| | | |

Kendimi Keşif Yolculuğum – 2: Zihinsel Kalıplardan İçsel Özgürlüğe

İnsanın kendini keşfetme yolculuğu çoğu zaman dışarıda bir yerde başlamaz. Bir kitapta, bir eğitimde, bir teknikte ya da bir başkasının söylediklerinde başlıyor gibi görünse de aslında en derindeki başlangıç noktası kendi zihnidir. Çünkü insanı en çok zorlayan şey çoğu zaman yaşadığı olayların kendisi değil; o olaylara verdiği anlamlar, zihninde kurduğu senaryolar ve kendi kendine anlattığı hikâyelerdir.
Yaptığım çalışmalar sırasında bunu çok net fark ettim. Her şey benim zihnimdeydi. Yaşadığım birçok sıkışma, dışarıdaki insanların bana ne yaptığıyla değil, benim zihnimde olanları nasıl yorumladığımla ilgiliydi. Kendi kendime hikâyeler anlatıyor, kendi düşüncelerimle kendimi kıskaca alıyor, başkalarının benim hakkımda ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışıyor ve çoğu zaman onların zihnini okumaya kalkıyordum.
Daha da ilginç olan şuydu: Başkalarının zihninde ne olduğunu bilmeden, onların ağzından kendime görevler veriyordum. “Benden bunu bekliyor olabilirler”, “Şunu yapmazsam yanlış anlaşılırım”, “Böyle davranırsam beni yargılarlar” gibi düşüncelerle zihnimde görünmez sorumluluklar oluşturuyordum. Fakat gerçek hayatta çoğu zaman o görevi yapmak istemiyordum. Yapmak istemediğim için de ya erteliyor ya da hiç yapmıyordum.
Sonra başka bir döngü başlıyordu. O görevi yapmadığım için karşımdaki insanın beni yargıladığını, suçladığını ya da benden rahatsız olduğunu düşünüyordum. Oysa çoğu zaman karşımdaki kişinin bu senaryodan haberi bile yoktu. Bütün mahkeme benim zihnimde kuruluyordu. Sanık bendim, hâkim bendim, savcı bendim, ceza veren de bendim.

Zihnin Kurduğu Mahkeme: Suçluluk, Vicdan ve Kendini Cezalandırma

Bir süre sonra vicdan devreye giriyordu. İçimde bir suçluluk duygusu oluşuyordu. Sanki ortada gerçekten işlenmiş bir suç varmış gibi, bu suçun cezalandırılması gerektiğini düşünüyordum. Suçlu olduğumu düşündüğüm için, cezalandırılmadığım sürece vicdanım rahatlamıyordu.
Bugün baktığımda bunun ne kadar yorucu bir içsel mekanizma olduğunu daha net görüyorum. Kendi kendime senaryo yazıyor, sonra o senaryonun içinde kendimi mahkûm ediyordum. Karşımdaki insanın çoğu zaman hiçbir şeyden haberi yoktu. Ben kendi zihnimde yarattığım canavarı, dışarıdan birinin gelip yok etmesini bekliyordum.
Oysa zihnimde verdiğim izni benden başka kimse geri alamazdı.
Bu farkındalık benim için çok önemli bir dönüm noktası oldu. Çünkü o güne kadar birçok şeyin dışarıdan değişmesini bekliyordum. Birinin beni anlamasını, birinin beni rahatlatmasını, birinin içimdeki baskıyı ortadan kaldırmasını bekliyordum. Fakat yavaş yavaş gördüm ki asıl çalışma benim kendi zihnimde başlamak zorundaydı.

Bir İnanca Tutunmak Hayatı Nasıl Zorlaştırır?

Bu durum sadece bana özgü bir durum değildi. İnsan psikolojisinin işleyişinde sık karşılaşılan bir döngüydü. Eğer bir şeyi yapmanın ya da bir şeyi olmanın yanlış olduğuna inanıyorsanız, o şeyi yaptığınız ya da o hale geldiğiniz her durumda kendinizi kötü hissedersiniz.
Burada mesele çoğu zaman davranışın kendisi değildir. Mesele, o davranışa yüklediğiniz anlamdır. Bir davranış zihninizde “yanlış”, “ayıp”, “bencilce”, “haksızlık”, “suç” ya da “tehlikeli” olarak kodlanmışsa, o davranışı yaptığınızda bedeniniz ve duygularınız buna göre tepki verir.
İstediğiniz kadar olumlama yapın, istediğiniz kadar kendinizi ikna etmeye çalışın; eğer altta duran inancın doğruluğunu sorgulamazsanız, aynı duygu tekrar tekrar ortaya çıkar. Çünkü zihin yalnızca söylenen olumlu cümlelere değil, en derinde doğru kabul ettiği anlama göre hareket eder.
Bu nedenle işin en temel yolu, o inancın doğruluğu üzerinde çalışmaktan geçiyordu. “Ben buna neden inanıyorum?”, “Bu düşünceyi nereden aldım?”, “Bu gerçekten bana mı ait?”, “Bu düşünce benim hayatımda neyi yaratıyor?” gibi sorularla, zihnin otomatik olarak kabul ettiği anlamları sorgulamak gerekiyordu.

Zihne Giren Bilgi Değişirse Duygu da Değişir

Bunu fark ettiğimde başka bir kapı açıldı. Eğer zihnime giren bilgileri ve o bilgilere verdiğim anlamları değiştirebilirsem, ruhsal yapımda ve duygularımda da değişiklik yaratabileceğimi gördüm.
Ama bunu nasıl yapacaktım?
Tam bu noktada daha önce kullandığım nefes çalışmaları ve Z. Ponopono’da deneyimlediğim silme-temizleme yaklaşımı yeniden devreye girdi. Bu benim için kısa sürede biten bir süreç değildi. Uzun soluklu, sabır isteyen ve zaman zaman insanın kendi dirençleriyle karşılaştığı bir çalışmaydı.
Bu süreç özellikle ailemle ilgili birçok konuyu çözümlememde bana yardımcı oldu. Fakat çalışmalar bazen yorucu hale geldiğinde egom hemen devreye giriyordu. İçimde bir ses, “Yeter artık bu kadar temizlik yaptığın, biraz da icraata geç” diyordu. Bu ses de aslında sürecin bir parçasıydı. Çünkü insan değişmek ister ama değişimin getirdiği belirsizlikle karşılaştığında eski bildiği yere geri dönmek de ister.

Güçlü Soruların Dönüştürücü Etkisi

Bu dönemde güçlü ve doğru sorular kullanmanın ne kadar etkili olduğunu gördüm. Sorular, zihni zorla değiştirmeye çalışmaz. Ama zihnin sabit kabul ettiği yerleri görünür hale getirir.
Kendime sık sık şu soruları sordum:
Neden bu düşünceye inanıyorum?
Bu düşünceye tutunmak bana ne sağlıyor?
Bu düşünce hayatımda neleri besliyor?
Bu düşünce bana hangi katkıyı sağlıyor gibi görünüyor?
Bu düşünce yerine farklı bir düşünceye inanırsam ne ortaya çıkar?
Bu düşünceye tutunmayı bırakırsam ne olur?
Burada başka hangi alternatiflerim var?
Bu alternatifleri seçmeme engel olan şey nedir?
Burada görmeyi reddettiğim gerçek nedir?

Bu soruların her biri zihnimde yeni alanlar açtı. Çünkü çoğu zaman insan, bir düşünceye yalnızca doğru olduğu için tutunmaz. Bazen o düşünce ona tanıdık geldiği için tutunur. Bazen onu koruduğunu düşündüğü için tutunur. Bazen de o düşünceyi bırakırsa kim olacağını bilemediği için ona bağlı kalır.

Hipnozla Tanışmam ve Kendi Sınırlarımı Görmem

Bu dönemde işi biraz daha profesyonel nasıl yapabilirim diye araştırırken hipnozla tanıştım. Hipnozla bilinçaltı kayıtlarını daha kolay temizleyebileceğimi düşündüm. Bu konuda araştırma yaparken, o günlerde sosyal medyada tanıştığım bir kişi bana Ufuk Önen Bey’i önerdi.
Hayatımda daha önce de buna benzer şeyler olmuştu. EFT, Reiki, içsel temizlik ve aile dizimi gibi alanlarda ihtiyaç duyduğum bilgiye çoğu zaman birileri aracılığıyla ulaşmıştım. Sanki ben bir şeye gerçekten yöneldiğimde, o konuya hizmet edecek insanlar ve bilgiler hayatıma geliyordu.
İnternette yaptığım kısa bir araştırmadan sonra, benim uygun olduğum bir zamanda bir hipnoz eğitimi planlandığını gördüm. Devamında bu eğitimi alarak kendime güzel bir yatırım yaptım.
Fakat hipnoz eğitimi benim için yalnızca yeni bir teknik öğrenmek değildi. Daha büyük anlamı şuydu: Kendi sınırlarımın önemli bir bölümünün aslında zihnim tarafından yaratıldığını bana göstermesiydi.
Eğitim konusu gündeme geldiğinde zihnim hemen direnç üretmeye başlamıştı:
“Ben bu eğitime gidemem ki.”
“Nasıl gideceğim?”
“O kadar para verilir mi?”
“Bana gerçekten ne verecek?”
“Eşimi nasıl ikna edeceğim?”

Benim için en kritik konulardan biri buydu. Eğitim için vereceğim parayı çok olarak gördüğüm için, eşimin bu duruma muhalefet edeceğini düşünüyordum. Ayrıca şimdiye kadar kendi başıma böyle bir şey yapmamıştım. Bu da ayrı bir blokajdı.
Bu düşünceler üzerinde çalışıp gitme konusunda netleşince konuyu eşime açtım. Önce hafif bir direnç gösterdi. Fakat ben “Kendim için bir şey yapmak istiyorum” dediğimde direnci bıraktı ve “Sen bilirsin” dedi.
O gün şunu çok net anladım: Yapmak istediğim şeylerin önündeki engel çoğu zaman dışarıda değildi. Engel bendim. Benim düşüncelerimdi. Ben net olarak karar verdiğimde, birçok şey kendiliğinden yoluna girmeye başlıyordu.

Hipnoz, Regresyon ve İçsel Çalışmaların Derinleşmesi

İstanbul’daki hipnoz eğitimi bana birçok açıdan değer kattı. Telefonla yaptığım çalışmalarda hipnozu kullanmaya başladım. İnternet sayfamda kendi sesimle hazırladığım telkinleri yayınladım. Hipnoz ve regresyonu birlikte kullandığımda etkili sonuçlar aldığımı gözlemledim.
Kendi üzerimde yaptığım her çalışma, soğan kabuğu gibi altında başka bir katmanı ortaya çıkarıyordu. Üstteki katman kalkmadan alttaki katmana ulaşamıyordum. Bu bana sürecin doğasını öğretti.
İnsan bazen bir an önce sonuca ulaşmak ister. “Bu konu bitsin”, “Bu duygu artık geçsin”, “Ben artık tamamen değişmiş olayım” diye acele eder. Fakat bazı şeyleri anlamadan, bazı duyguları görmeden ve bazı eski anlamları serbest bırakmadan daha derindeki konuya ulaşmak mümkün olmuyor.
Bu yüzden içsel dönüşüm çoğu zaman çizgisel bir süreç değil. Katman katman açılan, her aşamada insana kendisiyle ilgili yeni bir şey gösteren bir yolculuk.

Affetmek ve Serbest Bırakmak: Özgürlüğün Anahtarı

Bu dönemde Bülent Uran’a ait bir hipnoz kitabında, daha önce bildiğim ama etkisini bu kadar derin fark etmediğim affetme konusuyla yeniden karşılaştım. Affetme hakkında daha önce de bilgim vardı. Fakat işin özünü tam anlamıyla kavradığımı söyleyemezdim.
Zamanla anladım ki affetmek ya da serbest bırakmak, duyguların yönetiminde en kritik noktalardan biriydi.
Affetmek, yaşanan şeyi onaylamak değildir. Affetmek, “Olan iyiydi” demek değildir. Affetmek, bir düşünceye tutunmayı bırakmaktır. O düşüncenin doğruluğunu ya da yanlışlığını sürekli ispat etmeye çalışmayı bırakmaktır.
Çünkü bir düşüncenin doğru olduğuna ya da yanlış olduğuna inandığımızda, zihin sahip olduğu düşünceyi savunmak için sürekli kanıt arar. “Ben haklıydım”, “O haksızdı”, “Bana bunu yapmamalıydı”, “Ben böyle davranmamalıydım” gibi iç konuşmalar bitmek bilmez. Bu bizi yorar, enerjimizi tüketir ve geçmişe bağlar.
Bu nedenle affetmek ve serbest bırakmak, özgürlüğümüzün anahtarıdır.

Geçmiş Duyguların Dönüşmesi Ne Demektir?

Tüm bilinçaltı kayıt temizliği çalışmalarında hedef, geçmişte yaşanan olumsuz duyguların dönüştürülmesidir. Yapılan çalışma sonrasında kişi yeniden o sahneyi imgelediğinde, artık aynı rahatsızlığı hissetmiyorsa orada bir dönüşüm başlamış demektir.
Çünkü sahnede görülen şey değiştiğinde, hissedilen duygu da değişir. Duygu değiştiğinde, o olaya verilen anlam da değişmeye başlar.
Regresyon çalışmalarımda önce gevşeme ve transa geçirme telkinleriyle kişinin rahatlamasını sağlıyor, sonra rahatsız olunan duyguya odaklanarak bu duyguyu taşıyan geçmişteki bir olay, anı ya da sahneye ulaşılmasını hedefliyordum. Devamında NLP tekniklerinden de yararlanarak, o sahneyi bir sinema filmi gibi birkaç kez izletip oradaki duyguyu dönüştürmeye yönelik çalışmalar yapıyordum.
Çalışmaya öfke boşaltması ve affetme/serbest bırakma bölümlerini eklediğimde sahne değişiminin daha kolay olduğunu gördüm. Çünkü bizi en çok etkileyen kişilerle ilgili öfkemizi boşaltıp, onlara dair tutunduğumuz düşünceleri serbest bıraktığımızda, sahne çoğu zaman kendiliğinden değişiyordu.
Bizi rahatsız eden şey, bazen geçmişte yaşanan olaydan çok, o olay sırasında yapamadığımız, söyleyemediğimiz, ifade edemediğimiz duyguları hâlâ içimizde taşıyor olmamızdı. Sanal bir içsel alanda, hissederek bu duyguları ifade ettiğimizde, beden ve zihin bunu gerçek hayattaki gibi boşaltabiliyordu. Hatta gerçek hayatta söyleyemeyeceğimiz birçok şeyi, bu içsel alanda daha rahat söyleyebilmek büyük bir rahatlama sağlıyordu.

Öfke Çalışmaları ve Kendime Dönüş

Tam bu sırada Louise L. Hay’e ait “Pozitif Gücün Büyüsü” kitabını aldım. O kitapta da bu konu farklı bir dille anlatılıyordu. Odağımda olan şeyi çekmiştim.
Öfke çalışmalarını kendi hayatıma uygulamaya başladım. Yıllardır aradığım şeyin aslında bu olduğunu gördüm. Aileme karşı yaptığım öfke ve duygu boşaltma çalışmalarında bazen dirençle karşılaşıyordum. Her çalışmada onlara karşı öfkem azalırken, aslında en büyük sorunun kendime duyduğum öfke ve suçluluk olduğunu anlamaya başladım.
Bu çok önemli bir farkındalıktı.
Affetmem gereken asıl kişinin çoğu zaman ben olduğumu gördüm.
Kendime öfke boşaltma ve affetme çalışması yaptığımda, daha önce kendime yönelttiğim dayatmaları ve suçlamaları bırakmaya başladım. İnsan en büyük suçlamayı çoğu zaman kendine yapıyor. Başkalarını bir şekilde affedebilirken, kendine karşı çok daha acımasız ve katı olabiliyor.
Öfke çalışmasında öğrendiğim en önemli şeylerden biri de şuydu:
Birilerini affedemiyorsanız, büyük ihtimalle o konuda kendinizi de suçluyorsunuzdur.
Bunu birçok çalışmada gördüm. Çünkü birini affedip onunla ilgili tutunduğunuz düşünceleri serbest bırakamıyorsanız, çoğu zaman o olayda kendinizin de bir kusuru olduğunu düşünüyorsunuzdur. “Yapmam gerekeni yapmadım”, “O adımı atmalıydım”, “Kendimi korumalıydım”, “Bunu daha önce fark etmeliydim” gibi düşünceler, insanı görünmez bir suçluluk sarmalının içine sokabiliyor.

Değersizlik Duygusunun Kökleri

Kendimi değersiz hissetmemin nedenlerine baktığımda, çocukluğumdaki aile ortamında yaşanan huzursuzlukların, özellikle annemin davranışlarının ve babamın tepkisizliğinin bende bıraktığı anlamların etkili olduğunu gördüm.
Aslında öfkemin kaynağı, ailemin davranışlarını kontrol etmek istememe dayanıyordu. Ben onların davranışlarını değiştirmek, onları farklı davranmaya zorlamak, aile içindeki dengeleri kendi içimde düzeltmek istiyordum. Fakat bunun mümkün olmadığını anlamam gerekiyordu.
Annemin ve babamın kurban rolü oynamalarından o kadar etkilenmiştim ki yaşadığım yer, çevre ve aile ortamı beni sanki bir çukurun içine itmişti. Çukurda bulunan bir kişi, çukurun dışındakilere nasıl bakarsa ben de hayata öyle bakıyordum. Aşağıdan yukarıya doğru.
Onlar yukarıdaydı, ben aşağıdaydım.
Bugün farkındayım ki aslında o çukuru zihnimde ben yaratmış, ben kazmış ve içine ben girmiştim. Bir adım atıp düzlüğe çıkabilecekken, kendi düşünce kalıplarım nedeniyle o çukurda kalıp kurban rolü oynamıştım.
Bu farkındalık kolay bir farkındalık değildi. Ama insan kendi zihninde yarattığı çukuru fark ettiğinde, oradan çıkma ihtimalini de fark etmeye başlıyor.

Kendime Yaptığım Dayatmaları Bırakmak

Bugün aklıma geldikçe kendime yaptığım küçümsemeleri, dayatmaları ve sert iç konuşmaları teker teker bırakmaya çalışıyorum. Bu bir süreç.
Elbette insan her şeyin kolay, zahmetsiz ve hızlı çözülmesini istiyor. Bir çalışma yapayım, tüm geçmiş silinsin, bütün duygular temizlensin, hayatım bir anda değişsin istiyor. Fakat yaşamın ve yaratımın kendine ait bir işleyişi var.
Bazen istediğimiz şeye ruhen ve bedenen hazır hale gelmemiz için bir yolculuktan geçmemiz gerekiyor. Biz çoğu zaman sonuca odaklanıyoruz. Oysa hayat bazen bize yolun kendisinde öğrenmemiz gerekenleri gösteriyor.
Bu noktada bana düşen şey, yolculuğun kendisine de saygı duymak oldu.

Kadınlarla İlgili Kalıpların Değişmesi

Annemle ilgili konuları çözdükçe, kadınlarla ilgili birçok düşünce kalıbımın değiştiğini fark ettim. Kadınlara gönderdiğim enerji biçimi değişti. Onlara bakışımda, onlarla kurduğum içsel ilişkide ve zihnimde oluşan beklentilerde farklılaşma başladı.
Çünkü bir insanla ilgili geçmişte taşıdığınız anlamlar, yalnızca o kişiyle sınırlı kalmayabilir. Bazen anneyle, babayla, aileyle ya da çocuklukla ilgili çözülmemiş duygular, bugün kurduğumuz ilişkilere de yansır. Kişi bunu fark etmediğinde, karşısındaki insanı olduğu gibi değil, geçmişten taşıdığı anlamların filtresinden görür.
Bu yüzden içsel çalışmalar yalnızca geçmişi anlamak için değil, bugünkü ilişkilerimizi daha özgür yaşayabilmek için de değerlidir.

Hayatım Gerçekten Hep Problemli miydi?

Bir noktada kendime şu soruyu da sordum:
“Gerçekten hayatım hep problemli miydi?”
Tabii ki hayır.
Bütün bu zorlukların yanında birçok başarım da vardı. İlkokulda, ortaokulda ve lisede sınıf ikincisiydim. Liseyi okul genelinde sekizinci olarak bitirmiştim. Başarılı bir öğrenciydim. Fakat kendimi değersiz hissetmem nedeniyle, sahip olduğum başarıları yeterince göremiyor, sürekli daha fazlasını isteme haliyle hareket ediyordum.
Bugün baktığımda, bazı konularda daha aktif olmak istememin bana şu anda sahip olduğum birçok ortamı hazırladığını da görüyorum. Yani geçmişteki eksiklik hissi sadece beni zorlamadı; aynı zamanda beni bazı yönlerden ileriye de itti. Fakat bu durumun bedeli, geçmişe takılı kalmak ve doymak bilmeyen bir içsel açlıkla sürekli istemek oldu.

Maddiyat, Zenginlik ve Sahip Olduklarını Görememek

Annemin davranışlarından aldığım bazı inanç kalıpları nedeniyle maddiyat benim için önemli bir konu haline gelmişti. Bu alana çok fazla odaklandım. Sonuç olarak iyi bir gelir ve iyi bir birikim elde ettim.
Bugün geriye dönüp baktığımda, çekim yasasının bu anlamda çalıştığını söyleyebilirim. Yıllarca zenginlik istiyordum. Hâlâ da istiyordum. Fakat bir gün durup gerçekten baktığımda, birçok insanın sahip olmadığı bir birikime ve imkâna sahip olduğumu fark ettim.
Aslında ben zengindim.
Ama bunu görmediğim için hâlâ arayış içindeydim.
Bu çok önemli bir farkındalıktı. Çünkü insan bazen sahip olmadığı şeylerin peşinden koşarken, sahip olduklarını göremez hale gelir. Zihin sürekli eksik olana bakarsa, mevcut olanın değerini algılayamaz. Arayış içinde olmak da insanı andan uzaklaştırır. Kişi ya geçmişin içinde dolaşır ya da gelecekte bir gün ulaşacağı hayali bir noktaya kilitlenir.
Bugün yapmaya çalıştığım şey, sahip olduklarıma şükrederek anda kalmayı öğrenmek.

Hedeflerle Aramızdaki Engel: Korkular

Sizinle hedefiniz arasındaki en önemli engellerden biri çoğu zaman sahip olduğunuz korkulardır. Engeli aşmak için önce korkularınızla yüzleşme cesaretinizin olması gerekir.
Korkulardan arınmanın en etkili yollarından biri, o korkuların içine girmekten geçer. Hangi yöntemi kullanırsanız kullanın; korkuyu hissetmeden, o korkunun içine girmeden, olanı kabul etmeden gerçek anlamda arınmak kolay değildir.
Yüzme öğrenmek isteyen biri yüzlerce sayfa kitap okuyabilir. Teorik olarak suyun kaldırma kuvvetini, nefes almayı, kol ve bacak hareketlerini öğrenebilir. Ama gerçekten yüzmeyi öğrenip öğrenmediği ancak suya girdiğinde ortaya çıkar.
Korkular da böyledir.
Bir korkunun gerçekten çözülüp çözülmediğini, o korkuyla temas ettiğinizde anlarsınız.

Kendi İşimiz, Başkalarının İşi ve Kontrol Duygusu

Byron Katie, “Olanı Sevmek” kitabında evrende üç çeşit işimiz olduğunu söyler:
Kendi işimiz.
– Başkalarının işi.
– Tanrı’nın işi.

İnsan olarak sürekli hayatta kalmayı garanti altına almaya çalışan bir yönümüz var. Gelecekte neler olacağını kontrol ederek kendimizi güvenceye almak istiyoruz. Bu nedenle gelecekte olma ihtimali bulunan birçok şeyi kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. Fakat bu, hayatımızda ciddi bir stres yaratıyor.
Stresimizin büyük kısmı, zihinsel olarak kendi işimizde olmamaktan kaynaklanıyor. Neyi kontrol edip neyi kontrol edemeyeceğimizi bilmediğimizde, sürekli başkalarının işine ya da bizim dışımızdaki alanlara zihinsel olarak müdahale etmeye çalışıyoruz.
Oysa üzerinde kontrolümüz olmayan şeyleri kontrol etmeye çalıştıkça hüsrana uğramamız kaçınılmazdır.
Yağmurun yağıp yağmayacağını kontrol edemeyiz. Fakat yağmur yağdığında nasıl davranacağımızı, ne hazırlık yapacağımızı ve bu duruma nasıl yaklaşacağımızı seçebiliriz.
Huzuru arıyorsak, en mantıklı olan şey kendi zihnimizin ve seçimlerimizin alanında kalmayı öğrenmektir.
Kendi hayatımızı yaşamayı seçmek, çoğu zaman başkalarının alanından geri çekilmekle başlar.

Access Consciousness ile Bakış Açımın Değişmesi

Beni kontrol duygumun dışına çıkartan önemli deneyimlerden biri de Access Consciousness ile tanışmam oldu. Hayatımın oldukça büyük bir bölümünü kontrol duygusuyla yaşamıştım.
Access Consciousness, hayata ve yaşanan olaylara çok daha farklı bakmamı sağladı. Soru sormanın, alternatif bakış açılarına sahip olmanın ve olaylara tek bir kesin anlamdan değil, farklı ihtimaller üzerinden yaklaşmanın ne kadar değerli olduğunu gördüm.
Bazen insan bir konuda takılı kalır çünkü o konuya yalnızca tek bir pencereden bakar. O pencere ona gerçek gibi gelir. Oysa başka sorular sormaya başladığında, başka ihtimaller de görünür hale gelir.
Access Consciousness araçlarının bana katkılarından biri bu oldu. Özellikle soru sormanın, zihnin sabitlediği anlamları gevşetmekte oldukça etkili olduğunu deneyimledim.

Access Bars ve Zihinsel Rahatlama

Access Consciousness’un başlangıç çalışmalarından biri olan Access Bars ile zihnin konuşan tarafının daha kolay susturulabildiğini keşfettim. Bu çalışma hem enerji değişimi yaratıyor hem de yeni bir seçim için daha açık bir alan oluşturuyordu.
Özellikle zihinsel takıntılı konularda ve zihnin aşırı konuştuğu durumlarda Access Bars çalışmasının dinginlik sağladığını kendi deneyimlerimde gözlemledim. Zihnimdeki olumsuz düşünce kalıplarının bir anda hafiflediğini, huzur ve mutluluk halini deneyimlediğimi hatırlıyorum.
Elbette bu tür çalışmaların etkisi kişiden kişiye değişebilir ve kalıcı dönüşüm için tek başına yeterli olmayabilir. Ancak sağladığı zihinsel rahatlama, kişinin ne istediğine daha kolay odaklanmasına yardımcı olabilir.
Burada kritik olan şey, sağlanan rahatlık durumunda ne istediğinize odaklanabilmektir. Çünkü zihin sürekli geçmişle, korkularla ve kontrol ihtiyacıyla meşgulse, yeni bir seçim yapmak zorlaşır.

Bilgiyi Kitaplara ve Danışmanlık Çalışmalarına Dönüştürmek

Öğrendiğim bilgileri kalıcı hale getirmek amacıyla iki kitap yazdım. İlk kitabımı 2017 yılında “Kontrol Sende” adıyla yayımladım. İkinci kitabımı ise 2020 yılında “Bilinçli Yaratma Sanatı” adıyla okuyucularla buluşturdum.
Bu süreçte olayın yalnızca kişisel deneyim boyutuyla yetinmek istemedim. Konunun bilimsel, toplumsal ve insan davranışlarıyla ilgili yönünü daha iyi anlayabilmek için ikinci üniversite olarak Sosyoloji lisans bölümünü tamamladım ve sosyolog unvanını aldım.
Bugün bu yolculukta edindiğim bilgi birikimini, kendi deneyimlerimle ve profesyonel bakış açımla birleştirerek bireysel danışmanlık ve atölye çalışmaları aracılığıyla katkı sunmaya devam ediyorum.
Çünkü artık daha net görüyorum: İnsan yalnızca bilgiyle değişmiyor. Bilgi önemlidir, fakat bilgi uygulamaya dönüşmediğinde hayatı dönüştürmez. Asıl değişim, insanın bildiğini kendi hayatında kullanabilmesiyle başlar.

Sonuç: Kendini Keşfetmek, Kendi Hayatını Geri Almaktır

Kendini keşif yolculuğu, insanın dış dünyayı suçlamayı bırakıp kendi zihninde neler olduğunu görmeye başlamasıdır. Bu, kolay bir yolculuk olmayabilir. Çünkü insan bazen en çok kendi kurduğu hikâyelerle, kendi suçlamalarıyla, kendi korkularıyla ve kendi değersizlik duygusuyla yüzleşmek zorunda kalır.
Ama bu yüzleşme aynı zamanda özgürlüğün de başlangıcıdır.
Zihnimizde kurduğumuz mahkemeleri fark ettiğimizde, kendimize verdiğimiz cezaları da görmeye başlarız. Tutunduğumuz inançları sorguladığımızda, duygularımızın nasıl oluştuğunu daha iyi anlarız. Affetmeyi ve serbest bırakmayı öğrendiğimizde, geçmişin üzerimizdeki yükü hafiflemeye başlar.
Korkularımızla yüzleştiğimizde, hayatla aramızdaki görünmez engeller zayıflar. Kendi işimize döndüğümüzde ise zihnimiz daha huzurlu, seçimlerimiz daha net hale gelir.
Bugün bu yolculukta bana eşlik eden, kendimi keşfetmeme katkı sağlayan başta ailem olmak üzere tüm yol arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Bildikleriniz değil, YAPABİLDİKLERİNİZ sizi hedefinize ulaştırır.
Sevgiyle,
Halis Şahiner
Sosyolog & Mentor % Yaşam Koçu

Önceki Yazı:

Kendimi Keşif Yolculuğum -1: Bilinçaltı, Farkındalık ve İçsel Dönüşüm

Önemli Bilgilendirme

Bu yazıda yer alan kişisel gelişim, farkındalık, hipnoz, regresyon, nefes, enerji çalışmaları, Access Bars ve bilinçaltı dönüşüm yaklaşımları kişisel deneyim, farkındalık ve bilgilendirme amacıyla paylaşılmıştır. Bu içerik tıbbi tanı, tedavi, psikoterapi ya da psikiyatrik destek yerine geçmez. Fiziksel, psikolojik veya psikiyatrik bir rahatsızlığınız varsa bir hekimden, psikiyatristten, psikologdan veya ilgili ruh sağlığı uzmanından profesyonel destek almanız önerilir.

Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir