Huzurlu Yaşam İçin Olanı Olduğu Gibi Kabullenmek

Olanı olduğu gibi kabullenmek ne anlama gelir?
Doğuştan itibaren öğrenir, deneyimler ve hissederiz. Yaşamın içinde sürekli bir hareket, değişim ve döngü vardır. Buna rağmen biz insanlar bazen zihnimizde geçmişe tutunur, olduğumuz yerde kalmaya hatta geriye gitmeye çalışırız. Akıntıya karşı kürek çekip ilerleyemediğimizi söyler, değişime direnerek huzursuzluğumuzu artırırız.
Kabullenmek, yaşanan her şeyi beğenmek ya da hiçbir şeyi değiştirmeden beklemek değildir. Önce içinde bulunduğumuz durumu olduğu hâliyle görebilmek, ardından elimizde olan imkânlarla nasıl ilerleyeceğimize karar vermektir. Olanı olduğu gibi kabul etmek, akışa teslim olup eylemsiz kalmak değil; gerçeği inkâr etmeden ona uygun bir adım atabilmektir.

Doğa değişimi nasıl karşılıyor?
Etrafınıza bir bakın: Dünle bugün aynı mı? Elbette değil. Çiçekler açıyor, canlılar doğuyor ve yaşamını yitiriyor. Her an bir hareket var. Bahçedeki ağaç filiz veriyor, bir dal kırılıyor; dün pencerenizin önünde gördüğünüz kuş bugün orada olmayabiliyor. Kâinattaki bu döngüde doğum, büyüme, değişim ve sona eriş birbirini izliyor.
Kelebeklerin kozadan çıkabilmek için gösterdiği çaba, yaşamın her zaman bir hareket içerdiğini hatırlatıyor. Kuşlar, balıklar ve bitkiler de bulundukları koşullara göre yaşamlarını sürdürmenin yollarını buluyor. Kimi kuşlar kutuplarda, kimileri ekvatorda yaşıyor; bazıları üremek için kilometrelerce göç ediyor. Bulundukları yere göre davranışlarını, beslenme ve avlanma biçimlerini değiştiriyorlar.
Geçenlerde televizyonda, adını hatırlamadığım bir belgeselde balıkçıl bir kuşun hikâyesini izledim. Ayakları kısa olduğu için gölün derinlerine gidemiyor, kıyıda avlanmak zorunda kalıyordu. Fakat balıklar kıyıya gelmiyordu. Kuş, insanların balıklara ekmek attığını fark etmiş. İnsanlar uzaklaşınca ekmekten bir parça alıp daha sakin bir yerde suya bırakmış; ekmeğe gelen balığı da yakalayıp yemiş. Kuş, bacaklarım kısa, balık avlayamam deyip yaşamdan vazgeçmek yerine koşullarına uygun bir yol bulmuştu.
Mevsimler de değişimin parçası. İlkbaharda bitkiler canlanırken sonbaharda yapraklar dökülüyor; soğuk havalarda bitkiler bir sonraki bahara hazırlanıyor. Doğayı izlemek bize şunu düşündürüyor: Değişime direnmek yerine koşulları görmek ve onlara uyum sağlayacak bir yol aramak mümkün.

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayın.
Geçmişe takılı kalmak değişime direnci artırır
Doğadaki canlılar içinde bulundukları anda ellerinden geleni yapar, deneyimlerinden yararlanarak yollarına devam eder. Aslan ya da çita avlanırken çevresini dikkatle gözlemler; rüzgârı, otları ve uygun zamanı hesaba katar. Bütün çabalarına rağmen her denemede başarılı olamayabilirler. Buna rağmen vazgeçmek yerine farklı bir strateji deneyip koşullara uyum sağlarlar.
Biz insanlar ise sahip olduğumuz akla rağmen bazen değişimi görmek yerine geçmişe sıkı sıkıya tutunuruz. Bu direncin önemli bir kısmı, çocuklukta öğrendiğimiz inanç ve düşünce kalıplarından gelebilir. Ebeveynlerimiz kendi deneyimlerinden hareketle dünyanın nasıl işlediğini, neleri yapıp yapamayacağımızı anlatır. Çocukken korunmaya ve desteğe ihtiyaç duyduğumuz için bu sözleri çoğu zaman sorgulamadan kabul ederiz.
Yıllar sonra da doğrularımızı, yanlışlarımızı ve mümkün gördüğümüz şeyleri bu eski kalıplara göre değerlendirebiliriz. Bir zamanlar bize söylenen yapamazsın cümlesi, yeniden deneme cesaretimizi etkileyebilir. Böylece çocuklukta öğrendiğimiz sınırları bugünün koşullarında da geçerli sayar, kendi gücümüzü ve birey olarak seçim yapabilme imkânımızı gözden kaçırırız.
Geçmişte yaşananları inkâr etmek ya da onları önemsiz saymak gerekmez. Ancak geçmişin hikâyesini bugünün tek gerçeği gibi taşımak, değişen koşulları görmeyi zorlaştırabilir. Geçmişe takılı kalmaktan kurtulmak, yaşananları silmek değil; bugün aynı düşünceye hâlâ inanıp inanmadığımızı ve bu düşüncenin bize nasıl hizmet ettiğini yeniden değerlendirmektir.
Zihnimizde kurduğumuz gerçeklik hikâyesine ne kadar sıkı tutunursak, geçmişe bağlandığımız ipi de o kadar güçlü hissederiz. Bu ip ilerlemeyi zorlaştırır ve acımızı büyütebilir. Kişi korkularının esiri olduğunda kendisini çaresiz ya da mağdur görebilir; çevresinden sürekli yardım bekleyip kendi atabileceği adımları erteleyebilir. Denemek, eski hikâyeyle çelişmek demektir. Bu yüzden güvenli görünen alandan çıkmak korkutucu gelebilir.
Kabullenmek, eyleme geçmenin önünü açar
Çoğu insan bilinmeyen bir duruma adım atmak yerine kendini güvende hissettiği kafesine kapanmayı seçebilir. Dış dünyada her şey değişirken zihnimizdeki korkular bize kafesin dışının tehlikeli olduğunu söyler. Oysa bu korkuların ve sınırların ne kadarının bugünkü koşullardan, ne kadarının geçmişte öğrendiğimiz kalıplardan geldiğini sorgulayabiliriz. Akıl, muhakeme etmemize ve farklı bir ihtimali değerlendirmemize yardımcı olur.
İnsanın deneyimlere açık olması ve önündeki imkânlarla buluşmak için eyleme geçmesi gerekir. Bu bazen yürümek, bazen durup düşünmek, bazen de doğru zamanda doğru yerde olmaya hazırlanmak olabilir. Önemli olan, her şeyi kontrol edemediğimizi görürken yapabileceğimiz adımı da ertelememektir. Değişime direnmemek ve kabullenmek, koşulları olduğu gibi fark edip hareket alanımızı aramakla başlar.
Kur’an’daki anlatılarda da mucizelerin bir eylemle birlikte gerçekleştiği örnekler yer alır. Musa peygamberden asasını yere vurması istenir; Meryem’e hurma ağacını sallaması söylenir. Bu örnekler yazının yaklaşımında, beklemek kadar eyleme geçmenin de önemini hatırlatır. Hareket bize deneyim kazandırır; istediğimiz şeye ulaşmak kadar, onu karşılayabilecek olgunluğa erişmemize de katkı sağlar.
Bir altınla zümrüdün değerini yalnızca maddesel özellikleri belirlemez; onlara zihnimizde verdiğimiz anlam ve onları elde etmek için çıktığımız yolculuk da bu değere eşlik eder. Yaşamımız için vazgeçilmez olmayan şeyleri elde etmeyi hayatın tek amacı hâline getirdiğimizde, onlara ulaşana kadarki deneyimi ve sahip olduklarımızı göremeyebiliriz.
Bu bakışta insanın aklı, kendisini ileriye taşıyabileceği gibi geçmişe bağlayan düşünceleri tekrar tekrar üretmek için de kullanılabilir. Kendinize şu soruyu sorun: Bugün üç yaşındaki bir çocuğun bedenine ve aklına sahip değilken, o yaşlarda öğrendiğiniz düşünce kalıplarını neden sorgulamadan taşımaya devam ediyorsunuz? Hayat akarken eski bir hikâyede takılı kalıp aynı yerde patinaj yapıyor olabilir misiniz?
Bu sorular, hayatı olduğu gibi kabul etmek için önce kendi yorumlarımızı fark etmemiz gerektiğini gösterir. Bir düşünceyi sorgulamak, onu hemen yanlış ilan etmek değildir. Kendinize, bu düşünce doğru mu, doğru olduğunu gerçekten bilebilir miyim ve bu düşünceyi bırakırsam neyle yüzleşirim diye sorabilirsiniz. Dürüstçe yapılan bu sorgulama, yaşanan durumla ona dair zihnimizde kurduğumuz hikâye arasındaki farkı görmeye yardımcı olabilir.
Olanı kabul etmek ve kendi hikâyeni yeniden yazmak
Aynı olaya bakan herkes onu aynı şekilde yorumlamaz. Bunun basit bir örneği futbol maçı: 22 kişinin oynadığı karşılaşmayı milyonlarca kişi izler; kimi Ahmet’in, kimi Mehmet’in, kimi Hasan’ın iyi oynadığını düşünür. Herkes aynı oyuna bakar ama farklı ayrıntılar görür ve farklı değerlendirmeler yapar. Bu örnek, yaşadıklarımızı anlamlandırma biçimimizin de kişiden kişiye değişebileceğini hatırlatır.
Hayat bir tiyatro oyunu gibidir. Beğenmediğiniz sahnenin hikâyesini yeniden yazın, yeniden oynayın. Kendinizi oynadığınız rolle ne kadar özdeşleştirdiğinizi fark edin; çünkü bu, elde edeceğiniz sonucu nasıl değerlendirdiğinizi de etkiler. Kendi yarattığınız tabuların esiri olmayın. Dışarıya bakmayı bırakıp içinize dönün: Dışarıda hava günlük güneşlikken içinizde fırtınalar kopuyorsa, önce o fırtınayı fark etmeden dışarıdaki güneşi görmek zorlaşabilir.
Yaşantınızda nerede canınız yanıyor, nerede acı çekiyorsunuz? Belki de orada, olanı olduğu gibi kabul etmenizi zorlaştıran bir direnç vardır. Kabullenmek, haksızlığı ya da yaşanan güçlüğü onaylamak zorunda olmak değildir; yaşananı inkâr etmeden, ona ilişkin düşüncelerimizi ve bundan sonra atabileceğimiz adımları görebilmektir. Direnmenizi isteyen hikâyeyi sorguladığınızda, önünüzdeki seçenekler de daha görünür hâle gelebilir.
Farkındalıkla mucizeleri görebildiğiniz güzel günler dileğimle.
Halis Şahiner
Sosyolog
Yazar

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







Çok bilgilendirici ve aydınlatıcı bir yazı olmuş. Elinize sağlık tek kelimeyle süper
Arigato.
emeğinize saglık.
Gerçekten harika bir yazı.Daha önce hiçbir yazıda kendimi bu denli görememiştim. Bana çok şey katacak emin olun. Teşekkür ediyorum ve emeğinize sağlık diyorum. Aydınlık günler sizlerle olsun.
Teşekkür ederiz.
Gerçekten okuduğum en şifalı yazı diyebilirim. Aslında birnevi hayata aşık olmayı anlatmış. Çok teşekkürler…
Katkı olmasını diliyorum
Harika
Insan okurken bile rahatliyor
Katkı olsun
Tam ihtiyacım olduğu anda vu yazı mükemmel olmuş emeğinize sağlık
Katkı olmasını diliyorum