Sevgi mi? Korku mu? Hayatımızı Hangisi Yönetiyor?

Sevgi mi Korku mu? Hayatımızı Hangisi Yönetiyor?

Dünyada yaşadıklarımızın düşüncelerimizle şekillendiğine inanıyorum. Başımıza gelenleri bazen farkında olarak, bazen de olmayarak biz yaratıyoruz. Düşüncelerimizi yönetebildiğimizde hayatımızı istediğimiz yönde kurma gücümüz var. Ancak dikkatimizi yalnızca çevremizde olup bitenlere verdiğimizde, olaylardan etkilenerek istemediğimiz bir yaşamın içinde bulabiliyoruz kendimizi.

Her iki durumda da yaşamımızdaki seçimlerin sorumluluğu bize ait.

O zaman neden istediğimiz gibi bir yaşam yaratmayı seçmiyoruz? Neden sahip olduğumuz gücün farkına varıp hayatımızın sorumluluğunu elimize almıyoruz?

Belki de bunun cevabı, yaşamımızı yönlendiren iki güçlü kavramda saklı: Sevgi ve korku.

Yüce Yaratıcı’nın insanlara verdiği en değerli şeylerden ikisinin akıl ve sevgi olduğuna inanıyorum. Aklımızla düşünebilir, sorgulayabilir ve seçim yapabiliriz. Sevgiyle kendimize ve çevremize bambaşka bir gözle bakabiliriz.

Ancak bazılarımız bu gücün farkında değil, bazılarımız ise onu kullanmaktan çekiniyor.

Peki, sevgi mi korku mu hayatımızı yönetiyor? Seçimlerimizi gerçekten kendi isteklerimizle mi yapıyoruz, yoksa farkında olmadan korkularımızın yönlendirmesine mi izin veriyoruz?

Sevgi ve Korku Arasındaki Fark Nedir?

Sevgi ve korku, yaşamımızdaki seçimleri ve davranışları etkileyen iki farklı duygudur. Bazen birbirine benzeyen davranışlarımızın arkasında bile tamamen farklı nedenler bulunabilir.

Bir insanın yanında sevgiden dolayı kalabileceğimiz gibi onu kaybetmekten korktuğumuz için de kalabiliriz. Birine yardım etmeyi gerçekten istediğimiz için seçebileceğimiz gibi, yardım etmediğimizde sevilmeyeceğimizi düşündüğümüz için de yapabiliriz.

Dışarıdan bakıldığında davranış aynıdır. Ancak davranışın arkasındaki düşünce ve duygu farklıdır.

Ben korkuyu daraltan, kapatan, insanı içine hapseden, kaçmaya ve gizlemeye yönelten bir enerji olarak görüyorum.

Sevgi ise genişleten, açan, yayılan, paylaşan ve iyileştiren bir enerjidir.

sevgi mi korku mu

Korku saklar, sevgi açığa çıkarır.

Korku sahip olduklarına sımsıkı sarılır, sevgi paylaşır.

Korku kontrol etmek ister, sevgi özgür bırakır.

Korku kaybetmekten çekinir, sevgi güvenmeyi seçer.

Korku saldırır, sevgi anlamaya çalışır.

Korku zorlayıcı bir yakınlık ister, sevgi sevecen bir yakınlık kurar.

Bu karşılaştırmalarla anlatmak istediğim, korkunun her durumda gereksiz olduğu değil. Korku gerçek tehlikeler karşısında bizi koruyabilen doğal bir duygudur. Ancak yaşamımızı sürekli korkularımızla yönlendirdiğimizde, kendi seçimlerimizi yapmakta zorlanabiliriz.

Sevgi ve korku arasındaki temel farkı, seçimlerimizin arkasındaki düşüncelere baktığımızda daha iyi anlayabiliriz.

Çocuklukta Korku ile Yetiştirilmek Hayatımızı Nasıl Etkiler?

Hepimizin bu dünyaya bir geliş amacı olduğuna inanıyorum. Yaratıcı bize akıl vererek yaşadıklarımızı değerlendirme, deneyimlerimizden öğrenme ve kendi seçimlerimizi yapma imkânı sunmuştur.

Ne var ki sahip olduğumuz bu gücü her zaman özgürce kullanamıyoruz.

Çocukluğumuzdan itibaren öğrendiğimiz düşünce ve inanç kalıpları, seçimlerimizi etkileyen bir zemin oluşturuyor. Ailemizden, yakınlarımızdan ve içinde yaşadığımız toplumdan öğrendiklerimiz, yaşamı nasıl algıladığımızı şekillendiriyor.

Büyürken duyduğumuz sözler, gördüğümüz davranışlar ve bize aktarılan kabuller zamanla kendi düşüncelerimiz hâline gelebiliyor.

Buradaki temel sorunlardan birinin, sevgiyi göstermek yerine korkuyu kullanmak olduğunu düşünüyorum.

Çocuklara sevgiyi doğrudan göstermek yerine onları korkutarak bir şeyler öğretmeye çalışıyoruz.

Bazen uslu durmazlarsa sevilmeyeceklerini, bazen hata yaparlarsa cezalandırılacaklarını, bazen de başkalarının beklentilerine uygun davranmazlarsa kabul görmeyeceklerini söylüyoruz.

Böylece çocuğa farkında olmadan şu düşünceyi öğretiyoruz:

“Sevilmek istiyorsan senden bekleneni yapmalısın.”

Oysa sevgi benim için öncelikle hissedilen ve yaşanan bir duygudur.

Sevgiyi anlatmakta zorlandığımızda, daha kolay kullanabildiğimiz korkuyu devreye sokuyoruz.

Sevgiyi öğretmeye çalışırken sevgi olmayanı kullanıyoruz.

Çocuklukta Öğrenilen Korkular Yetişkinlikte Devam Eder mi?

Çocuklukta korku ile yetiştirilmek, bazı insanlarda yetişkinlik dönemine kadar devam eden düşünce kalıplarının oluşmasına katkıda bulunabilir.

Sevilmek için başkalarının beklentilerini karşılamamız gerektiğine inanabiliriz. Hata yapmaktan, eleştirilmekten veya dışlanmaktan çekinebiliriz.

Kendi isteklerimizle başkalarının beklentileri arasında kaldığımızda çoğu zaman kendimizden vazgeçebiliriz.

Çünkü sevilmemekten korkuyoruz.

Bir süre sonra kendi kararlarımıza güvenmekte zorlanıyor, başkalarının onayına ihtiyaç duyuyor ve yaşamımızın sorumluluğunu onların ellerine bırakabiliyoruz.

Ancak çocuklukta öğrendiğimiz her düşünceyi yaşamımız boyunca taşımak zorunda değiliz.

Bu düşüncelerin farkına varabilir, onları sorgulayabilir ve farklı seçimler yapabiliriz.

Koşulsuz Sevgi Nedir?

Koşulsuz sevgi, karşımızdaki insanı beklentilerimizi yerine getirdiği için değil, olduğu hâliyle kabul edebilmektir.

Benim için sevgi, bir insanın belirli koşulları yerine getirmesine bağlı olmamalıdır.

Küçüklüğümüzden itibaren bize sevginin koşullu olduğu öğretilebiliyor. Annemizin, babamızın, ailemizin, yakınlarımızın ve çevremizdeki insanların bizi ancak onların beklentilerini karşıladığımızda seveceğine inanabiliyoruz.

Her yerde sevgiden söz ediliyor ama sevgi sanki ulaşılması gereken uzak bir yerde duruyor.

Oysa benim inancıma göre sevgi dışarıda aranacak bir şey değil.

Sevgi zaten içimizde.

Bir insanı sevdiğimizi söylüyorsak, onun bizim istediğimiz gibi düşünmesini, bizim istediğimiz kararları vermesini veya bizim belirlediğimiz şekilde yaşamasını neden bekliyoruz?

Sevgi gerçekten böyle bir şey mi?

Bir insanı ancak istediğimiz gibi davrandığında seviyorsak, orada sevgiden çok beklentilerimiz ön planda değil midir?

Koşullu Sevgi ile Koşulsuz Sevgi Arasındaki Fark

Koşullu sevgide beklentiler ön plandadır. Karşımızdaki insanın belirli davranışları göstermesini, bizim doğrularımıza uymasını veya bizi memnun etmesini bekleyebiliriz.

Bu beklentiler karşılanmadığında sevgimizi geri çekmekle tehdit ediyorsak, sevgiyi bir kontrol aracına dönüştürmüş oluruz.

Koşulsuz sevgide ise karşımızdaki insanın bizden farklı düşünebileceğini ve farklı seçimler yapabileceğini kabul ederiz.

Bu, onun her davranışını onaylamamız veya kendi sınırlarımızdan vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelmez.

Bir insanı sevmekle onun bütün davranışlarını kabul etmek aynı şey değildir.

Koşulsuz sevgi, sevgimizi bir ödül veya ceza aracına dönüştürmeden karşımızdaki insanı olduğu hâliyle kabul etmeye çalışmaktır.

O zaman kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Karşımızdaki insanı gerçekten seviyor muyuz, yoksa onun bizim istediğimiz gibi davranmasını mı istiyoruz?

Korku Kültürü ve İnsanları Kontrol Etme İsteği

Korku yalnızca bireysel seçimlerimizi etkilemiyor. İnsanlar arasındaki ilişkilerde ve toplum yaşamında da bir kontrol aracına dönüşebiliyor.

Bir insanın kendine güvenmediğini, yanlış yapmaktan veya dışlanmaktan korktuğunu düşünelim.

Böyle bir insanı başkalarının beklentilerine göre hareket etmeye yönlendirmek daha kolay olabilir.

Çünkü kendi kararlarına güvenmek yerine kendisine ne yapması gerektiğinin söylenmesini bekleyebilir.

Ailede, okulda, iş yaşamında ve toplumda bunun farklı örneklerini görebiliyoruz.

Çocukken korkuyla öğrendiğimiz davranışları yetişkin olduğumuzda başkalarına uygulamaya başlayabiliyoruz.

Bize nasıl davranıldıysa biz de başkalarına öyle davranabiliyoruz.

Böylece korku, kuşaktan kuşağa aktarılan bir alışkanlığa dönüşebiliyor.

İnsanları korkutarak yönetmek, onlara güvenmeyi ve kendi sorumluluklarını almalarına izin vermeyi gerektirmiyor.

Oysa sevgiye ve güvene dayalı bir ilişkide karşımızdaki insanın bizim istediğimiz gibi davranmak zorunda olmadığını kabul etmemiz gerekir.

Bu da kontrol etmekten vazgeçmeyi gerektirir.

Bence asıl zor olan budur.

Çünkü başkalarını kontrol etmeye çalışırken çoğu zaman kendi korkularımızla yüzleşmekten kaçıyoruz.

Bir insanın bizim istediğimiz gibi davranmaması bizi neden bu kadar rahatsız ediyor?

Onun farklı bir seçim yapması bizim için gerçekten bir tehdit mi?

Yoksa kendi düşüncelerimizin ve beklentilerimizin dışına çıkılmasından mı korkuyoruz?

Korku Yerine Sevgiyi Kullanmak Ne Demektir?

Korku yerine sevgiyi kullanmak, yaşamımızdaki bütün korkuları ortadan kaldırmak anlamına gelmez.

Asıl mesele, seçimlerimizi sürekli korkularımızın yönlendirmesine izin vermemektir.

Bir insanı kaybetmekten korktuğumuz için kontrol etmeye çalışmak yerine ona güvenmeyi seçebiliriz.

Hata yapmaktan korktuğumuz için hiçbir şey denememek yerine, deneyimlerimizden öğrenmeyi seçebiliriz.

Başkaları tarafından eleştirilmekten korktuğumuz için düşüncelerimizi saklamak yerine kendimizi ifade etmeyi seçebiliriz.

Sevilmemekten korktuğumuz için başkalarının beklentilerine göre yaşamak yerine, kendi isteklerimizin ve seçimlerimizin sorumluluğunu alabiliriz.

Bütün bunların başlangıcında düşüncelerimizin farkına varmak bulunuyor.

Düşünce Kalıplarımızı Sorgulamak

Çocukluğumuzdan itibaren öğrendiğimiz düşünceler zamanla yaşamımızın doğruları hâline gelebiliyor.

Bize değersiz olduğumuz söylenmişse kendimizi değersiz hissedebiliriz.

Yeterince başarılı olmadığımız tekrar edilmişse başarısız olacağımıza inanabiliriz.

Kendi kararlarımızı veremeyeceğimiz öğretilmişse başkalarının yönlendirmelerine ihtiyaç duyabiliriz.

Sonra bütün bunları kendi gerçeğimiz sanarak yaşamaya devam ederiz.

Oysa bir düşünceye uzun zamandır inanıyor olmamız, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.

Belki de yaşamımızı sınırlandıran düşüncelerin önemli bir kısmı bize ait bile değildir.

Ailemizden, çevremizden ve toplumdan öğrendiğimiz kabulleri kendi düşüncelerimiz sanıyor olabiliriz.

Bu nedenle kendimize şu soruları sormamız gerektiğini düşünüyorum:

  • Bu düşünce gerçekten bana mı ait?
  • Buna neden inanıyorum?
  • Bu düşünceyi ilk kimden öğrendim?
  • Bana katkı mı sağlıyor, yoksa beni sınırlandırıyor?
  • Bu düşünceye inanmak zorunda mıyım?

Bir düşüncenin farkına varmak, onu değiştirebilmenin başlangıcı olabilir.

Çünkü farkında olmadığımız bir düşünce kalıbını sorgulamamız da mümkün değildir.

Yaşamımızın Sorumluluğunu Almak

Sorumluluğu başkalarına bırakmanın kolay bir tarafı var.

Kendi seçimlerimizin sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda olmadığımızı düşünebiliyoruz.

Başımıza gelenlerden ailemizi, çevremizi, koşulları veya başka insanları sorumlu tutabiliyoruz.

Elbette yaşamımızdaki her olay bizim seçimimizle ortaya çıkmıyor. Kontrolümüz dışında gelişen pek çok durum var.

Ancak bu durumlar karşısında nasıl davranacağımız, neyi değiştirmeye çalışacağımız ve bundan sonra hangi seçimleri yapacağımız konusunda sorumluluk alabiliriz.

Bence yaşamımızı değiştirmek için önce bunu fark etmemiz gerekiyor.

Başkalarının söylediklerini sorgulamadan kabul ettiğimizde, yaşamımızı onların düşüncelerine göre düzenleyebiliriz.

Sonra da neden istediğimiz hayatı yaşayamadığımızı sorgularız.

Oysa kendi yaşamımızın sorumluluğunu almak, başkalarının beklentilerinden bağımsız seçimler yapabilmeyi de gerektirir.

Bunun için kendi aklımızı kullanmalı, düşüncelerimizi sorgulamalı ve korkularımızla yüzleşmeye istekli olmalıyız.

Sevgi mi Korku mu? Seçim Senin

Bize öğretilen her düşünceyi kabul etmek zorunda değiliz.

Birisi bize değersiz olduğumuzu söyledi diye değersiz olmayız.

Birileri güçsüz olduğumuza inandırdı diye güçsüz olmak zorunda değiliz.

Başkalarının beklentilerini karşılayamadığımızda sevilmeyeceğimiz düşüncesini de sorgulayabiliriz.

Yaratılan bütün insanların eşit olduğuna ve hiç kimsenin diğerinden üstün olmadığına inanıyorum.

Hepimiz farklı deneyimler yaşıyor, olayları farklı değerlendiriyor ve farklı seçimler yapıyoruz.

Bir stadyumda aynı maçı izleyen elli bin kişiyi düşün.

Hepsi aynı karşılaşmayı seyrediyor ama herkes aynı şeyi görmüyor. Kimi oyuncuların başarısına, kimi hakemin kararlarına, kimi de kaçırılan fırsatlara odaklanıyor.

Yaşamda da benzer bir durum var.

Aynı olayı yaşayan iki insan birbirinden tamamen farklı anlamlar çıkarabiliyor.

Çünkü yaşadıklarımızı yalnızca olayların kendisine göre değil, sahip olduğumuz düşünce ve inanç kalıplarına göre de değerlendiriyoruz.

Bu yüzden kendini değiştirmek istiyorsan oku, düşün ve sorgula.

Sana söylenenleri tek doğru olarak kabul etmek yerine kendi değerlendirmeni yap.

Seni huzursuz eden, sınırlayan ve güçsüz hissettiren düşüncelerin gerçekten sana ait olup olmadığını araştır.

Belki de yıllardır taşıdığın bazı korkuların artık yaşamında bir yeri olmadığını fark edeceksin.

Sevgi mi Korku mu? Kendine Bu Soruyu Sor

Yaşamımız boyunca pek çok seçim yapıyoruz.

Bazı seçimlerimizi sevgiyle, bazılarını ise korkuyla yapıyoruz.

Bazen sevdiğimiz için birinin yanında kalıyoruz, bazen yalnız kalmaktan korktuğumuz için.

Bazen gerçekten istediğimiz için bir şey yapıyoruz, bazen başkalarını memnun edememekten korktuğumuz için.

Bazen paylaşmak istediğimiz için veriyoruz, bazen kabul görmek için.

Dışarıdan bakıldığında aynı davranış gibi görünen şeylerin arkasında birbirinden farklı düşünceler bulunabiliyor.

Bu nedenle önemli olan yalnızca ne yaptığımız değil, hangi düşünceyle ve hangi duyguyla yaptığımızdır.

Ben sevgiyi seçmenin, önce kendi düşüncelerimizin ve korkularımızın farkına varmakla başladığına inanıyorum.

Sevgi koşulsuzdur. Karşımızdaki insanı beklentilerimizi yerine getirdiği için değil, olduğu hâliyle kabul etmeye çalışalım.

İnsanları kontrol etmek yerine onlara güvenmeyi, yargılamak yerine anlamayı, korkutmak yerine sevgimizi göstermeyi seçebiliriz.

Yaşamımızın sorumluluğunu başkalarına bırakmak yerine kendi seçimlerimizi yapabiliriz.

Yüce Yaratıcı’nın sana verdiği aklı ve sevgiyi kullan.

Sevgi istiyorsan önce sen göster.

Ve bir seçim yaparken kendine şu soruyu sor:

Ben bunu sevgiden mi yapıyorum, korkudan mı?

Belki de yaşamında değiştirmek istediğin pek çok şeyin başlangıcı, bu soruya vereceğin cevapta saklıdır.

Halis Şahiner
Sosyolog – Yazar

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler