Kendi Gerçekliğinizi Kendiniz Yaratırsınız: Mağduriyet Psikolojisi

Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür…
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür…
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür…
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür…
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür…
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür…
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…
Mahatma Gandhi
Kendi gerçekliğinizi kendiniz yaratırsınız. Kendiniz hakkında ne düşünüyorsanız siz O’sunuz; ne bir eksik ne bir fazla. Bu düşünce, yaşadığımız her şeyin yalnızca bizim seçimimiz olduğu anlamına gelmez. Ancak olaylara verdiğimiz anlamı, odağımızı ve kendi tepkilerimizi fark etmek; mağduriyet duygusuyla aramıza mesafe koymamıza yardımcı olabilir.
Mağduriyet psikolojisi ve düşünce döngüsü
Düşüncelerimiz hayatımızı nasıl etkiler? Gün içinde çevremizde pek çok şey olup biter; zihnimiz ise bunların hepsine aynı ölçüde dikkat vermez. Çoğu zaman odağımıza aldığımız konuyla ilgili olanları fark eder, onlara anlam yükleriz. Odağımızdaki düşünceye dışarıdan yeni bir karşılık bulamadığımızda, zihin aynı konuyu tekrar tekrar ele alabilir. Böylece düşünce büyür, duygularımızı etkiler ve bir kısır döngüye dönüşür. Bu döngüde ego devreye girdiğinde suçlama, acı ve mağduriyet duygusu güçlenebilir.
Farkındalık ve düşünce döngüsü arasındaki ilişki tam da burada önem kazanıyor. Farkındalık, zihinde olup biteni hemen doğru ya da yanlış ilan etmeden görebilmektir. Düşüncenin bizi sürüklediğini fark ettiğimizde, bulunduğumuz ana dönüp olaya daha geniş bir açıdan bakabiliriz. Kendimizi keşfetme sürecinde bu dikkat, otomatik tepkilerimizi anlamamıza ve önümüzdeki seçenekleri görmemize yardımcı olur.
Mağduriyet, yazıda kalenin içindeki casusa, Truva atına benzetiliyor: Bizi koruduğunu söylerken fark ettirmeden gücümüzü ve seçim hakkımızı elimizden alan bir iç tutum. Mağduriyet duygusundan kurtulmak, yaşanan haksızlığı inkâr etmek ya da başkasının davranışını mazur görmek değildir. Buradaki amaç, suçlama içinde sıkışıp kalmadan kendi düşüncelerimizi, sınırlarımızı ve atabileceğimiz adımları da görebilmektir.
Akıl, sorumluluk ve yaşananlara verdiğimiz anlam
Yazar, insanın yaratıcıya ve içindeki sevgi gücüne yönelmek yerine bunları dışarıda aradığını düşünüyor. Ona göre şekilci bir inanç anlayışı insanın kendi içine dönmesini ve içindeki gücü fark etmesini zorlaştırabiliyor; mağduriyeti ve kurban olmayı yüceltmek de sıkıntı duygusunu besleyebiliyor. Bu, yazarın manevi yaklaşımıdır. Metnin temel çağrısı, insanın kendi aklını ve farkındalığını kullanarak yaşadıklarını değerlendirmesidir.
Yazarın bakışında akıl; görmek, işitmek, hissetmek, anlamak, bilgi toplamak, değerlendirmek ve sonuca ulaşmak gibi aşamaları kapsar. Mağduriyet içindeyken ise haksızlığa uğradığını düşünerek başkasını suçlamak, güçsüz hissetmek ve çözümü başka birinden beklemek öne çıkabilir. Akıl ve farkındalık, sorumluluğu bütünüyle başkasına bırakmak yerine “Şu anda ne oluyor, ben bunu nasıl yorumluyorum ve ne yapabilirim?” diye sormayı sağlar.
Kur’an’da aklı kullanmaya yapılan vurguyu hatırlatan yazar, Şura suresindeki ayeti şöyle aktarıyor:
“Başınıza ne musibet geldiyse kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Oysa birçoğunu da bağışlıyor.” (Şura-30)
Yazar bu ayeti, yaşananlar üzerinde düşünmek ve kendi payımızı görebilmek için bir çağrı olarak ele alıyor. Bu yaklaşım, başımıza gelen her şeyin bizim hatamız olduğu anlamına gelmemelidir. Olayın kendisiyle, ona yüklediğimiz anlamı ve sonrasında vereceğimiz karşılığı birbirinden ayırmak; sorumluluğu kendini suçlamaya dönüştürmeden değerlendirmeyi mümkün kılar.
“Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216)
Bu ayetle yazar, o anda olumsuz görünen bir değişikliğin zamanla başka bir anlam kazanabileceğini anlatıyor. Kâinatın düzenine dair mevsimler, toprağın dinlenmesi ve gece gibi örnekleri de bu düşünceyi açıklamak için kullanıyor. Ona göre bazı durumlar, kişinin zaten içinde bulunduğu değişim ihtiyacını görünür kılan sebeplere dönüşebilir.
Yazarın verdiği iş örneğinde, çalıştığı yerden sürekli şikâyet eden fakat ayrılmayan biri, zamanla ayrılmaya zorlandığı bir durumla karşılaşabilir. Buradaki mesaj, her olumsuzluğun kişinin düşüncesiyle meydana geldiğini kanıtlamak değil; memnuniyetsizliğin ve tekrar eden düşüncelerin kişinin kararlarını ve davranışlarını nasıl etkileyebileceğini sorgulamaktır. Kimi zaman değişiklik anında öfke yaratır, daha sonra ise yeni bir yol açtığı görülebilir.
Halı saha deneyimi: Kendi gerçekliğini yaratmak
Yakın zamanda yaşadığım bir olayı paylaşmak istiyorum. Uzun yıllardır haftada bir gün halı saha maçına giderim. Bir süre önce, çalıştığım kurumda maçları organize eden kişi beni kadroya almadı. Önceki haftalarda da alışık olduğum takım yerine karşı takımda oynamıştım; bu durum beni rahatsız ediyordu. Kadroya alınmayınca egom devreye girdi. Kurumdaki makamımın, takıma seçilmem için yeterli olması gerektiğini düşündüm.
Organizasyonu yapan kişi makam olarak benden daha aşağıdaydı ve beni kadro dışında bırakmıştı. İçimden ona kızıyor, intikam almayı düşünüyordum. Maç olup olmadığını sorduğumda aldığım cevap da rahatsızlığımı artırmıştı. Zihnimde olay büyüyüp bir kısır döngüye dönüşürken, öfkemi tetikleyen konuşmalar da buna ekleniyordu. Bu durum beni rahatsız etmeye başlayınca birden jetonum düştü.
Zihnimde boşluk yaratmak için şu cümleyi söylemeye başladım:
“Zihnimde huzur, sakinlik, dinginlik, ayıklık, uyum ve güven hâkim.”
Cümleyi birkaç kez tekrarlayınca düşünce döngüsü duruldu. Basit bir olayı zihnimde büyütüyor, aklımı incir çekirdeğini doldurmayacak bir şeyle meşgul ediyordum. Ardından, bu tür durumlarda kullandığım ikinci yöntemi, öfke çalışmasını devreye soktum. Organizasyonu yapan kişiye karşı öfkemi boşaltıp onu affetmek istedim. Öfkem biraz hafifledi ama içimde “Beni nasıl çağırmazlar?” diyen bir sızı hâlâ vardı.
Tam o sırada okuduğum kitaptaki, aslında iyi bildiğim bir cümle aklıma geldi:
“Kendi gerçekliğinizi kendiniz yaratırsınız.”
Öfke çalışmalarından bildiğim bir başka düşünce de şuydu: Karşıdaki kişiyi gerçekten affedemiyorsam, olayın içinde kendimin kabul etmekte zorlandığı bir bağlantı bulunabilir. Sorumlu tuttuğum kişiyi affetmek, dikkatimi kendi payıma çevirebilir. Ego bunu kabullenmek istemediğinde karşı tarafı suçlamak için çeşitli gerekçeler bulabilir. Bu düşünceyi kendime yönelttim ve “Bu olayda görmem gereken ne var?” diye sordum.
Cevap çabuk geldi. Son maçlarda kendi performansımı beğenmiyor, iyi oynadığımı kabul edemiyordum. Yaşım 45’in üzerindeydi; sakatlanma ihtimali de aklımdaydı. Kendimi maçta benden çok daha genç kişilerle kıyaslıyor, zaman zaman kazanma hırsına kapılıyordum. Üstelik kendimi yeterli bulmadığım için hafta içindeki ikinci maça gelemeyeceğimi de söylemiştim. İstediğim hareketleri yapamıyor ve performansımı yeterli görmüyordum.
Futbol gibi fiziksel çaba gerektiren bir oyun için kendimi yeterli görmediğimi, sakatlanma riskini düşündüğümü ve belki de bırakma zamanının geldiğini fark ettim. Bu düşüncelerim etrafımdaki davranışlarıma da yansımış olabilirdi. Olayı böyle görünce öfkem kendiliğinden çözüldü. Kadroyu yapan kişiyle öğle yemeğinde oturup sohbet ettik; aramızda bir sorun yoktu.
Sonrasında egom zaman zaman yeniden tetiklense de kendime, “Hoop hemşerim. Bırakmayı kendin istedin,” dedim. Bu cümleyle sakinleşebildim. Yaşadığım olayı adım adım ben çekmiştim; yaşım itibarıyla bana uygun olmadığını düşündüğüm sporu bırakma niyetim vardı. Bu durum da o karar için bir sebep olmuştu. Kimse bana bir şey söylemediği hâlde kendi performansımı yetersiz bulmam, kadro dışında kalma olayına verdiğim anlamı şekillendirmişti. Bu deneyim, düşünceler hayatı nasıl etkiler sorusunu benim için somutlaştırdı.
Mağduriyet üzerine bu yazıyı yazdıktan sonra akşam bir arkadaşımla sohbet ettim. Sohbeti, anlamını değiştirmeden paylaşmak istiyorum. Bu konuşma, yaşananlara farklı bir açıdan bakma çabasını gösteriyor; her insanın yaşadığı zorluğun kendi düşüncesinden kaynaklandığı ya da başkalarının verdiği zarardan kendisinin sorumlu olduğu şeklinde okunmamalı.
Bir sohbetten: Suçlama, yalnızlık ve farkındalık
Halis Şhnr: Nasılsın, xxxxx da durumlar nasıl? Çalışmaya devam ediyor musunuz?
XXXXXXX: Hayır etmiyorum.
Halis Şhnr: ??
XXXXXXX: Bilsem.
Halis Şhnr: Neyi?
XXXXXXX: Neden çalışmadığımı mı? Sıkıcı burası. Sevmedim. Spora ve resim kursuna giderek vakit geçirmeye çalışıyorum. Olumlu düşünemiyorum. Boş verdim biraz. Akışa bıraktım artık ve günlük yaşıyorum.
Halis Şhnr: Xxxx’ten sonra umduğun gibi olmadı sanırım.
XXXXXXX: Çünkü ben ne zaman mutlu olup neşe saçsam hemen burnumdan geliyor. Kötü geçen bir üç yıl geçirdim.
Halis Şhnr: Olumlu düşünce ancak kendini bir şeylere layık gördüğünde hissedebilirsin.
XXXXXXX: Layık değilim demek ki? Yoruldum. Kabul ettim. Elimi neye iyi niyetle atsam ters tepiyor. Benim hiçbir şey yapmamam gerek sanırım. Koca bir boşluk.
Halis Şhnr: Bir kaçış var sanki.
XXXXXXX: Şu an zihnimde koca bir boşluk var sadece.
Halis Şhnr: Bıkkınlık.
XXXXXXX: Evet. Küslük, kırgınlık, kızgınlık, öfke, şaşkınlık, umutsuzluk, inançsızlık.
Halis Şhnr: Kime?
XXXXXXX: Her şey, herkes. Neyse boş ver. Yalnız kalmak ve kendimi dinlemek istiyorum.
Halis Şhnr: Zaman zaman benim de boşluğa düştüğüm oldu.
XXXXXXX: İnsanlar kötü.
Halis Şhnr: Bunu gerçekten istiyorsan hayatına çekersin. Muhtemelen şu anda yalnızsın.
XXXXXXX: Yalnızlığı seviyorum ben zaten. Evet.
Halis Şhnr: Kendini dinlemek için bir sürü zamanın var.
XXXXXXX: Kafadakilerden uzaklaşmak kolay olmuyor. Dış dünya kalabalığından kurtulmak kolay değil.
Halis Şhnr: Ben de aynısını yaptım; yıllarca hep yalnız kalmak istedim. Hayatımda hep bunu yaşadım. Gerçekten kimseyle samimi olamadım. Gerçekten bir dostum yok. Çünkü ben kimse için bu durumu kabul etmedim.
XXXXXXX: Yok, samimi olmamda sorun yok. Olabiliyorum ama olunca da mutlaka dirsek yiyorum. İnsanlara uzak, yalanlarla ve maskeyle mi yaklaşsam acaba? Bakıyorum, öyle yapanlarda sorun yok.
Halis Şhnr: Maskeyle, yalanla alakası yok. Sadece senin yalnızlığı istemen.
XXXXXXX: Ama hep canım yanıyor. Yalnızken mutluyum. İnsanlar daima üzüyor, üzerime basarak yükseliyor. Ya bilmiyorum ve önemsemiyorum. Umurumda da değil; gün geçiyor, onca yıl geçti, kalan ömür de geçer.
Halis Şhnr: Gerçekten neden yalnızlığı istediğine bak.
XXXXXXX: Kırıldım, yıpratıldım. Yorgun ve mutsuzum.
Halis Şhnr: İçinde bir yerlerde yalnızlığı isterken dış dünyandaki çoğunluk arasında sıkışıp kalmış olabilirsin.
XXXXXXX: Neşelenemiyorum ve rol yapmak da sıkıcı. Evet, kalabalıkta yalnızım. Yalnızken de kalabalık.
Halis Şhnr: Sürekli zihinden konuşma var.
XXXXXXX: İnsanlara verebileceğim ne var ki? İnsanlar hep almak istiyor. Evet, kendimle konuşuyorum. Haksızlığa uğradığımı düşünüyorum ve kabullendim sanırım.
Halis Şhnr: Belki de senin odağında o olduğu için insanların hep almayı istediklerini düşünüyorsun.
XXXXXXX: Benim yaratılış amacım, insanlar “Şu xxxxxx’na bir dirsek atalım da rahatlayalım,” diyorlar herhalde. Rahatlıyorlar.
Halis Şhnr: Sen kendini nasıl görüyorsan insanlar sana öyle davranırlar.
XXXXXXX: Kendimi göremiyorum ki? Sorunumu biliyorum. Zamanla düzelecek diye umut ediyorum, kim bilir.
Halis Şhnr: İnsanların davranışlarından dolayı sana nasıl davranıyorlarsa, ne hissediyorsan, kendini görme şeklinde odur.
XXXXXXX: Ceza veriyorum belki kendime.
Halis Şhnr: Düşüncelerini düzeltmediğin sürece hiçbir şey düzelmez. Sadece acı çekmeye devam edersin.
XXXXXXX: Düşüncelerim düzelir düzelmez bir darbe alıyorum. Ne zaman mutlu olup “Hah, tamam,” desem bir yıkım yaşadım. Ve şu an boşlukta yürüyorum.
Halis Şhnr: Kendine şunu sor: “Ben yalnızlığı neden istiyorum, neden seviyorum? Yalnız olmak bana ne sağlıyor?”
XXXXXXX: Özgür oluyorum.
Halis Şhnr: Nasıl bir özgürlük bu?
XXXXXXX: Sinir olmaktansa yalnızlık zararsız. Ya ortam belli. Dört blok. Seçme şansın fazla yok.
Halis Şhnr: İçinde bulunduğun durumdan gerçekten memnun musun?
XXXXXXX: Kimle samimi olacaksın? Ya ben ortamı oldum olası sevemedim ki. Soru şu: Benim burada ne işim var?
Halis Şhnr: Güzel, ne işin var?
XXXXXXX: Kafamdaki ben bu değilim. Hiç. Burada olmamalıydım. Kendime kızgınım ben.
Halis Şhnr: Bu şartlar altında iç huzuru bulamazsın. İç huzuru bulamadığın için dış huzuru da bulamazsın.
XXXXXXX: Hangi iç huzur? Şimdi anlıyorum ki bu yaşımda her şeye benim adıma başkaları karar vermiş; ben yokum zaten. Bir kum tanesi gibi, dalgalar oradan oraya… Hayat benim mi değil mi? Sadece seyrediyorum, benimsemeden.
Halis Şhnr: Kendi gücünü başkasına kendin vermişsindir.
XXXXXXX: Alıyorlar, alırlar. Vakumluyorlar.
Halis Şhnr: Sen vermezsen inan kimse alamaz.
XXXXXXX: Alıyorlar, sen de buna inan.
Halis Şhnr: Kesinlikle sana katılmıyorum bu konuda.
XXXXXXX: Sen bu kadınları bilmezsin. Kadına şiddeti yine kadın yapar bence.
Halis Şhnr: Sen istemedikten, izin vermedikten sonra kimse alamaz.
XXXXXXX: Doğaya aykırı; karşı cins doğada zarar vermez.
Halis Şhnr: Beklentilerin nedeniyle sen müsaade etmişsindir.
XXXXXXX: Ne beklentisi ya? Hiç beklentim olmadı kimseden. Olsaydı belki etkilerdi.
Halis Şhnr: Seni rahatsız eden de beklentilerinin karşılanmamasıdır.
XXXXXXX: Koşulsuz sevgi, güven, dostluk verince insanlar bunu çok iyi kullanıyor ve bundan beslenebiliyor; bir vampir gibi. Beklentim samimi, dürüst ve gerçek bir dostluk. Riyanın ve entrikanın olmadığı bir dostluk.
Halis Şhnr: Bu tür insanları neden hayatına çekiyorsun? Bunu sorguladın mı?
XXXXXXX: Var canım bende bir şey. Beni itinayla buluyor. İki yıl uzak durdum, anladım. Ama iki yıl sonunda afiyetle kazık yedim yine :))) Benim mimiklerim ele veriyor. Duyguları saklayamıyorum. Kızınca kızıyorum.
Halis Şhnr: “Kazık yerim,” düşüncesinde olduğun sürece her zaman birileri sana kazık atacaktır. Kendine gerçekten şunu sorabilirsin: “Ne istiyorum? Gerçekten ne istiyorum?”
XXXXXXX: Hiç.
Halis Şhnr: Yaşadığım hayatta sürekli beni mağduriyette tutan şey ne?
XXXXXXX: Cevap gelecek mi sorunca?
Halis Şhnr: Yukarıdan aşağıya yazdıklarının hepsi mağduriyet.
XXXXXXX: :))
Halis Şhnr: İçten sorarsan gelir.
XXXXXXX: Yalnız kal, diyor içimden bir ses.
Halis Şhnr: Gerçekten şu anda ne yaşıyorsan onu kendin istediğin için yaşıyorsun.
XXXXXXX: Tabii, biliyorum. Ben onca çalışmak istemedim. Ondan.
Halis Şhnr: Kendine dürüst ol. Bir yerde suçlama varsa mağduriyet vardır.
XXXXXXX: Tek şeye değer verdim: Sevgiye. Ama yok, sevgi yok. Sevgi derken her türlü… Yani doğa, çiçek, böcek, evren yekûn.
Halis Şhnr: Sen sürekli birilerini suçluyorsun. Aslında geri planda kendine öfken var.
XXXXXXX: Tabii ki kendime kızıyorum. Aptalım ben. Yapmam gereken her şeyin tersini yapmışım.
Halis Şhnr: Kendini affetmedikçe aynı döngüyü yaşayacaksın.
XXXXXXX: Kendimi nasıl affederim? Hayatımı kendi ellerimle yok etmişim.
Halis Şhnr: Neden kendini suçladığının farkına vararak.
XXXXXXX: Sen de benim kadar suçlansan… İnsanlar tarafından hırpalanmak kolay değil.
Halis Şhnr: Geçmişi hâlâ taşımak sana ne kazandırıyor?
XXXXXXX: Ben taşımadım! Taşımadım!
Halis Şhnr: :)))))) Üzgünüm, her şeyi sen taşıdın. Geleceğe taşımaya da niyetin var.
XXXXXXX: Ben taşımadım. Son üç yıl benim hatam değil. Taşıyan ben değilim.
Halis Şhnr: Senin yaşadıklarını, onlara verdiğin anlamları senden başka kimse bilemez. İnan, zihninde ne varsa etrafa yaydığında odur.
XXXXXXX: Sen de bilemezsin.
Halis Şhnr: Tabii ki bilemem.
XXXXXXX: Kimse bilmez, anlamaz; sadece suçlarlar. Kimse anlamaya çalışmaz.
Yazıma Mahatma Gandhi’nin sözüyle başladım. Yine onun başka bir sözüyle bitirmek istiyorum.
“Bir insanı, ancak gerçekten uyuyorsa uyandırmak mümkündür. Eğer uyumuyor da uyku taklidi yapıyorsa, dünyanın bütün gayretlerini sarf etseniz nafiledir.”
Mahatma Ghandi
Sevgiyle.
Halis Sahiner
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız








Bu insan değişimi?çünki yazıdan yıllar keçmiş..
Şuan hangi durumda?