Kendimi Keşif Yolculuğum – 2: Zihinsel Kalıplardan İçsel Özgürlüğe

Kendini keşfetme yolculuğu çoğu zaman dışarıda bir yerde başlamaz. Bir kitapta, eğitimde, teknikte ya da başka birinin söylediklerinde başlıyor gibi görünse de asıl başlangıç noktası çoğu zaman kendi zihnimizdir. Çünkü bizi zorlayan yalnızca yaşadığımız olaylar değil; onlara verdiğimiz anlamlar, zihnimizde kurduğumuz senaryolar ve kendimize anlattığımız hikâyelerdir.

Yaptığım çalışmalar sırasında bunu çok net fark ettim. Yaşadığım birçok sıkışma, dışarıdaki insanların bana ne yaptığından çok, yaşananları zihnimde nasıl yorumladığımla ilgiliydi. Kendi düşüncelerimle kendimi kıskaca alıyor, başkalarının benim hakkımda ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışıyor, hatta çoğu zaman onların zihnini okumaya kalkıyordum.

Daha da ilginci, başkalarının zihninde ne olduğunu bilmeden onların ağzından kendime görevler veriyordum: “Benden bunu bekliyor olabilirler”, “Şunu yapmazsam yanlış anlaşılırım”, “Böyle davranırsam beni yargılarlar.” Bu düşüncelerle zihnimde görünmez sorumluluklar oluşturuyordum. Oysa çoğu zaman o görevi yapmak istemiyor; istemediğim için de erteliyor ya da hiç yapmıyordum.

Ardından başka bir döngü başlıyordu: Görevi yapmadığım için karşımdaki kişinin beni yargıladığını, suçladığını ya da benden rahatsız olduğunu düşünüyordum. Oysa çoğu zaman onun bu senaryodan haberi bile yoktu. Bütün mahkeme zihnimde kuruluyordu. Sanık bendim, hâkim bendim, savcı bendim; cezayı veren de bendim.

Zihnin Kurduğu Mahkeme: Suçluluk ve Kendini Cezalandırma

Bir süre sonra vicdan devreye giriyor ve içimde suçluluk duygusu oluşuyordu. Sanki ortada gerçekten işlenmiş bir suç varmış ve mutlaka cezalandırılmam gerekiyormuş gibi hissediyordum. Kendimi suçlu gördüğüm için, cezalandırılmadığım sürece vicdanım rahatlamıyordu.

Bugün baktığımda bunun ne kadar yorucu bir içsel mekanizma olduğunu daha iyi görüyorum. Önce kendime bir senaryo yazıyor, sonra o senaryonun içinde kendimi mahkûm ediyordum. Karşımdaki insan çoğu zaman hiçbir şeyden habersizdi. Ben ise kendi zihnimde yarattığım canavarı dışarıdan birinin gelip yok etmesini bekliyordum.

Oysa zihnimde verdiğim izni benden başka kimse geri alamazdı. Bu farkındalık benim için önemli bir dönüm noktası oldu. O güne kadar birinin beni anlamasını, rahatlatmasını ve içimdeki baskıyı ortadan kaldırmasını bekliyordum. Zamanla asıl çalışmanın kendi zihnimde başlaması gerektiğini gördüm. Kendini keşfetme, benim için dışarıdan onay beklemek yerine bu içsel mekanizmaları fark etmekle başladı.

Bir İnanca Tutunmak Hayatı Nasıl Zorlaştırır?

Bu döngü yalnızca bana özgü değildi. Bir şeyi yapmanın ya da belirli bir durumda olmanın yanlış olduğuna inanıyorsanız, o davranış ortaya çıktığında kendinizi kötü hissedebilirsiniz. Burada mesele her zaman davranışın kendisi değil, ona yüklediğiniz anlamdır.

Bir davranış zihninizde “yanlış”, “ayıp”, “bencilce”, “haksızlık”, “suç” ya da “tehlikeli” olarak kodlanmışsa, o davranışla karşılaştığınızda duygularınız da bu anlama göre şekillenebilir. Olumlu cümlelerle kendinizi ikna etmeye çalışmak bazen yeterli olmaz; çünkü altta yatan inancın doğruluğunu hiç sorgulamamış olabilirsiniz.

Bu nedenle kendime “Ben buna neden inanıyorum?”, “Bu düşünceyi nereden aldım?”, “Bu gerçekten bana mı ait?” ve “Hayatımda neyi yaratıyor?” diye sormaya başladım. Zihinsel kalıpları değiştirme çabamda önemli olan, düşünceyi hemen başka bir düşünceyle bastırmak değil; önce onu neyin beslediğini ve benim için ne anlama geldiğini görebilmekti.

Zihne Giren Bilgi Değişirse Duygular da Değişebilir

Zihnime giren bilgileri ve onlara verdiğim anlamları değiştirebilirsem, duygularımda da bir farklılık yaratabileceğimi fark ettim. Peki bunu nasıl yapacaktım?

Tam bu noktada daha önce kullandığım nefes çalışmaları ve Z. Ponopono’da deneyimlediğim silme-temizleme yaklaşımı yeniden devreye girdi. Bu, kısa sürede tamamlanan bir süreç değildi; sabır isteyen ve zaman zaman kendi dirençlerimle karşılaştığım uzun soluklu bir çalışmaydı. Özellikle ailemle ilgili birçok konuyu çözümlememe yardımcı oldu.

Çalışmalar yorucu hâle geldiğinde egom da devreye giriyordu. İçimde bir ses, “Yeter artık bu kadar temizlik yaptığın, biraz da icraata geç” diyordu. Bu ses de sürecin bir parçasıydı. İnsan değişmek isteyebilir ama değişimin getirdiği belirsizlikle karşılaşınca bildiği eski yere dönme eğilimi de gösterebilir.

Güçlü Soruların Dönüştürücü Etkisi

Bu dönemde güçlü ve doğru soruların etkisini gördüm. Sorular zihni zorla değiştirmez; fakat onun sabit kabul ettiği yerleri görünür hâle getirebilir. Kendime sık sık şunları sordum:

Neden bu düşünceye inanıyorum?
Bu düşünceye tutunmak bana ne sağlıyor?
Bu düşünce hayatımda neleri besliyor?
Bu düşünce bana hangi katkıyı sağlıyor gibi görünüyor?
Bu düşünce yerine farklı bir düşünceye inanırsam ne ortaya çıkar?
Bu düşünceye tutunmayı bırakırsam ne olur?
Burada başka hangi alternatiflerim var?
Bu alternatifleri seçmeme engel olan şey nedir?
Burada görmeyi reddettiğim gerçek nedir?

Bu sorular zihnimde yeni alanlar açtı. Çünkü insan bir düşünceye yalnızca doğru olduğuna inandığı için tutunmayabilir. Düşünce tanıdık geldiği, onu koruduğu sanıldığı ya da bırakıldığında kim olunacağı bilinmediği için de ona bağlı kalabilir. Sorular, bu bağı fark etmem ve başka ihtimalleri değerlendirmem için alan oluşturdu.

Hipnozla Tanışmam ve Kendi Sınırlarımı Görmem

Çalışmalarımı daha profesyonel biçimde nasıl sürdürebileceğimi araştırırken hipnozla tanıştım. Hipnozla bilinçaltı kayıtlarını daha kolay temizleyebileceğimi düşündüm. O günlerde sosyal medyada tanıştığım bir kişi, bu konuda Ufuk Önen Bey’i önerdi.

Hayatımda daha önce de EFT, Reiki, içsel temizlik ve aile dizimi gibi alanlarda ihtiyaç duyduğum bilgilere çoğu zaman birileri aracılığıyla ulaşmıştım. Sanki bir konuya gerçekten yöneldiğimde, o konuya hizmet edecek insanlar ve bilgiler de karşıma çıkıyordu.

İnternette yaptığım kısa bir araştırmanın ardından, benim için uygun bir zamanda hipnoz eğitimi planlandığını gördüm ve eğitime katılarak kendime güzel bir yatırım yaptım. Bu eğitim benim için yalnızca yeni bir teknik öğrenmek değildi; sınırlarımın önemli bir bölümünün zihnim tarafından yaratıldığını da gösterdi.

Eğitim gündeme geldiğinde zihnim hemen direnç üretmeye başladı:

“Ben bu eğitime gidemem ki.”
“Nasıl gideceğim?”
“O kadar para verilir mi?”
“Bana gerçekten ne verecek?”
“Eşimi nasıl ikna edeceğim?”

Eğitim için vereceğim parayı çok bulduğum için eşimin karşı çıkacağını düşünüyordum. Ayrıca şimdiye kadar kendi başıma böyle bir şey yapmamış olmam da ayrı bir blokajdı. Bu düşünceler üzerinde çalışıp gitmeye karar verince konuyu eşime açtım. Önce hafif bir direnç gösterdi; fakat “Kendim için bir şey yapmak istiyorum” dediğimde direncini bıraktı ve “Sen bilirsin” dedi.

O gün şunu çok net anladım: Yapmak istediklerimin önündeki engel çoğu zaman dışarıda değildi. Engel benim düşüncelerimdi. Net bir karar verdiğimde birçok şeyin yoluna girmeye başladığını gördüm.

kendini keşfetme

Hipnoz, Regresyon ve İçsel Çalışmaların Derinleşmesi

İstanbul’daki hipnoz eğitimi bana birçok açıdan değer kattı. Telefonla yaptığım çalışmalarda hipnozu kullanmaya, internet sayfamda ise kendi sesimle hazırladığım telkinleri yayımlamaya başladım. Hipnoz ve regresyonu birlikte kullandığımda etkili sonuçlar aldığımı gözlemledim.

Kendi üzerimde yaptığım çalışmalar, soğan kabuğunu soyar gibi altta başka bir katmanı ortaya çıkarıyordu. Üstteki katman kalkmadan alttakine ulaşamıyordum. Bu deneyim bana sürecin doğasını öğretti: İnsan bazen bir an önce sonuca varmak, “Bu konu bitsin” ya da “Artık tamamen değişmiş olayım” ister. Fakat bazı duyguları görmeden ve eski anlamları serbest bırakmadan daha derindeki konuya ulaşmak mümkün olmayabilir.

Bu yüzden içsel dönüşüm çoğu zaman çizgisel ilerlemiyor. Katman katman açılan ve her aşamada insanın kendisiyle ilgili yeni bir şey fark etmesini sağlayan bir yolculuk olabiliyor.

Affetmek ve Serbest Bırakmak: Özgürlüğün Anahtarı

Bu dönemde Bülent Uran’a ait bir hipnoz kitabında, daha önce bildiğim ama etkisini bu kadar derinden kavramadığım affetme konusuyla yeniden karşılaştım. Zamanla affetmenin ya da serbest bırakmanın, duygularla ilişkimde önemli bir yeri olduğunu anladım.

Affetmek, yaşananı onaylamak ya da “Olan iyiydi” demek değildir. Benim için affetmek, bir düşünceye tutunmayı ve onun doğru ya da yanlış olduğunu sürekli kanıtlama çabasını bırakmak anlamına geldi. “Ben haklıydım”, “O haksızdı”, “Bana bunu yapmamalıydı” ya da “Ben böyle davranmamalıydım” gibi iç konuşmalar uzadıkça insan geçmişe bağlı kalabiliyor ve yoruluyor.

Bu nedenle affetmek ve serbest bırakmak, içsel özgürlüğe ulaşma yolunda benim için önemli bir anahtar hâline geldi. Bu, yaşananları yok saymak değil; geçmişe dair düşüncelerin bugünkü hayatımı yönetmesine izin vermemeyi öğrenmekti.

Geçmiş Duyguların Dönüşmesi Ne Demektir?

Bilinçaltı kayıtları üzerine yaptığım çalışmalarda amaç, geçmişte yaşananlarla bağlantılı olumsuz duyguların dönüşmesine alan açmaktı. Çalışmanın ardından kişi aynı sahneyi yeniden imgelediğinde eskisi kadar rahatsızlık hissetmiyorsa, benim gözlemime göre orada bir değişim başlamış olabiliyordu. Sahneye bakış değiştikçe duygu, duygu değiştikçe de olaya verilen anlam farklılaşabiliyordu.

Regresyon çalışmalarımda önce gevşeme ve transa geçirme telkinleriyle kişinin rahatlamasını sağlıyor, ardından rahatsızlık duyduğu duyguya odaklanarak bu duyguyu taşıyan geçmişteki bir olay, anı ya da sahneye ulaşmayı hedefliyordum. Devamında NLP tekniklerinden yararlanıp sahneyi bir sinema filmi gibi birkaç kez izletiyor ve o sahneyle bağlantılı duygunun dönüşmesine yönelik çalışmalar yapıyordum.

Çalışmaya öfke boşaltma ve affetme/serbest bırakma bölümlerini eklediğimde sahnenin değişmesinin kolaylaştığını gözlemledim. Bizi etkileyen kişilerle ilgili öfkemizi ifade edip onlara dair düşüncelerimizi serbest bırakmaya çalıştığımızda, sahneye bakış da değişebiliyordu. Bazen bizi rahatsız eden yalnızca geçmişte yaşanan olay değil; o sırada yapamadığımız, söyleyemediğimiz veya ifade edemediğimiz duyguları hâlâ içimizde taşıyor olmamızdı.

Bu duyguları güvenli bir içsel alanda hissederek ifade etmek benim deneyimimde rahatlama sağlayabiliyordu. Gerçek hayatta söyleyemeyeceğimiz şeyleri bu alanda dile getirebilmek, geçmişte kalan duygularla başka türlü temas etmeye yardımcı oluyordu.

Öfke Çalışmaları ve Kendime Dönüş

Tam bu sırada Louise L. Hay’e ait “Pozitif Gücün Büyüsü” kitabını aldım. Kitapta bu konu farklı bir dille anlatılıyordu. Odağımda olan şeyi çekmiştim.

Öfke çalışmalarını kendi hayatıma uygulamaya başladım. Aileme yönelik öfke ve duygu boşaltma çalışmalarında zaman zaman dirençle karşılaşıyordum. Onlara karşı öfkem azalırken asıl meselenin kendime duyduğum öfke ve suçluluk olduğunu anlamaya başladım. Affetmem gereken kişinin çoğu zaman kendim olduğunu fark etmek önemli bir dönüm noktasıydı.

Kendime yönelik öfke boşaltma ve affetme çalışmaları yaptığımda, kendime yönelttiğim dayatmaları ve suçlamaları bırakmaya başladım. İnsan başkalarını affetmeye çalışırken kendisine karşı çok daha acımasız ve katı olabiliyor.

Öfke çalışmasında öğrendiğim önemli şeylerden biri şuydu: Birini affedemediğimizde, bazen o olayla ilgili kendimizi de suçluyor olabiliriz. “Yapmam gerekeni yapmadım”, “O adımı atmalıydım”, “Kendimi korumalıydım” ya da “Bunu daha önce fark etmeliydim” gibi düşünceler, insanı görünmez bir suçluluk sarmalına sokabiliyor. Bu bağlantıyı fark etmek, kendime yönelttiğim suçlamaları da görmemi sağladı.

kendini keşfetme

Değersizlik Duygusunun Kökleri

Kendimi değersiz hissetmemin nedenlerine baktığımda, çocukluğumdaki aile ortamında yaşanan huzursuzlukların, özellikle annemin davranışlarının ve babamın tepkisizliğinin bende bıraktığı anlamların etkili olduğunu gördüm.

Öfkemin bir yönü de ailemin davranışlarını kontrol etme isteğimle ilgiliydi. Onları değiştirmek, farklı davranmaya zorlamak ve aile içindeki dengeleri kendi içimde düzeltmek istiyordum. Fakat bunun mümkün olmadığını anlamam gerekiyordu.

Annemin ve babamın kurban rolü oynamalarından o kadar etkilenmiştim ki yaşadığım yer, çevre ve aile ortamı beni sanki bir çukurun içine itmişti. Çukurun içindeki birinin dışarıya aşağıdan bakması gibi, ben de hayata aşağıdan yukarıya bakıyordum. Onlar yukarıdaydı, ben aşağıdaydım.

Bugün farkındayım ki zihnimde o çukuru ben yaratmış, ben kazmış ve içine ben girmiştim. Bir adım atıp düzlüğe çıkabilecekken kendi düşünce kalıplarım nedeniyle orada kalıp kurban rolünü sürdürmüştüm. Bu kolay bir farkındalık değildi. Ama insan kendi zihninde yarattığı çukuru gördüğünde, oradan çıkma ihtimalini de görmeye başlayabiliyor.

Kendime Yaptığım Dayatmaları Bırakmak

Aklıma geldikçe kendime yönelttiğim küçümsemeleri, dayatmaları ve sert iç konuşmaları teker teker bırakmaya çalışıyorum. Bu hâlâ devam eden bir süreç. İnsan her şeyin kolay, zahmetsiz ve hızlı çözülmesini istiyor: Bir çalışma yapayım, geçmiş silinsin, bütün duygular temizlensin ve hayatım bir anda değişsin… Oysa ben kendi deneyimimde değişimin zamana yayıldığını gördüm.

Bazen istediğimiz şeye ruhen ve bedenen hazır hâle gelmek için bir yolculuktan geçmemiz gerekiyor. Çoğu zaman yalnızca sonuca odaklanıyoruz; oysa yolun kendisi de bize öğrenmemiz gerekenleri gösterebiliyor. Bana düşen, bu kendini keşfetme yolculuğunun kendisine de saygı duymaktı.

Kadınlarla İlgili Kalıpların Değişmesi

Annemle ilgili konuları çalıştıkça kadınlarla ilgili düşünce kalıplarımın da değiştiğini fark ettim. Kadınlara bakışımda, onlarla kurduğum içsel ilişkide ve zihnimde oluşan beklentilerde farklılaşma başladı.

Bir insanla ilgili geçmişte taşıdığımız anlamlar yalnızca o kişiyle sınırlı kalmayabilir. Anne, baba, aile ya da çocuklukla ilgili çözülmemiş duygular bugünkü ilişkilerimize yansıyabilir. Kişi bunu fark etmediğinde karşısındakini olduğu gibi değil, geçmişten taşıdığı anlamların filtresinden görebilir. Bu nedenle içsel çalışmalar, yalnızca geçmişi anlamak için değil, bugünkü ilişkileri daha özgür yaşayabilmek için de anlamlıdır.

Hayatım Gerçekten Hep Problemli miydi?

Bir noktada kendime şu soruyu sordum: “Gerçekten hayatım hep problemli miydi?” Tabii ki hayır. Bütün bu zorlukların yanında birçok başarım da vardı. İlkokulda, ortaokulda ve lisede sınıf ikincisiydim; liseyi okul genelinde sekizinci olarak bitirmiştim. Başarılı bir öğrenciydim.

Ancak kendimi değersiz hissettiğim için başarılarımı yeterince göremiyor, sürekli daha fazlasını isteme hâliyle hareket ediyordum. Bugün baktığımda, bazı konularda daha aktif olma isteğimin bana şu anda sahip olduğum birçok imkânı ve ortamı hazırladığını da görüyorum. Geçmişteki eksiklik hissi beni bazı yönlerden ileriye taşıdı; fakat bedeli, geçmişe takılı kalmak ve doymak bilmeyen bir içsel açlıkla sürekli istemek oldu.

Maddiyat, Zenginlik ve Sahip Olduklarını Görememek

Annemin davranışlarından aldığım bazı inanç kalıpları nedeniyle maddiyat benim için önemli bir konu hâline gelmişti. Bu alana çok odaklandım ve sonuç olarak iyi bir gelirle birlikte iyi bir birikim elde ettim.

Geriye dönüp baktığımda, çekim yasasının bu anlamda çalıştığını söyleyebilirim. Yıllarca zenginlik istedim ve hâlâ istiyordum. Fakat bir gün durup gerçekten baktığımda, birçok insanın sahip olmadığı bir birikime ve imkâna sahip olduğumu fark ettim. Aslında ben zengindim; ama bunu görmediğim için hâlâ arayış içindeydim.

İnsan sahip olmadığı şeylerin peşinden koşarken elindekileri göremez hâle gelebiliyor. Zihin sürekli eksik olana bakarsa mevcut olanın değerini algılamak zorlaşır. Arayış içinde olmak da insanı andan uzaklaştırabilir; kişi ya geçmişin içinde dolaşır ya da gelecekte ulaşacağını düşündüğü bir noktaya kilitlenir. Bugün yapmaya çalıştığım, sahip olduklarıma şükrederek anda kalmayı öğrenmek.

Hedeflerle Aramızdaki Engel: Korkular

Hedefimizle aramızdaki önemli engellerden biri sahip olduğumuz korkular olabilir. Bu engeli aşmaya başlamak için önce korkuyla yüzleşme cesareti gerekir. Benim deneyimimde korkuyla ilgili çalışmanın bir yolu, ondan kaçmadan onu hissetmek ve o an yaşananı kabul etmeye çalışmaktı.

Yüzme öğrenmek isteyen biri yüzlerce sayfa kitap okuyabilir; suyun kaldırma kuvvetini, nefes almayı, kol ve bacak hareketlerini teorik olarak öğrenebilir. Ama yüzmeyi gerçekten öğrenip öğrenmediği suya girdiğinde ortaya çıkar. Korkular da buna benzer: Bir korkunun nasıl etkilediğini, onunla temas ettiğimizde ve gerçek bir seçim yapmamız gerektiğinde daha iyi anlayabiliriz.

Kendi İşimiz, Başkalarının İşi ve Kontrol Duygusu

Byron Katie, “Olanı Sevmek” kitabında evrende üç çeşit işimiz olduğunu söyler:

Kendi işimiz.
Başkalarının işi.
Tanrı’nın işi.

İnsan olarak gelecekte ne olacağını kontrol ederek kendini güvenceye almak isteyen bir yönümüz var. Bu nedenle gerçekleşme ihtimali bulunan pek çok şeyi kontrol altında tutmaya çalışabiliyoruz. Fakat kontrol edemediğimiz alanlara zihinsel olarak müdahale etmek stres yaratıyor. Kendi işimizde olmadığımızda, başkalarının ya da bizim dışımızdaki koşulların işini de üstlenmeye çalışıyoruz.

Yağmurun yağıp yağmayacağını kontrol edemeyiz. Ama yağmur yağdığında nasıl davranacağımızı, ne tür bir hazırlık yapacağımızı ve duruma nasıl yaklaşacağımızı seçebiliriz. Huzuru arıyorsak, kendi zihnimizin ve seçimlerimizin alanında kalmayı öğrenmek önemli. Kendi hayatımızı yaşamayı seçmek çoğu zaman başkalarının alanından geri çekilmekle başlıyor.

kendini keşfetme

Access Consciousness ile Bakış Açımın Değişmesi

Kontrol duygumun dışına çıkmamı sağlayan önemli deneyimlerden biri de Access Consciousness ile tanışmamdı. Hayatımın büyük bir bölümünü kontrol duygusuyla yaşamıştım. Bu yaklaşım, yaşanan olaylara başka türlü bakmamı; soru sormanın ve farklı ihtimalleri değerlendirebilmenin değerini görmemi sağladı.

Bazen bir konuda takılı kalırız çünkü ona yalnızca tek bir pencereden bakarız. O pencere bize gerçeğin tamamı gibi görünür. Başka sorular sormaya başladığımızda ise farklı ihtimaller görünür hâle gelebilir. Access Consciousness araçlarının bana katkılarından biri, sorularla zihnimin sabitlediği anlamları gevşetmeyi deneyimlemek oldu.

Access Bars ve Zihinsel Rahatlama

Access Consciousness’un başlangıç çalışmalarından biri olan Access Bars ile zihnin konuşan tarafının daha kolay susturulabildiğini keşfettim. Kendi deneyimimde bu çalışma, yeni bir seçim için daha açık bir alan oluşturuyordu.

Özellikle zihinsel takıntıların ve yoğun düşüncelerin olduğu zamanlarda Access Bars çalışmasının dinginlik sağladığını gözlemledim. Zihnimdeki olumsuz düşünce kalıplarının hafiflediğini, huzur ve mutluluk hâlini deneyimlediğimi hatırlıyorum. Elbette bu tür çalışmaların etkisi kişiden kişiye değişebilir ve tek başına kalıcı bir dönüşüm sağlayacağını söylemek doğru olmaz. Benim için sağladığı rahatlama, ne istediğime odaklanmayı kolaylaştırabiliyordu.

Burada kritik olan, rahatlama anında ne istediğimize de dikkat edebilmek. Zihin sürekli geçmişle, korkularla ve kontrol ihtiyacıyla meşgulse yeni bir seçim yapmak zorlaşabiliyor.

kendini keşfetme

Bilgiyi Kitaplara ve Çalışmalara Dönüştürmek

Öğrendiklerimi kalıcı hâle getirmek amacıyla iki kitap yazdım. İlk kitabım “Kontrol Sende”yi 2017’de, ikinci kitabım “Bilinçli Yaratma Sanatı”nı ise 2020’de yayımladım.

Konunun yalnızca kişisel deneyim boyutuyla yetinmek istemedim. Toplumsal ve insan davranışlarıyla ilgili yönünü daha iyi anlayabilmek için ikinci üniversite olarak Sosyoloji lisans bölümünü tamamladım ve sosyolog unvanını aldım. Bugün bu yolculukta edindiğim bilgi birikimini kendi deneyimlerim ve profesyonel bakış açımla birleştirerek bireysel danışmanlık ve atölye çalışmaları aracılığıyla katkı sunmaya devam ediyorum.

Artık daha net görüyorum: İnsan yalnızca bilgiyle değişmiyor. Bilgi önemlidir; ancak uygulamaya dönüşmediğinde hayatı dönüştürmez. Asıl değişim, bildiklerimizi kendi hayatımızda kullanmaya başladığımızda ortaya çıkar.

kendini keşfetme

Sonuç: Kendini Keşfetmek, Kendi Hayatını Geri Almaktır

Kendini keşfetme yolculuğu, dış dünyayı suçlamayı bırakıp kendi zihnimizde neler olduğunu görmeye başlamaktır. Bu kolay olmayabilir; çünkü bazen kendi hikâyelerimizle, suçlamalarımızla, korkularımızla ve değersizlik duygumuzla yüzleşmemiz gerekir. Fakat bu yüzleşme, benim için özgürlüğün de başlangıcı oldu.

Zihnimizde kurduğumuz mahkemeleri fark ettiğimizde kendimize verdiğimiz cezaları da görmeye başlarız. İnançlarımızı sorguladıkça duygularımızın nasıl oluştuğunu daha iyi anlarız. Affetmeyi ve serbest bırakmayı öğrendikçe geçmişin yükü hafifleyebilir; korkularımızla yüzleştiğimizde görünmez engeller zayıflayabilir. Kendi işimize döndüğümüzde ise seçimlerimiz daha net hâle gelebilir.

Bugün bu yolculukta bana eşlik eden, kendimi keşfetmeme katkı sağlayan başta ailem olmak üzere tüm yol arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Bildikleriniz değil, YAPABİLDİKLERİNİZ sizi hedefinize ulaştırır.
Sevgiyle,
Halis Şahiner
Sosyolog & Mentor % Yaşam Koçu

Önceki Yazı:

Kendimi Keşif Yolculuğum -1: Bilinçaltı, Farkındalık ve İçsel Dönüşüm

Önemli Bilgilendirme

Bu yazıda yer alan kişisel gelişim, farkındalık, hipnoz, regresyon, nefes, enerji çalışmaları, Access Bars ve bilinçaltı dönüşüm yaklaşımları kişisel deneyim, farkındalık ve bilgilendirme amacıyla paylaşılmıştır. Bu içerik tıbbi tanı, tedavi, psikoterapi ya da psikiyatrik destek yerine geçmez. Fiziksel, psikolojik veya psikiyatrik bir rahatsızlığınız varsa bir hekimden, psikiyatristten, psikologdan veya ilgili ruh sağlığı uzmanından profesyonel destek almanız önerilir.

kendini keşfetme
Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir