İki Fincan Kahve

Hayatınızda bazı şeyler taşınamaz hâle geldiğinde, 24 saat size yetmemeye başladığında bir mayonez kavanozunu ve iki fincan kahveyi hatırlayın. Bu iki fincan kahve hikayesi, zamanın ve dikkatinizi nereye verdiğinizin hayatınızdaki öncelikleri nasıl görünür kıldığını anlatıyor.

Mayonez kavanozu hikayesi: Hayatın içindeki büyük ve küçük şeyler

Bir gün bir profesör, elinde birkaç kutuyla derse gelir. Hiçbir şey söylemeden büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis toplarıyla doldurur. Sonra öğrencilerine kavanozun dolup dolmadığını sorar. Öğrenciler hep birlikte dolu olduğunu söyler.

Profesör bu kez kutulardan birindeki çakıl taşlarını kavanoza döker. Taşlar, tenis toplarının arasındaki boşluklara yerleşir. Kavanozun dolup dolmadığını yeniden sorar; öğrenciler yine “Evet” der. Ardından diğer kutudaki kumu yavaşça kavanoza döker. Kum da çakıl taşlarının arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler bu kez de kavanozun dolduğunu düşünür.

Son olarak profesör, masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır. Kahve de kumların arasından süzülerek kalan boşluklara dolar. Öğrenciler gülmeye başlar. Profesör de onların gülüşüne eşlik ederek, “Evet, bu kavanoz sizin hayatınızı simgeliyor,” der.

Tenis topları, çakıl taşları ve kum neyi temsil ediyor?

Profesörün anlattığı tenis topları, hayatımızdaki en önemli şeyleri temsil eder: ailemizi, çocuklarımızı, sağlığımızı, arkadaşlarımızı ve bizim için gerçekten değer taşıyan diğer şeyleri. Daha az önemli bazı şeyleri kaybetsek bile bu temel değerler hayatımızda kalır ve yaşantımıza anlam verir.

Çakıl taşları ise önemli olmakla birlikte tenis topları kadar öncelikli olmayan konulardır; işimiz, evimiz, arabamız ve benzeri ihtiyaçlarımız gibi. Kum da gündelik hayattaki ufak tefek işleri ve ayrıntıları simgeler. Tenis topları çakıl taşları kum hikayesi, bu üç ölçekteki konuların kavanozda kapladığı alanı gösterirken, hayatımızda da her şeye aynı ağırlığı vermememiz gerektiğini hatırlatır.

Hayat öncelikleri hikayesi bize ne hatırlatıyor?

Profesörün uyarısı basittir: Kavanozu önce kumla doldurursanız çakıl taşlarına, özellikle de tenis toplarına yeterince yer kalmaz. Hayatta da dikkatimizi ve enerjimizi sürekli küçük işlere verirsek bizim için önemli olan insanlara ve değerlere ayıracak zaman bulmak zorlaşır.

Bu, işin, evin ya da gündelik sorumlulukların değersiz olduğu anlamına gelmez. Hikâyenin vurgusu, bunların hayatın tamamını kaplamasına izin vermemek ve neyin önce geldiğini unutmamaktır. “Bugün zamanımın çoğunu neye ayırıyorum?” ve “Benim için gerçekten önemli olan şeylere yer kalıyor mu?” diye kendimize sormak, profesörün kavanoz benzetmesini kendi hayatımıza taşımamıza yardımcı olabilir.

Mutluluğunuz için önem taşıyan şeylere dikkatinizi çevirin. Çocuklarınızla oynayın, sağlığınıza dikkat edin, eşinizle yemeğe çıkın ve evinizin ihtiyaçlarıyla ilgilenin. Önce tenis toplarını kavanoza yerleştirin; ardından çakıl taşları ve kum için kalan alanı düşünün. Öncelikleri ve sıralamayı iyi bilin. Gerisi hep kumdur.

İki fincan kahve hikayesinin anlamı

Bir öğrenci profesöre sorar: “Peki, o iki fincan kahve nedir?” Profesör gülerek, “Bu soruyu bekliyordum. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır,” diye cevap verir.

Kahve, kavanozdaki boşluklara eklenen küçük bir ayrıntı gibi görünse de hikâyenin sıcak ve insani sonunu oluşturur. Öncelikleri belirlemek, sevdiklerimize ayırdığımız zamanı da korumaktır. Günlük işler ne kadar birikmiş olursa olsun, dostlarla ve yakınlarımızla paylaşacağımız bir fincan kahveye yer açabiliriz. İki fincan kahve hikayesinin anlamı da burada belirir: Hayatın doluluğu, değer verdiğimiz insanlarla bağ kurmaya engel olmak zorunda değildir.

Benzer Gönderiler

Bir yorum

Yoruma kapalı.