Yaşamda Dengede Olmak

Yetişkinlikte kurduğumuz hayallerin ve özlemlerin kaynağı çoğu zaman çocuklukta yaşadığımız yoksunluklardır. Sevilmediğini düşünen biri sevmek ve sevilmek için çabalayabilir; değersiz hissettirilen biri önemli işler yaparak kendini kanıtlamaya, yoksulluk yaşamış biri ise zengin olmaya yönelebilir. Bu arayışların ortak noktasında, eksik olduğunu düşündüğümüz şeyi bulup içimizdeki boşluğu doldurma isteği vardır.
Eksiklik duygusundan yaşamda dengeye
Bu bakış açısına göre, geçmişte yaşadığımız zorluklar ve yoksunluklar yetişkinlikte neyi aradığımızı etkileyebilir. Çocukken hastalık yaşayanların ileride şifacı ya da atlet olmaları da bu düşünceyi anlatan örneklerden biridir. Bu, herkes için geçerli bir kuraldan çok, yaşananların kişiyi belirli bir yöne sevk edebileceğini ifade eder. Önemli olan yalnızca neyin eksik kaldığına odaklanmak değil, o deneyimin hayatımızda nasıl bir anlam kazandığını da görebilmektir.
Ben de o zaman farkında değildim ama yaşadığım öğrenme zorluğu ve disleksi, özgür olmamı sağladı; hayatıma yön veren pek çok olağanüstü insanla tanışmama vesile oldu. Bana neyi yapamayacağım söylendiğinde, onu yapmak için büyük bir arzu geliştirdim. Okuma yazma öğrenemeyeceğim ve iletişim kuramayacağım söylenmişti. Oysa bugün yılın 300 günü seyahat ederek tam da bunu yapıyorum.
Bu deneyim, yaşanan bir güçlüğün yalnızca tek bir sonuç doğurmadığını fark etmeye davet ediyor. Bir olayın zorlayıcı yanını inkâr etmeden, onun beraberinde getirmiş olabileceği imkânları da görebiliriz. Böyle bir bakış, geçmişi yok saymak ya da her acıyı iyi bir şeymiş gibi göstermek değildir. Hayatta denge, deneyimin farklı yönlerini birlikte değerlendirebilmekle ilgilidir.
İyi ve kötü deneyimlere daha geniş bir açıdan bakmak
Bir şerrin aslında bir hayır içeriyor olduğunu bilmek bilgeliktir; fakat bir hayrın aslında bir şer içeriyor olabileceğini bilmek daha da büyük bir bilgeliktir. Bir fırsatın ya da sevindirici gelişmenin her şeyi kendiliğinden mükemmel hâle getireceğini düşünmediğimizde, yaşadıklarımızın etkisi karşısında daha dengeli kalabiliriz. Aynı şekilde, bir zorluğun bütün geleceğimizi belirleyeceğine inanmak yerine onun içindeki olası imkânları da görebiliriz.
Kötü şeylerin sandığımız kadar korkunç, iyi şeylerin de sandığımız kadar harika olmayabileceğini fark ettiğimizde, başımıza gelenlere daha sakin yaklaşabiliriz. Bu yaklaşım, duyguları bastırmak anlamına gelmez. Sevinci ya da üzüntüyü yaşarken onların bizi bütünüyle sürüklemesine izin vermemeyi; olayları daha geniş bir çerçevede değerlendirmeyi anlatır. Hayatta içsel denge de tam olarak bu bakışın içinde belirir: koşullar değişse bile kendimize ve yönümüze bağlı kalmak.
Denge, yalnızca iyimser olmak ya da kötümserliğe kapılmak değildir; iki uçtan birine bütünüyle yaslanmadan ortada durabilmektir. Bu anlayışta denge, minnettarlıktır: yaşananların farklı yönlerini görebilmekten doğan bir bilgelik ve güç. Yaşamda dengeli olmak, umutların veya korkuların peşinden savrulmadan kendine sadık kalmak ve yolundan ayrılmamaktır.
“Bir gün” demeden bugünü yaşamak
“Daha iyi ya da daha kötü” yanılsamasına kapılıp sürekli daha bereketli toprakların peşinde koştuğumuzda, içinde bulunduğumuz anı kaçırabiliriz. Hayatımızın asıl şimdi başlayacağını, koşullar düzeldiğinde mutlu olacağımızı düşünürüz. Kendimize, “Bir gün karıma ve çocuklarıma onları ne kadar çok sevdiğimi göstereceğim. Her şey düzelince o işi yapacağım, o seyahate çıkacağım, o kitabı yazacağım,” deriz. Böylece aslında var olmayan “bir gün” adasında yaşamaya başlarız.
Bu düşünce, sevdiklerimize duyduğumuz sevgiyi ya da gerçekleştirmek istediğimiz şeyleri ertelememeyi hatırlatır. Her şeyin kusursuz olmasını beklemek, bugünün değerini görmemize engel olabilir. Şimdiki ana dönmek, bütün hedeflerden vazgeçmek değil; hayatı yalnızca gelecekteki daha iyi koşullara bağlamamaktır. Yaşam dengesi ve minnettarlık, elimizde olanı fark ederken yapmak istediklerimize de bugünden yer açmakla ilgilidir.
Düşün ve Zengin Ol isimli kitabın yazarı Napoleon Hill, “Fırsatları uzak bir yerde, uzak bir gelecekte aramayın, onları bulunduğunuz yerde yakalayan çünkü bulunduğunuz yer zaten olmanız gereken yerdir, o yüzden mükemmeldir ve dengededir” der. Bu söz, dikkatimizi henüz gelmemiş bir geleceğe değil, şu anda karşılaştığımız imkânlara çevirmeye çağırır. Şu anda, hayatınızı dolu dolu yaşamak için gereken her şeye sahipsiniz.
Mevcut dengeyi fark etmek
Dönüştüren Deneyim’in amaçlarından biri, olaylara iç gözünüzle bakmanızı ve zaten mevcut olan dengeyi görmenizi sağlamaktır. Gerçekten minnettar ve şükran dolu olduğunuzda bu bakışa sahip olursunuz. Minnettarlık, her şeyin istediğimiz gibi olduğunu söylemek değil; yaşadıklarımızın yalnızca bir yönüne takılıp kalmamaktır. Böylece ne zorluklar karşısında bütünüyle umutsuzluğa kapılırız ne de fırsatları hayatın tek ölçüsü hâline getiririz.
Yaşamda denge, dışarıdaki her şeyi kontrol etmekten çok, olaylara nasıl baktığımızı fark etmekle başlar. Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Şu anda yalnızca neyin eksik olduğuna mı odaklanıyorum, yoksa yaşadığım durumun başka hangi yönlerini de görebilirim? Bu soruya verdiğiniz yanıt, bugünü ertelemeden yaşamanıza ve kendi yolunuza daha sadık kalmanıza yardımcı olabilir.
Dönüştüren Deneyim
Dr. John DEMARTİNİ
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







