Kendine Değer Vermek

Öz Değer ve Hakkaniyetli Takas
Kendinize gereken değeri vermediğinizde, başkalarının size verdiği değeri sağlıklı bir yerde tutmak da zorlaşabilir. Çünkü çevremizde yaşadıklarımız, çoğu zaman iç dünyamızda kendimizle kurduğumuz ilişkinin izlerini taşır. Varlığınıza, emeğinize, yaptıklarınıza ve sahip olduklarınıza daha yüksek bir değer biçmeye başladığınızda, dış dünyayla kurduğunuz ilişki de değişmeye başlar.
Kendine değer vermek; kibirli olmak, kendini diğer insanlardan üstün görmek ya da gerçekçi olmayan beklentiler içinde bulunmak değildir. Asıl mesele, hakiki benliğinizle temas hâlinde olarak emeğinizin, zamanınızın ve katkınızın karşılığını fark etmektir. Bu farkındalık, hem kişisel ilişkilerde hem de iş hayatında daha dengeli sınırlar kurmanıza yardımcı olabilir.
Kendi Değerinizi Nasıl Belirlersiniz?
Bir aktör olduğunuzu düşünün. Ücretinizin belirli bir miktar olması gerektiğine karar verdiniz; ancak biri size bunun onda biri kadar bir teklif sundu. Bu teklifi kabul ettiğinizde yalnızca daha düşük bir ücretle çalışmayı değil, kendi belirlediğiniz değerin de onda birini kabul etmiş olabilirsiniz. Bu durum zamanla hem piyasadaki karşılığınızı hem de kendinize bakışınızı etkileyebilir.
Düşük bir teklifle karşılaştığınızda sakin ve net bir şekilde “Hayır, benim ücretim şu kadardır” diyebilmek, değerinizi korumanın bir yolu olabilir. Burada sözü edilen katı ya da saldırgan bir tavır değil; emeğinizin karşılığını bilmek ve bunu saygılı biçimde ifade edebilmektir. Kendi değerini bilmek, her talebin mutlaka kabul edilmesini beklemekten çok, kendi koşullarını açıkça tanımakla ilgilidir.
Kendinize biçtiğiniz değer ile aldığınız karşılık arasında büyük bir fark olduğunda, değersizleşmiş, kullanılmış ya da görülmemiş hissedebilirsiniz. Bu hisler zamanla öfkeye, kırgınlığa ve ilişkilerde görünmeyen bir gerilime dönüşebilir. Hakkaniyetli bir alışveriş ise hem veren hem alan taraf için daha açık ve sürdürülebilir bir ilişki alanı oluşturur.
“Onlara ne kadar istediğimi söylüyorum. Onlar da ödüyorlar. Bu kadar basit.”
— Harrison Ford

Daha Fazlasını Hak Ettiğinizi Düşünüp Talep Edemediğiniz Oldu mu?
Hayatınızda, yaptığınız bir işin, verdiğiniz emeğin ya da sunduğunuz desteğin karşılığında daha fazlasını hak ettiğinizi düşündüğünüz hâlde bunu dile getiremediğiniz anlar olmuş olabilir. Belki bir müşterinizle, işvereninizle, yakınınızla ya da partnerinizle benzer bir durum yaşadınız.
Çoğu insan talepte bulunursa sevilmeyeceğinden, eleştirileceğinden veya karşısındaki kişiyi kaybedeceğinden korkar. Bu nedenle kendi ihtiyaçlarını geri plana iter. Ancak sırf birini kaybetmemek için sürekli taviz vermek, zamanla kişinin kendisine duyduğu saygıyı zedeleyebilir. Dışarıdan uyumlu görünen bu tutum, iç dünyada biriken memnuniyetsizliği gizliyor olabilir.
Kendine değer vermek, her isteğin karşılanmasını beklemek anlamına gelmez. Bazen karşınızdaki kişi koşullarınızı kabul etmeyebilir. Buna rağmen sınırınızı bilmek ve ihtiyacınızı dürüstçe ifade etmek, kendinizle olan ilişkinizde önemli bir fark yaratır. Kendine değer vermek nasıl olur diye düşündüğünüzde, başlangıç noktalarından biri neye razı olduğunuzu ve neyin sizin için adil olmadığını fark etmektir.
Hakkaniyetli Takasın Önemi
Birkaç yıl önce Avrupa’da bir doktor danışmaya gelmişti. Verdiği hizmetleri çok düşük ücretlerle sunuyordu. Ona, ofisine döndüğünde ücretini artırmasını ve emeğinin karşılığı olan miktarı talep etmesini söyledim. Hakkaniyetli bir takasın hem kendisi hem de hizmet verdiği kişiler için daha sağlıklı olabileceğini vurguladım.
Doktor, korkmasına rağmen bunu uygulamaya karar verdi. Uzun zamandır bazı ilişkilerinde dengeli bir alışveriş olmadığını biliyordu. Dört yıldır bir hastasına özel fiyat uyguluyordu. Zamanla bu kişinin ofise gelmesinden hoşlanmadığını, onunla görüşmek istemediğini ve bu durumun çalışanları da zorladığını fark etti.
Bu hastaya uzun süre yarı fiyatın bile altında bir ücretle hizmet vermişti. Fakat içinde hastaya karşı bir öfke birikmişti. Kendi sınırını açıkça koyamadığı için hem hastaya hem de kendisine karşı dürüst davranamıyordu. En sonunda onunla yüzleşmeye karar verdi.
“Artık özel fiyat uygulamamız bitti. Önümüzdeki aydan itibaren tam ücreti ödemeniz gerekecek,” dedi.
Hasta buna çok öfkelendi. Doktora küfür ederek, “Sen buna değmezsin, asla o parayı ödemem!” diye bağırdı ve ofisten ayrıldı. Ardından çalışanlar doktorun yanına gelerek ona sarıldılar ve bunu yıllar önce yapması gerektiğini söylediler.
Bu olay doktor için yalnızca ücretini değiştirmekten çok daha fazlasıydı. Kendi değerini daha düşük bir ücret karşılığında kabul ettirdiğinde, insanların onu daha çok seveceği yanılgısına kapılmıştı. Oysa bu ilişki iki taraf için de sağlıklı değildi: Hasta öfkesini gizliyor, doktor da memnuniyetsizliğini bastırıyordu.
Sınırını koyup daha hakkaniyetli bir alışverişe yöneldikten sonra işlerinin neredeyse iki-üç katına çıktığını ifade etti. Bu örnek, yalnızca daha yüksek ücret talep etmenin sonucu olarak görülmemeli; kişinin emeğine, zamanına ve sınırlarına daha fazla sahip çıkmasının ilişkilerinde yarattığı değişim olarak da değerlendirilmelidir.

Kendine Değer Vermek İlişkileri Nasıl Etkiler?
Öz değer, yalnızca iş hayatındaki ücretlerle ilgili değildir. Arkadaşlıklarımızda, aile ve romantik ilişkilerimizde, hatta günlük seçimlerimizde de kendini gösterir. Sürekli veren, alttan alan, istemediği hâlde “evet” diyen veya sınırlarını açıklayamayan kişi zamanla tükenmiş hissedebilir. Kendine değer vermenin önemi, kendi ihtiyaçlarınızı başkalarının beklentileri arasında kaybetmemeyi fark ettiğinizde daha görünür hâle gelir.
Kendinize değer verdiğinizde şunları daha net fark etmeye başlayabilirsiniz:
- Neye gerçekten “evet”, neye “hayır” demek istediğinizi
- Emeğinizin ve zamanınızın sizin için ne ifade ettiğini
- Hangi ilişkilerin karşılıklı ve dengeli olduğunu
- Hangi durumlarda kendinizi küçülttüğünüzü
- Kendi ihtiyaçlarınızı ifade etmenin neden önemli olduğunu
Bu farkındalık, başkalarını suçlamak için değil; kendi yaşamınızda daha bilinçli seçimler yapabilmek için değerlidir. Her ilişki ve işbirliği aynı ölçüde dengeli olmayabilir. Önemli olan, kendinizi değersiz hissettiren koşulları fark etmek ve bunlar karşısında nasıl bir tutum alacağınıza karar verebilmektir.
Değerinizi Belirleme Sorumluluğu Size Aittir
Evren size, “Değerin nedir?” diye soruyor olabilir ve siz kendi değerinizin ne olduğuna karar verene dek sabırla bekliyor olabilir.
Elbette herkesin koşulları, ihtiyaçları ve yaşam deneyimleri farklıdır. Yine de kendinize şu soruları sormak, öz değerinizle ilişkinizi gözden geçirmenize yardımcı olabilir:
- Verdiğim emeğin karşılığını gerçekten alıyor muyum?
- Sırf kabul görmek için kendi ihtiyaçlarımı görmezden geliyor muyum?
- Bir sınır koyduğumda ne olacağından neden korkuyorum?
- Kendime daha fazla değer versem hayatımda ne değişirdi?
- Hangi alanda daha hakkaniyetli bir takasa ihtiyacım var?
Kendinize değer vermek, bir anda ulaşılacak bir hedef değil; her gün yeniden kurulan bir ilişkidir. İhtiyaçlarınızı, emeğinizi ve sınırlarınızı daha fazla dikkate almaya başladığınızda, hem iç dünyanızda hem de dış dünyayla kurduğunuz ilişkilerde daha dengeli bir alan yaratabilirsiniz.
John Demartini – Değerler Prensibi
Halis Şahiner’le Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız






