Hayata Bakış : Sizin pencereniz nereye açılıyor?

Hayata bakış, bazen bir pencereden gördüğümüz manzaraya benzer. Aynı dünyaya bakarız ama gördüğümüz, fark ettiğimiz ve anlamlandırdığımız şeyler birbirinden farklı olabilir. Pencerenin açıldığı yer kadar, o pencereden nasıl baktığımız da önemlidir.
Pencereler vardır, dağlara bakar. Dağların yüksekliği kadar yükselir bakışlar. Dağların ardı gibi ulaşılmaz olanlara da, bu tarafındaki engelleri birlikte aşacak dava arkadaşlarına da yer vardır o manzarada. Çünkü bir pencere yalnızca dışarıyı göstermez; baktığınız yeri nasıl gördüğünüzü, neye yakın neye uzak durduğunuzu da anlatır.
Pencereler vardır, denize bakar. Açınca deniz vurur yüzünüze; kapatınca sessiz bir mavilik dolar evin içine. Bakışlarınız deniz kadar derindir; hayatınız deniz kadar dalgalı olmasa bile.
Pencereler vardır, nehirlere, derelere, şelalelere bakar. Berraklık, duvarınıza asılı bir tablo; huzur veren şırıltı, çalıp duran bir müziktir. Aynı nehirde iki kere yıkanamamak gibi, aynı nehri iki kere seyredemezsiniz. Giden su damlacıkları hayatınızdan da saniyeler götürür; size eşsiz bir manzara bırakırken.
Her pencere başka bir manzara gösterir
Pencereler vardır, uçsuz bucaksız ovalara bakar. Evinizin içinden bakıp kaldığınız o nokta, yürümeye başlasanız belki saatler sonra ulaşabileceğiniz bir yerdir.
Gökyüzünün yeryüzüyle birleştiği o müthiş fotoğraf, yer ile gök arasındaki konumunuzu düşündürür: Ne kadar arzîsiniz ya da ne kadar semavî?
Pencereler vardır, kaldırımlara bakar. Gördüğünüz insan ayakkabıları, kedi patileri, araba lastikleridir. İşittiğiniz ayak sesleri, otomobil gürültüleri, sokak kavgalarıdır.
Bir emlakçıya, “Kaldırım manzaralı eviniz var mı?” diye sormazsınız. Kaldırımlar tercihiniz değil, mecburiyetinizdir belki; ama ufkunuzu geliştirmek, başka dünyalara pencereler açmak elinizdedir.
Önünüzdeki manzara her zaman değişmeyebilir. Yine de dikkatinizi nereye çevireceğinizi, gördüğünüzün ötesinde neyi fark edeceğinizi seçebilirsiniz. Hayata farklı pencerelerden bakmak, bazen aynı manzaranın içinde daha önce fark etmediğimiz ayrıntıları görebilmektir.
Pencereler vardır, karşı apartmana bakar. Sokaktan geçen arabalar, oyun oynayan çocuklar ve balkonda çay içen komşular, evinizden dış dünyaya açılan manzaradır.
Komşunuzun da sizden farkı yoktur; onun için de siz, penceresini açtığında gördüğü manzarasınız. Siz ve komşunuz karşılıklı iki ayna gibisiniz; ama bu aynadan sonsuz görüntüler çıkmaz.
Bazen baktığımız yer, dünyamızın tamamıymış gibi görünür. Oysa pencerenin gösterdiği kadar, pencerenin dışında kalanlar da vardır.

Hayata bakış açısı gördüğümüz manzarayı nasıl değiştirir?
Pencereler vardır, hayata bakar. Hayattan ne anlıyorsa insan, penceresinden evine sızan manzara da o kadar geniş, ferah ve huzur vericidir.
Bu, her koşulda her şeyi güzel görmek demek değildir. Aynı sokağa bakan iki insanın farklı ayrıntıları fark edebilmesi gibi, insanın hayata bakış açısı da gördüklerine verdiği anlamla şekillenir.
Kimi yalnızca gürültüyü duyar, kimi o gürültünün içinden oyun oynayan çocukların sesini de seçer.
Hayatı bir hapishane gibi görüyorsa insan, ruhunun penceresi olan gözlerini açtığında ayak seslerinden, ayakkabı görüntülerinden ve araba lastiklerinden başka bir şey görmeyebilir.
Bu bakış, dışarıdaki manzarayı değiştirmez; ama insanın onun içinde neyi görebildiğini sınırlar.
Hayata bakış açısı, yalnızca ne gördüğümüzle değil, gördüklerimizin bize ne anlattığıyla da ilgilidir. Hayata farklı pencerelerden bakmak, kendi penceremizi inkâr etmek değil; manzaranın bundan ibaret olup olmadığını sormaktır.
İnsanın kendi penceresine bakması
Pencereler vardır, insanın kendisine bakar. Duruşu ne kadar derin, ruhu ne kadar özgür ve bakışı ne kadar güzelse manzarası da o kadar geniş, uçsuz bucaksız ve güzeldir.
Yüzeyde kalıyorsa penceresini her açtığında karşı apartmandaki insanı görüp durur. Buradaki mesele, bir manzarayı ötekinden üstün saymak değil; kendi bakışının ona neleri gösterip neleri göstermediğini fark etmektir.
Hayata bakış açısı üzerine yazı denince, akla yalnızca olumlu düşünmek ya da her manzarada güzellik bulmak gelmesin. Bu pencere metaforu daha çok, gördüğümüz şeyle kurduğumuz ilişkiyi düşünmeye çağırır.
Bazen manzaramızın sınırlı olduğunu kabul etmek, başka bir pencere aramanın ilk adımıdır. Bazen de dışarıdaki görüntü aynı kalırken, ona hangi gözle baktığımızı fark etmek yeterlidir.
Pencereler vardır, açılmaz; yalnızca seyredersiniz. Koklayamaz, işitemez, elinizi uzatıp dokunuyor gibi hissedemezsiniz.
Görmekle yaşamak, uzaktan seyretmekle manzaranın içine karışmak aynı şey değildir. Pencere bize bir görüntü sunar; ama o görüntüyle nasıl ilişki kuracağımızı düşünmek bize kalır.
Peki sizin pencereniz nereye açılıyor?
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







