Doğru Bakış Açısı

İnsan olarak hayatta acı ve tatlı pek çok olayla karşılaşırız. Yol arkadaşlarımız tarafından terk edilebilir, hastalanabilir, mal varlığımızı yitirebilir ya da sevdiklerimizin bize kapılarını kapattığını görebiliriz. Böyle zamanlarda yaşananları değiştiremeyebiliriz; fakat onları nasıl değerlendireceğimiz, vereceğimiz tepkiyi ve atacağımız sonraki adımı etkiler.

Bakış açısı, zor olayları nasıl değerlendirdiğimizi belirler

İnsanlar böyle durumlarda çoğu zaman çabuk sinirlenir ve üzülür. Hayata ve olaylara karşı bakış açılarında bir değişme olur; hatta kendilerine yapılanı başkalarına yapmaya kalkışabilirler. Bu tepki, insanın nefsi karşısındaki acizliğini gösterir. Nefsine yenik düşmeyen kişi ise yaşadığını sabırla karşılamaya ve bu durumdan nasıl olumlu bir sonuç çıkarabileceğini düşünmeye çalışır.

Buradaki olumlu düşünme, yaşanan acıyı yok saymak ya da her şeyi güzelmiş gibi göstermek değildir. Asıl mesele, olayın yalnızca canımızı yakan tarafına takılıp kalmadan başka ne görebileceğimizi de sormaktır. Aynı durum karşısında farklı bir ihtimali fark etmek, daha sakin bir tepki vermemize ve önümüzdeki seçenekleri değerlendirmemize yardımcı olabilir.

Hayattaki en kötü şeylerde, en çirkin işlerde bile görülebilecek bir güzellik vardır. Yolda giderken yanındakiler köpek leşinden tiksindiklerinde Mevlana’nın, “Ne güzel dişleri var” demesi buna bir örnektir. Yeter ki insan olumlu yönden bakmayı bilsin. Bu bakış, kötü olanı iyi diye adlandırmak değil; kötü olanın içinde gözden kaçan bir ayrıntıyı da fark edebilmektir.

Çemberi genişletmek: Olaylara farklı bakış açısı

İnsan düşünce çerçevesini küçük ve dar bir alanla sınırlarsa bakış açısı da daralır. “Sürekli güneş var, ekinlerim kuruyacak” diye güneşe söylenenleri; “Yağmur yağıyor, işçiler çalışamayacak” diyen patronları düşünün. Sel gelsin, motorlar arızalansın da para kazanayım diye bekleyen elektrikçiler; verilen para içinden cüzi bir miktar alınacak diye yalnızca kaybına odaklananlar; “Verdiğim yemek zayi oldu” diye üzülenler ve yol arkadaşı kendisine bir şey söyledi diye öfkelenip gidenler de aynı dar çemberin içinde kalır.

Bu örneklerde insan, olayın kendi çıkarına dokunan kısmını öne çıkarırken daha geniş sonucu gözden kaçırır. Kendisine belirli bir çember çizer ve o çemberden çıkmamak için direnir. Oysa aynı olayın başka insanları, gelecekteki sonuçları ve öğrenme imkânı üzerindeki etkisini düşünmek, değerlendirmeyi genişletir. Hayata olumlu bakış açısı böyle bir dikkatle gelişir: Olanı inkâr etmeden, yalnızca ilk tepkinin söylediğiyle yetinmemek.

Bir de bu olayların tersine bakalım isterseniz. Yağmurun ve güneşin faydalarını bilen, bunlara şükreden patronlar; sel karşısında insanların mağduriyetini düşünen bir elektrikçi; “Yaptığım yemek güzel olmadı” diyerek sebebini araştıran ve daha güzelini yapmaya çalışan bir aşçı… Birlikte yürüdüğü kişi kendisine bir şey söylediğinde, “Neden böyle söyledi?” diye düşünüp bundan ders çıkarmaya çalışan Müslüman… Bir anda insanın bakış açısının nasıl değiştiğini görürüz. Yeter ki çemberi geniş tutup olaylara doğru yerden bakabilelim.

İlişkilerde geniş bakış ve fedakârlık

Bir insanla sorun yaşadığınızı düşünün. Karşınızdaki kişi, olayların gelişimini ilk anda öyle bir yorumlayabilir ki kelimelere kendi isteğine uygun anlamlar yükler; nefsi bir bakış açısıyla acı gerçeğin üzerini gelin gibi giydirir. Haksız olduğunu bile bile, geçmişte sizinle kurduğu uzun birlikteliği bir anda ters yönde değerlendirebilir. Böyle bir anda insan kendine şunu sorabilir: Şu anki kırgınlığım, birlikte yaşadığımız her şeyi gerçekten açıklıyor mu?

Birliktelik fedakârlık ister; bakış açımızın dar olmamasını gerektirir. Sorun gibi görünen şeylerin aslında ne kadar küçük olduğunu ve arkadaşını yarı yolda bırakmanın acısını insan bazen ancak ondan uzaklaşınca anlar. Gemiyi en son kaptanın terk edeceğini biliyoruz; tayfaların yolculardan önce kendilerini kurtarmaya çalışmasına ise olumlu bir anlam veremeyiz. Bütün tayfaların kaptana yardım ettiğini düşünürsek bunun adına “Gemisini kurtaran kaptan ve tayfalar” deriz. Bu örnek, zor zamanda yalnızca kendi kurtuluşumuzu değil, birlikte olduğumuz kişilere karşı sorumluluğumuzu da gözetmemiz gerektiğini hatırlatır.

Doğru bakış açısı nasıl kazanılır?

Doğru bakış açısı nasıl kazanılır? Önce, bir olay karşısında verdiğimiz ilk tepkiyle olayın kendisini birbirinden ayırarak başlayabiliriz. Ardından “Bu duruma başka nereden bakabilirim?”, “Burada gözden kaçırdığım bir fayda ya da öğrenilecek bir şey var mı?” ve “Tepkim birlikte olduğum kişiyi nasıl etkiler?” diye sorabiliriz. Bu sorular her sorunu ortadan kaldırmaz; ama düşünce çemberimizi genişletmemize ve daha ölçülü bir karşılık vermemize imkân tanır.

Her insanın olaylara bu şekilde yaklaştığını varsayalım. Kişiler arasındaki sorunların azalması, insanların birbirini daha iyi anlaması ve olumlu adımların çoğalması mümkün olmaz mı? İster insanlara karşı olsun ister hayattaki başka olumsuzluklara karşı, olayları daha geniş değerlendirmek zamanla içimizde farklı bir sevgi uyandırabilir. Bu yaklaşım karşıdaki kişide de bir değişime vesile olabilir. Yeter ki yaşananları yalnızca nefsimizin dar çemberinden görmeyelim; sabırla, şükürle ve daha geniş bir bakışla değerlendirmeye çalışalım.

bakış açısı
Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler