Aldığımız nefes bir mucizedir

Aldığımız nefes bir mucizedir, verdiğimiz nefes bir mucizedir. Yaşadığımız her an, nefes aldığımız her an bir mucizedir. Bunu söylediğiniz herkes “Evet, doğru” der. Peki bu doğruluğu gerçekten hissediyor muyuz? Nefesin mucizesi, yalnızca üzerinde konuşulacak bir düşünce değil; her an bizimle olduğu hâlde çoğu zaman fark etmediğimiz bir gerçekliktir.
Yaşadığımız her anın mucize olması
Balıklar, kuşlar, böcekler hayatı bizim gibi sorgulamaz; öfke duymaz, yargılamaz, bir şeyi yok etmeyi düşünmezler. Bu yazının kurduğu karşılaştırmada, zihinlerine ve yüreklerine insanın taşıdığı kadar çok ses dolmadığı için dünyaya aynı biçimde olumsuz bir etki bırakmazlar. Çöp üretmez, çevreyi kirletmez, ihtiyacından fazlasını alıp sömürmeye çalışmazlar… Onlar yalnızca yaşadıkları ana bakarlar.
İnsan ise çoğu zaman bulunduğu andan uzaklaşır. Dün yaşananları tekrar düşünür, yarının hesabını yapar; elindekini yeterli bulmayıp daha fazlasını ister. Oysa nefes farkındalığı, hayatın büyük cevaplarını bulmakla değil, bazen şu anda alıp verdiğimiz nefesi fark etmekle başlar. Bir nefes alıp verdiğimizi bilmek, düşüncelerin gürültüsü içinde kendimize ve yaşadığımız ana yeniden dönmemize yardımcı olabilir.
İnsan zihninin arayışı ve sessiz çığlığı
İnsan düzinelerce kitap okur, konuşur, düşünür (!), dinleri ve ruhsal öğretileri inceler; toplantılara katılır, deneyimlerine anlam vermeye çalışır. Televizyon izler, gazete okur, araştırır. Zihin durmadan didikler, yargılar, tartar, karşılaştırır, ölçer biçer. Sınırsız bir kaynaktan bir damla öğrenince ya da yeni bir şey hissedince, içten içe nirvanaya ulaştığını sanabilir. Sonra öğrendiklerini uygulamaya ve başkalarına anlatmaya başlar; hep olumlu olmaya, her şeyi olumlu algılamaya çabalar. Tüm kitaplarda yazan bu değil mi?
Fakat bazen en büyük tuzak da tam burada kurulur. Olumlu görünmeye çalışmanın ardında hükmetme, güç kazanma, saygınlık ya da hayranlık uyandırma isteği bulunabilir. Dışarıdan öğrenilenler insanın içine yerleşmiş olanı kendiliğinden değiştirmeyebilir. Bir gün dürüstçe içine bakarsa, dışarıdan gelenlerin bir kısmının yalnızca yüzeyde kaldığını; suyun üstündeki akıntının değişmesine rağmen alt tabakanın hâlâ koyu ve karanlık olduğunu görebilir.
Bir başka insan ise düşünmeden, aramadan, hissetmeden yaşar; günlerini bir robot gibi doldurur. Önce nafakasını çıkarmaya, sonra kefen parasını biriktirmeye bakar ya da “Nerede akşam, orada sabah” diyerek dünyanın nimetlerini gittiği yere kadar sömürmeye çalışır. Biri sürekli öğrenir ve kendini geliştirdiğini sanır, diğeri aramaktan vazgeçer. Yine de ikisinin içinde de bir şey eksik, belki de fazla kalır.
Nefesin mucizesini fark etmek
Hani insan bok böceğinden daha üstündü? Peki yanlış olan nedir, insan? İçinde dürüst kalmış, gerçek olan asıl İnsan sessiz çığlıklar atar: “Bir şey yanlış. Ben buradayım, içinde.” Peki yanlış nerede? Neden sana gerçekten ulaşamıyor; yoksa sen mi duyamıyorsun?
Aldığımız nefes bir mucizedir, verdiğimiz nefes bir mucizedir. Ama insan, her an yaşadığı mucizenin gerçekten farkına varamayabilir. Aldığımız nefesin kıymetini bilmek, nefesi sıradan ve kendiliğinden olan bir şey gibi görmekten vazgeçip, şu anın içinde bize eşlik ettiğini hatırlamaktır. Bu fark ediş, insanın zihnini susturmasını ya da bütün sorularına cevap bulmasını gerektirmez; yalnızca dikkatini bir anlığına yaşadığı ana çevirmesini ister.
İnsan çoğu zaman aldığı ve verdiği nefesin mucizesini fark etmez; şükretmez. Gerçek anlamda şükür nedir? Yalnızca bir şeylere sahip olduğumuzda teşekkür etmek mi, yoksa zaten burada olanı da görebilmek mi? Nefes için şükretmek, bu soruyu kendimize sormak ve aldığımız her nefesi verilmiş bir armağan gibi karşılamakla başlayabilir. Yaşadığımız her anın mucize olması düşüncesi de tam burada anlam kazanır: Mucizeyi uzaklarda aramak yerine, gözümüzün önündeki yaşama dikkat etmekte.
Sevgi, vermek ve şükretmek
İnsan, yaptığı asıl şeyin maddi ya da manevi fark etmeksizin, zihninin en ince kıvrımlarında nasıl daha çok alacağını öğrenmek olduğunu fark etmeyebilir; belki de fark etmek istemez. Oysa bu arayışın içinde durup kendine bakmak, yalnızca ne alacağına değil, ne verdiğine de dikkat etmeyi sağlar. İnsanın asıl doğası sevgidir. Sevgiye giden yol ise vermekten ve şükretmekten geçer; hiçbir şey istemeden, umut etmeden.
Bu, insanın her şeyi bırakması ya da hiçbir şey istememesi gerektiğine dair yeni bir kural koymak değil; aldıklarımız kadar verdiklerimizi de görebilmektir. Şükür, yalnızca sözle dile getirilen bir teşekkür değil, yaşadığımız ana ve paylaştığımız hayata nasıl yaklaştığımızla da ilgilidir. Yeryüzüne sevgi titreşimleri vermediğiniz takdirde aldığınız her nefese ihanet ediyorsunuzdur.
Öyleyse bir an durup aldığımız nefesi fark edelim. Bu farkındalık bizi kendimize, yaşadığımız ana ve başkalarına karşı taşıdığımız sevgiye yaklaştırabilir. Aldığımız ve verdiğimiz her nefes bir mucizedir; önemli olan, bu mucizenin içinden geçip giderken onu gerçekten duyabilmektir.
Sevgiyle kalın
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız








Oysa insanın asıl doğası sevgi dir. Sevgiye giden yol ise vermek ve şükretmek ten geçer. Ama hiçbir şey istemeden, umut etmeden.
yine çok güzel…
Cok dogru,cok guzel,icim ciz etti