Hayat bir arayıştır

Hayat bir arayıştır; kimi zaman umutla, kimi zaman da ne aradığını bilmeden sürdürülen bir arayış. İnsan bir şeye ulaşınca onun kendisini tamamlayacağını düşünür. Fakat ulaştığı şey, elde edildiği anda eski anlamını yitirebilir. Tatmin kısa sürer, ardından başka bir istek belirir ve yeniden aramaya başlanır. Osho’nun işaret ettiği temel soru şudur: İnsan neden sürekli arayış içindedir; aradığı şey gerçekten dışarıda mıdır?

Hayat arayışı neden bitmez?

Bir şey elde etsen de etmesen de arayış devam eder. Fakir ya da zengin, güçlü ya da güçsüz, hasta ya da sağlıklı; herkes bir şeylerin peşinde olabilir. Ancak peşinde olunan şey her zaman açık değildir. Para, güç, prestij, saygınlık, sevgi, coşku, meditasyon ya da dua… Aranan şeyin adı değişir, fakat insanın içindeki eksiklik duygusu sürüyorsa arayış da sona ermez.

Osho bu durumu, insanın içinde dolmayan bir boşluk varmış gibi anlatır: İçine ne koyarsan koy, hepsi kaybolur ve doyum yaklaşmaz. Bu, hayat arayışının yalnızca bir hedefe ulaşmakla açıklanamayacağını düşündürür. Çünkü hedefe varmak, arayan kişinin neye ihtiyaç duyduğunu kendiliğinden açıklamaz. Tam da bu nedenle insan ne aradığını neden bilmez sorusu önem kazanır: Arama dürtüsü güçlüdür ama aranan şey çoğu zaman belirsiz, tanımlanmamış bir histir.

Arayış, dikkati sürekli başka bir zamana ve başka bir yere taşır. İhtiyaç duyduğun şeyin burada değil, ileride ya da başka bir yerde olduğu düşüncesi, seni şimdiki andan uzaklaştırır. Bir hedefe ulaştığında bu kez başka bir hedef belirir; çünkü aradığın şeyin ne olduğunu görmeden, yalnızca dışarıdaki seçenekleri değiştirmiş olabilirsin. Böylece arama, insanı tatmin etmek yerine onu yeniden yola çıkarır.

Rabia’nın iğne hikâyesi: Işık nerede?

Osho, Sufi kadın Rabia al-Adawia hakkında anlatılan bir hikâyeyi aktarır. Bir akşam, güneş batarken insanlar Rabia’yı sokakta bir şey ararken görür. Yaşlı kadının gözleri iyi görmediği için ona yardım etmek isterler. Ne aradığını sorduklarında Rabia, önce sorunun gereksiz olduğunu söyler; ille de bilmek istiyorlarsa iğnesini aradığını belirtir.

Komşuları da aramaya koyulur ama sokak büyüktür, iğne küçüktür. İğneyi nerede kaybettiğini sorarlar. Rabia önce bu sorunun da aramayla ilgisi olmadığını söyler; sonra iğneyi evde düşürdüğünü açıklar. İnsanlar şaşkınlıkla, öyleyse neden sokakta aradığını sorunca şu cevabı verir: «Çünkü ışık burada var, içerde hiç ışık yok.»

Hikâyenin işaret ettiği nokta açıktır: Bir şeyi, kaybettiğin yerden başka bir yerde aramak, orası daha aydınlık diye onu bulmanı sağlamaz. Rabia’nın iğnesi gibi, insanın aradığı şey de dışarıda daha görünür olabilir; ancak görünür olanın peşinden gitmek, arayışın asıl kaynağını anlamaya yetmez.

İçsel arayış ve kendini tanıma

Hiç kendine gerçekten ne aradığını sordun mu? Bu soruyu bir anlık merak olarak değil, üzerinde dikkatle durulacak bir konu olarak ele aldın mı? Belki bazı belirsiz anlarda aradığın şeye dair bir hisse kapıldın; ama onu henüz açıkça tanımlamadın. Osho’ya göre arayış, bu belirsizlik içinde sürer: Bir ihtiyacın olduğunu hissedersin, fakat ihtiyacın ne olduğunu netleştiremezsin.

Bu yüzden içsel arayış, yeni bir hedef bulmaktan önce aradığın şeyi fark etmeye yönelir. Para, güç veya saygınlık gibi adlar, zihne arayışın yönünü açıklıyormuş gibi gelebilir. Fakat bu imkânlara sahip insanların da aramaya devam ettiğini gördüğünde, tek başına zenginliğin ya da gücün arayışı sona erdirmediğini fark edersin. Etiket değişebilir; belirsiz kalan ihtiyaç ise yerinde durabilir.

Aradığını tanımlamaya çalışmak, bu yaklaşımda, otomatik biçimde peşinden gitmek yerine onunla dikkatle karşılaşmaktır. Ne istediğini açıkça gördükçe arayışın nasıl oluştuğunu da görmeye başlarsın. Buradaki vurgu, kendini suçlamak ya da aramayı bastırmak değil; arayışın neye dayandığını fark etmektir. İçsel arayış ve kendini tanıma arasındaki bağ da burada belirir: Arayanı tanımadan, arananı hangi yönde bulacağını nasıl bilebilirsin?

Arayanı tanımadan aradığını bulabilir misin?

Osho’nun düşünce akışında duyular dışarıya yöneliktir: Gözler dışarıyı görür, kulaklar dışarıdaki sesleri işitir, eller ve ayaklar dış dünyada hareket eder. Bu nedenle aramaya da çoğunlukla görünen, hissedilen ve dokunulan şeylerden başlarız. Oysa arayanın kendisi içeridedir. Dışarıdaki ışık daha güçlü görünürken insan, arayışın kaynağına bakmayı kolayca erteleyebilir.

Bu nedenle Osho, önce arayışın ve arayanın farkına varmaya çağırır. «Eğer kim olduğunu anlamazsan, arayışın boşuna; çünkü arayanı tanımıyorsun.» Hayat arayışı belki de hemen yeni bir cevap bulmak değil, ne aradığını ve bu arayışın nereden geldiğini dikkatle sormakla değişmeye başlar. Rabia’nın hikâyesindeki gibi, yalnızca ışığın olduğu yere değil, iğnenin gerçekten kaybolduğu yere de bakmak gerekir.

OSHO

Benzer Gönderiler