüyorum. Bu arada Aykut Oğut'un "Evrenden Torpilim Var" kitabını okuyordum. Üstüne bu konu ve yorum geldi. Birini sonuna kadar sevmek bence de ego. Merkezine karşındakini koyuyorsun. Yaşamındaki herşey karşındaki ile güzel. Karşındaki seni sevmezse tepkilerin değişiyor, dünyan kararıyor. Ama birde sevmenin farklı boyutu var krşılıksız yaratanı sevmekki burda merkezi kaybetme şansın yok.
Tabi aşık olarak bir insanı sonuna kadar sevebilirmisin, bilemiyorum insan yaradılışının buna pek uygun olmadığını düşünüyorum. Ulaşılmaz her zaman insan çekici gelmiştir ama ulaştığında sihir biter.
Aykut Oğutun kitabını tavsiye ederim. Kitapta Ego ile yazılarnları yakında paylaşacağım burda gerçekten çok güzel tespitlerde bulunmuş. Egonun latince anlamının BEN olduğunu söylüyor.
Ve Egonun aslında 0-10 yaş arası yaşadıklarımızn bizde yarattığı kayıtların sonucu olduğunu söylüyor. Tespitler ve örneklerde bu yönde. Gerçi ben de EFT çalışmalarını bu yönde yapıyorum üstüne tam oturdu.Çocukluktaki olumsuz kayıtları yazıp teker teker üzerlerine çalışıyorum. oldukça büyük aşama kaydettim. Kendimi daha enerjik, daha dinç ve daha hoşgörülü hissetmeye başladım.
Aynaya baktığımda kendine güvenen güleryüzlü kendimi görmek gerçekten hoş bir duygu.
Sizede ailenizle mutluluklar dilerim.
Allah gönlünüze göre versin.
Paylaşımlarınız bekliyorum.