Eş Zamanlı Verme ve Alma

Bu dünya hemen hemen verme ve alma pratiğine dayanıyor. Çoğu zaman bunu, “Ben sana bunu veririm, sen de bana bunu verirsin” diye düşünürüz. Bir iyiliğe karşılık bekler, bize nasıl davranıldıysa aynı şekilde karşılık vermemiz gerektiğini varsayarız. Böylece ilişkiler, fark etmeden bir değiş tokuşa dönüşebilir.
Oysa hediye vermek, birine bir şey sunabilme yeteneğidir. Bu yaklaşımda verme ve alma, sırayla gerçekleşen iki ayrı işlem değil; aynı anda yaşanan bir deneyimdir. Bir şeyi gönülden verdiğinizde, vermenin kendisinden de alırsınız. Almak da sunulanı kabul ederek bu alışverişin parçası olmaktır. Hediye için ayrı bir karşılık ya da hesap gerekmez.
Bu, hediye verme ve alma deneyimine farklı bir yerden bakmayı sağlar: Verirken yalnızca karşı tarafın ne alacağını değil, sizin de o anda ne aldığınızı fark edersiniz. Bu eşzamanlılık, her şeyle birlik duygusuna yaklaşmanın bir yolu olarak anlatılır.
Verme ve almanın eşzamanlılığı ne anlama gelir?
Buradaki yaklaşım, her davranışı ölçüp biçilen bir enerji alışverişi gibi görmekten çıkmayı önerir. Verdiğiniz şeyin karşılığında aynı kişiden, aynı biçimde ve aynı zamanda bir şey gelmesini beklemek yerine, vermenin kendisinde de bir almanın bulunduğunu fark etmeye davet eder. Birine bir hediye sunduğunuzda; yakınlık, paylaşım ya da o anın güzelliği sizin için de bir deneyimdir.
Bu bakışta enerji genişleyici olarak ele alınır: Bir şey vermek, sahip olduğunuzu azaltan bir işlem değil, deneyiminizi genişleten bir paylaşım olabilir. Bu, her zaman eşit miktarda karşılık alınacağına dair bir vaat değildir. Asıl vurgu, verdiğinizi geri almanın hesabını tutmadan o anın içinde bulunabilmektir.
Vermeyi hesabın değil, deneyimin parçası yapmak
Çoğumuz verme ve alma sürecine bir karşılık beklentisiyle gireriz. Oysa bu süreci, “Tadını ve kokusunu sevdiğim, her parçasından keyif aldığım için sana yöneliyorum; bu ne kadar güzel ve bundan daha fazlasını nasıl deneyimlerim?” diye düşünmek de mümkündür. Böyle bakınca dikkatiniz yalnızca ne elde edeceğinize değil, yaşadığınız deneyime de yönelir.
Bu, her şeyin beklentisiz ve kolay olacağı anlamına gelmez. Yalnızca, paylaşımın her anında “Ben verdim, şimdi sıra sende” hesabına dönmek zorunda olmadığınızı hatırlatır. Vermek de almak da aynı deneyimin içindedir; ikisini birbirinden ayırıp bir borç ilişkisi kurmadığınızda, birlikte olduğunuz anda neyin mümkün olduğunu daha açık görebilirsiniz.
Ver-al yaklaşımında yeterince verirseniz diğer kişinin size geri vereceğini düşünürsünüz. Hediye vermek ise, karşılığın mutlaka o kişiden gelmesini şart koşmamaktır. Bu görüşe göre, bir armağan sunduğunuzda yalnızca partnerinizden değil, yaşamın bütününden almaya da açık olursunuz. Belirli bir kişinin verdiğiniz enerjiyi aynen geri vermesini beklemek, almanın alanını daraltabilir; bütünlük içinde vermekse bu alanı genişletir.
Yazıda bu açıklık, cinselliğin yoğunluğuyla da ilişkilendirilir: Beklenti ve hesap yerine, deneyimin bütününe açık olmanın farklı bir yakınlık olanağı yaratabileceği ifade edilir. Bu, her ilişkide aynı sonucun ortaya çıkacağına dair bir garanti değil; yazarların sunduğu bakış açısının bir parçasıdır.
Evrenin bütününden almaya istekli olmalısınız. Bu şekilde çalışır.
Sex Is Not A Four Letter
Gary M. Douglas & Dr. Dain C. Heer

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız






