Sağlıklı Yaşamak mı, Sağlıksız Yaşamak mı? Seçim Sizin

Bu soruya birçoğunuzun, “Tabii ki sağlıklı yaşamak; böyle soru mu olur?” diye yanıt verdiğini duyar gibiyim. Peki hiç kendinize “Neden kendimi yeterince sağlıklı hissetmiyorum?” ya da kronik bir rahatsızlık yaşarken “Bu durumla nasıl baş edebilirim?” diye sordunuz mu? Yanıt ararken yalnızca başkalarını veya koşulları suçlamak yerine, kendi düşünce ve alışkanlıklarımızı da fark etmeye ne dersiniz?

Bu yaklaşım, hastalıkların kişinin düşüncelerinden kaynaklandığı ya da kişinin hastalığından sorumlu olduğu anlamına gelmez. Bir sağlık sorununun nedeni, tanısı ve tedavisi için sağlık profesyonellerine başvurmak gerekir. Burada ele alınan düşünceler; duygularla, inançlarla ve yaşam tercihlerimizle kurduğumuz ilişki üzerine kişisel bir farkındalık yaklaşımıdır. Sağlıklı yaşam, tıbbi bakımın yerine düşünce gücünü koymak değil; bedenimize ve kendimize özen gösterirken iç dünyamızı da göz ardı etmemektir.

Bilinçaltı, duygular ve sağlıklı yaşam

“Falanca kişi beni üzdü, iş koşullarım çok ağırdı, doktor yanlış teşhis koydu” gibi açıklamalar bazen yaşadıklarımızı anlamlandırma çabamızın parçasıdır. Bununla birlikte, yalnızca dış koşullara odaklanmak kendi duygu ve seçimlerimizi fark etmemizi zorlaştırabilir. Buradaki amaç suçu kendimize yüklemek değil; değiştirebileceğimiz düşünce ve davranışları ayırt edebilmektir.

Yazarın yaklaşımında öfke, kırgınlık, endişe, vicdan azabı ve affedemediğimiz olaylar; geçmiş yaşantılardan kalan kayıtlar ve korkularla ilişkilendirilir. Zihin, yaşanan olaylara dair yargılar üretir; bu yargılar da dünyaya bakışımızı etkiler. Korkuların yargıları, yargıların da bilinçaltı kayıtlarını beslediği düşüncesi bir kısır döngüye işaret eder. Bu çerçevede bilinçaltı ve hastalıklar arasındaki ilişki, yazıda kesin bir tıbbi neden-sonuç bağı olarak değil, kişinin duygularını ve yaşam deneyimlerini düşünmesine yardımcı olan bir yorum olarak ele alınmalıdır.

Rahatsız ruh hâlleri, kendimizle yüzleşmek ve ihtiyaçlarımızı fark etmek için bir işaret olabilir. Yazarın evrensel plana ilişkin anlatımında insanın doğası sevgiyle, sevginin boşluğu ise korkuyla açıklanır. Korku, öfke ve endişe gibi duygulara yol açabilir; bu duygularla nasıl baş ettiğimiz de günlük yaşamımızı etkiler. Bu bakış açısını benimserken, belirtileri yalnızca içsel bir mesaj diye yorumlayıp tıbbi değerlendirmeyi ertelememek önemlidir.

Hastalıklar hakkında suçlayıcı olmayan bir bakış

Yazının önceki anlatımında kanserle içerleme ve affedememe, bazı başka hastalıklarla da belirli duygular arasında bağlantılar kuruluyor. Bunlar yazarın kişisel ve sembolik yorumlarıdır; hastalıkların nedeni ya da tedavisi hakkında kanıtlanmış tıbbi açıklamalar olarak görülmemelidir. Hiç kimse hastalığına düşünceleri, korkuları veya yeterince affedememesi yüzünden yakalandığı düşüncesiyle suçlanmamalıdır. Hastalık deneyimini yaşayan kişiye destek olmak, onu sorumlu tutmaktan çok daha değerlidir.

Affetmemenin ardında değersizlik, güçsüzlük, yetersizlik ya da kaybetme korkusu bulunabileceği düşüncesi, kişinin kendi duygularını incelemesine yardımcı olabilir. Ancak bir duyguyu fark etmek, fiziksel hastalığın sebebini bulduğumuz anlamına gelmez. Genetik yatkınlık ve sağlık sorunları da tek bir açıklamaya indirgenemez. Sevgi, hoşgörü ve huzur arayışı yaşam kalitesini destekleyebilir; bunlar hastalığı önleme veya tedavi etme garantisi değildir.

Anne ve babasında tansiyon hastalığı olan birinin “Ben de ileride mutlaka hasta olacağım” inancıyla yaşaması, yazıda inançların deneyimler üzerindeki etkisini anlatan bir örnek olarak verilir. Bu beklentiler kaygıyı artırabilir; fakat bir düşüncenin hastalığı tek başına meydana getirdiği sonucuna varılamaz. Bilinçaltının hastalıklar üzerindeki etkisi hakkında düşünürken, inançların duygu ve davranışlarımıza etkisini konuşmakla tıbbi neden iddia etmeyi birbirinden ayırmak gerekir.

Metinde pişmanlık ve yaşamdan zevk alamama; duyguları bastırma; işi sevmeme; kin; değersizlik ve mükemmeliyetçilik gibi hâller, sırasıyla diyabet, tiroit sorunları, bel fıtığı, karaciğer veya akciğer kanseri ve romatoid artritle ilişkilendiriliyor. Bu eşleştirmeler bilimsel tanı veya neden açıklaması değildir ve böyle kabul edilmemelidir. Duygularınızı anlamaya çalışabilirsiniz; ancak bir belirti ya da hastalık söz konusuysa değerlendirme ve tedavi için sağlık uzmanına başvurun.

Tekerlekli sandalye kullanan bazı kişilerin tedaviden sonra yürümeye başlayıp yeniden yürüyemediği örneği de yazıda, yalnızlık korkusu ve ilgi ihtiyacı üzerinden yorumlanıyor. Bu, kaynak metindeki bir yorumdur; hareket kısıtlılığının kişinin isteyerek sürdürdüğü anlamına gelmez. Her kişinin durumu kendine özgüdür ve tıbbi, fiziksel ya da başka etkenlerle değerlendirilmelidir. Örneğin burada korunması, yaşanan güçlüğü kişiye yüklemek için değil, yazarın bilinçaltı ve tercih fikrini nasıl anlattığını göstermek içindir.

Düşünce kalıplarını fark etmek ve değiştirmek

“Bu durumda yapılacak bir şey yok mu?” Elbette, kendi iç dünyamızda çalışabileceğimiz alanlar var. Düşünce gücüyle iyileşme ifadesini kullanırken bunu tıbbi tedavinin yerine geçen bir vaat olarak değil; umudu, öz farkındalığı ve yaşamla kurduğumuz ilişkiyi destekleme çabası olarak anlamak gerekir. “Gücümüz şimdi buradadır” sözü, geçmişi değiştiremeyiz ama şu anda hangi küçük adımı atabileceğimizi düşünebiliriz, diye hatırlatır.

Yazarın önerdiği ilk adım iyileşmeyi istemek ve bu isteğe inanmak. Kişinin değişime hazır hissetmesi destekleyici olabilir; fakat iyileşme yalnızca iradeye bağlı değildir ve yardım istememek ya da tedaviyi sürdürememek kişinin suçu sayılamaz. İkinci adım, rahatsızlıkla ilişkilendirilen duyguları ve yaşantıları gözden geçirmektir: Affedemediğiniz biri mi var? Bir olay karşısında kendinizi güçsüz ya da değersiz mi hissettiniz? Bu soruların amacı kendinizi yargılamak değil, ihtiyaçlarınızı anlamaktır.

Üçüncü adım affetmeyi düşünmektir. Affetmek, gidip birinin boynuna sarılmak ya da yaşananları doğru bulmak demek değildir. Yazarın anlatımında affetmek, karşınızdakinin acı çekmesini istemekten vazgeçip kendi özgürlüğünüze alan açmaktır; affettiğinizi o kişinin bilmesi de gerekmez. Sırtınızdaki küfeyi her yere taşımak yerine yere bırakma metaforu, geçmişteki yükleri hafifletme arzusunu güçlü biçimde anlatır. Güvenliğinizin söz konusu olduğu ilişkilerde ise mesafe koymak ve destek almak da önemlidir.

Dördüncü adım yeni bir seçim yapmaktır: “Ben sağlıklı olmayı, yaşamı doyasıya içime almayı seçiyorum.” Bu cümle bir tedavi sözü değil, yaşamla kurmak istediğiniz ilişkiyi ifade eden bir niyet olabilir. Beşinci adım olumlamalardır. Bilinçaltı kayıtlarını değiştirme düşüncesi, bu yaklaşımda eski ve olumsuz yargıların yerine kişinin kendisini destekleyen yeni ifadeler koyması anlamına gelir. Örneğin “Ben başarısız değilim” demek yerine “Ben her hâlimle başarılıyım” ifadesini kullanmak önerilir. Olumlamalar herkes için aynı sonucu vermez; önemli olan kişinin kendisine gerçekçi ve şefkatli bir dil kurmasıdır.

Yazar, olumlama çalışmaları sırasında gevşemeyi ve nefese odaklanmayı da öneriyor. Metinde gündelik uyanıklık Beta, uyku hâli Teta ve ikisi arasındaki Alfa düzeyi; bilinçaltına geçiş kapısı olarak anlatılmış. Bedeni kasıp gevşetmek ve nefes alıp vermeye dikkat etmek, bu anlatımda sakinleşmeye yardımcı bir hazırlık olarak sunuluyor. Bu beyin dalgası açıklamalarını tıbbi bir tedavi yöntemi gibi değerlendirmemek gerekir. Buradaki pratik fikir, kişinin kendine ayırdığı sakin bir anda olumlamalarını tekrar etmesidir.

Altıncı adım imgelemedir: Kendinizi daha sağlıklı ve enerjik hissettiğiniz bir hâli zihninizde canlandırmak. Yazar, bu imgenin geleceğe ertelenmesi yerine “Sağlığım her an daha iyiye gidiyor” gibi şimdiki zamana dönük bir ifadeyle kurulmasını öneriyor. İmgeleme ve olumlama, kişinin umut ve motivasyonunu destekleyen kişisel çalışmalar olabilir; fiziksel iyileşmeyi garanti etmez ve profesyonel desteğin yerini tutmaz.

Seçim, farkındalık ve kendine özen

Yaşamımızdaki her koşulu seçemeyiz; ancak bazı düşünce biçimlerimizi ve alışkanlıklarımızı fark edip değiştirmek için adım atabiliriz. Kendinize şu soruyu sorun: Bugün bana iyi gelecek küçük ve gerçekçi bir seçim ne olabilir? İçimizdeki güce sahip çıkmak, gerektiğinde destek istemeyi ve bedenimizin ihtiyaçlarını ciddiye almayı da kapsar. Seçim bizim; bu seçim, kendimize suç yüklemek değil, kendimize daha şefkatli davranmayı öğrenmek olsun.

Sağlığa!
Nilda Ferhan Efeçınar

sağlıklı yaşam
Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler