Olmak Yapmak ve Sahip Olmak

Olmak yapmak ve sahip olmak, hayatın amacı üzerine düşünürken birbirinden ayrı değerlendirilmemesi gereken üç temel kavramdır. Nasıl biri olmak istediğimiz, neler yapmak istediğimiz ve nelere sahip olmayı arzuladığımız, yaşamımıza vermek istediğimiz yönü anlamamıza yardımcı olabilir.
Peki hayatın amacı nedir? İnsan yalnızca sahip olduklarıyla mı, yaptıklarıyla mı, yoksa olduğu kişiyle mi kendisini tanımlar? Bu üç kavram arasındaki ilişkiyi anlamak, kendi değerlerimizi ve beklentilerimizi daha açık görmemizi sağlayabilir.
Hayatın Amacı: Olmak Yapmak ve Sahip Olmak
Bir amacı yerine getirmek üzere buradasınız. Bu amacın üç öğesi var: olmak, yapmak ve sahip olmak.
Hayatınızda neler yapmak istediğinizi bilmeniz kadar, neye sahip olmak ve nasıl biri olmak istediğinizi de bilmeniz gerekir. Hayat amacını belirleme süreci, yalnızca yapılacak işleri sıralamak değildir; nasıl bir yaşam istediğinizi ve bu yaşamın içinde kendinize nasıl bir yer verdiğinizi de düşünmektir.
Yabancı bir ülkeye girerken üzerinizde taşıdıklarınızı beyan edersiniz. Bu metindeki benzetmeyle, yaşama da ne beklediğinizi ve ne istediğinizi açıkça belirtmeniz gerekir.
İsteklerinizi tanımlamadığınızda yönünüz belirsizleşebilir ve karşınıza çıkan şeyler sizin için anlamlı olmayabilir.
Olmak yapmak ve sahip olmak kavramları, birbiriyle bağlantılı üç yönüyle bizi hayatın amacı üzerine düşünmeye davet eder:
Nasıl biri olmak istiyorum?
Ne yapmak istiyorum?
Nelere sahip olmayı arzuluyorum?
Bu soruların cevapları, kişinin kendi yaşamına vermek istediği yönü daha açık biçimde görmesini sağlayabilir.

Hayat Amacını Belirleme Neden Önemlidir?
Hayat amacını belirleme, yalnızca gelecekte ulaşılacak bir hedef seçmek değildir. Nasıl bir insan olmak istediğiniz ile günlük yaşamınızda yaptıklarınız arasında bir ilişki kurmayı da gerektirir.
Bir hedefiniz olabilir ancak bu hedefin sizin değerlerinizle neden bağlantılı olduğunu bilmiyorsanız, ona ulaşmak için gerekli motivasyonu sürdürmek zorlaşabilir.
Bu nedenle hayatınızla ilgili kararlar verirken yalnızca “Neye sahip olmak istiyorum?” sorusuna değil, “Nasıl biri olmak istiyorum?” ve “Ne yapmak istiyorum?” sorularına da cevap vermek önemlidir.
Olmak yapmak ve sahip olmak arasındaki ilişki bu noktada ortaya çıkar.
Olmak, Yapmak ve Sahip Olmak Arasındaki İlişki
Birinin ne iş yaptığını ve nelere sahip olduğunu duyduğumuzda onun hakkında birçok varsayımda bulunabiliriz.
Çok sayıda müşterisi, büyük bir işletmesi, serveti ve geniş kaynakları olan; aynı zamanda büyük işler yapan birine çoğu zaman “birisi” gözüyle bakılır.
Hiçbir şey yapmayan ve hiçbir şeye sahip olmayan kişiye ise “hiç kimse” muamelesi yapılabilir. Büyük kaynaklarla önemli işler yapıp dünyada fark yaratan birine gıptayla bakılması da bu bakışın bir parçasıdır.
Ancak insanın değerini yalnızca yaptıklarıyla veya sahip olduklarıyla ölçmek başka, başarı ve imkânların bizde uyandırdığı duyguları fark etmek başkadır.
Dönüştüren Deneyim’e katılanlardan bazıları, “İnsanları yaptıkları şeyle değerlendirmem, etiketlemem,” der. Fakat çok şey başarmış biri yanlarında olduğunda kendilerini yetersiz hissettikleri gözlemlenebilir.
Bir multimilyarder ya da olağanüstü derecede güzel veya zeki biri odaya girdiğinde gözümüz korkabilir.
Bu tepkiler, kendi olmak yapmak ve sahip olmak arzularımıza nasıl baktığımızı da gösterir.
Bu yaklaşımda insanın hayatının farklı alanlarında gelişmesi ve bilincini genişletmesi önem taşır. Kendi gelişim isteğini görmezden gelmek, kişinin kendisine ve amacına dair algısını daraltabilir.
Buradaki vurgu, başkalarının başarılarını taklit etmek değil; kendi istediğiniz yaşamı tanımak ve olmak istediğiniz kişiyle yaptıklarınız arasındaki bağı kurmaktır.
Vermek ve Almak Arasındaki Denge
Vermek ve almak arasındaki denge, olmak, yapmak ve sahip olmak düşüncesinin önemli parçalarından biridir.
Hiçbir şey yapmadan bir şey elde etmeye çalışmak da karşılık almadan sürekli vermek de kişide dengesizlik hissi yaratabilir. Bu yaklaşımda buna “haksız değişim” denir.
Burada önemli bir soru ortaya çıkar:
Karşılıksız vermek mümkün mü?
Metnin savunduğu görüşe göre verme, tek başına gerçekleşen bir eylem değil, takas ve değişim ilişkisinin bir parçasıdır. Bu nedenle vermek ve almak arasındaki dengeyi gözetmek gerekir.
“Usta”, bu anlayışta verme yanılsamasını tanır; alışverişin ve karşılıklı değişimin farkındadır.
Çevrenizde kendilerini iyilik yapmaya adamış insanlar var mı?
Biri “Sana bunu içimden gelerek veriyorum, vermeyi çok seviyorum; benim tabiatım böyle,” dediğinde, hediyesini bir başkasına vermeniz hâlinde ne hissedeceğini düşünün.
Metindeki bu çarpıcı örnek, hediyenin kendisinden çok, veren kişinin karşılığında ne beklediğini sorgulatır.
Hediyeyi gerçekten yalnızca vermek için mi sunmuştur, yoksa takdir edilmek ve teşekkür almak mı istemektedir?
Karşılıksız Vermek Mümkün mü?
Karşılıksız vermek mümkün mü? Bu soruyu yalnızca maddi alışveriş üzerinden değerlendirmemek gerekir.
Bir kişiye zamanınızı, emeğinizi, bilginizi veya ilginizi verdiğinizde hiçbir karşılık beklemediğinizi düşünebilirsiniz. Ancak bazen bunun arkasında fark edilmeyen beklentiler bulunabilir.
Hediye sahibi, verdiği şeyin nasıl kullanılacağına dair beklenti taşıyorsa sizin onu başkasına vermeniz tepki doğurabilir.
Böylece gizli gündem görünür hâle gelir:
“Benzersiz zevkimi takdir etmeni, bana teşekkür edip minnettar olmanı istiyorum.”
Bu örnek herkesin aynı tepkiyi vereceği anlamına gelmez. Asıl davet, hem kendi beklentilerinize hem de başkalarının beklentilerine karşı uyanık olmaktır.
Karşılıksız vermek mümkün mü diye düşünürken yalnızca verdiğimiz şeye değil, verirken içimizde taşıdığımız beklentiye de bakabiliriz.
Hakkaniyetli Takas ve Anda Kalmak
Mevcudiyet, kişisel kontrol açısından önemlidir.
Karşılık almadan verdiğinizi ya da hiçbir şey vermeden aldığınızı hissediyorsanız, zihniniz bu dengesizlik üzerinde kalabilir.
Bu düşünceye göre anda olmak, alışverişin hakkaniyetli olduğunu hissetmekle bağlantılıdır. Kendi üzerinde hâkimiyeti olan kişiler, yaşamlarında vermek ve almak arasındaki dengeyi kurmaya çalışır.
Bu yüzden metinde şu Antik Yunan atasözü aktarılır:
“Hizmet alındığında ödeme yapılması gerekir.”
Hizmetin karşılığı verilmediğinde, borç düşüncesi zihni meşgul edebilir.
Hiç birine olan borcunuz yüzünden aylarca, hatta yıllarca suçluluk ve korku hissettiğiniz oldu mu?
Borcun sürekli aklınızda kalması, alışverişin tamamlanmadığı duygusunu sürdürebilir.
Metin bu düşünceyi hayatın yedi alanına taşır: ruhsal, zihinsel, mesleki, finansal, sosyal, ailevi ve fiziksel.
Bu alanlardan herhangi birinde alışverişin hakkaniyetsiz olduğunu düşünmek, kişinin kendisini huzursuz ve suçlu hissetmesine yol açabilir. Dengenin yeniden kurulduğu algısı oluşana kadar bu duygu sürebilir.
Değer Algısı ve Sahip Olduklarımız
Adil alışveriş yalnızca elle tutulur bir ödeme meselesi değildir; kişinin kendi değer algısıyla da ilişkilendirilebilir.
Örneğin size büyük bir miras kaldığını, fakat onu hak etmediğinizi düşündüğünüzü varsayın.
John Demartini’nin burada aktarılan yaklaşımında, kişi kendi içinde bu kazanca layık olmadığına inanırsa parayı elinde tutmakta zorlanabilir; onu boşa harcayabilir, yatırımı başarısız olabilir ya da beklenmedik bir masrafla karşılaşabilir.
Bu, metinde sunulan bir düşünce çerçevesidir; kişinin kazancına ve onu hak etme algısına bakmasını önerir.
Kazancınızı neden hak ettiğinizi anlamak, ona bakışınızı değiştirebilir. Algınızı dengelediğinizde zihniniz berraklaşır, parayı farklı görür ve ona daha bilinçli biçimde sahip çıkarsınız.
Bu düşüncenin temelinde, algıdaki dengesizliğin kişiye ağır bir yük getirebileceği fikri vardır.
Olmak Yapmak ve Sahip Olmak Bize Ne Anlatır?
Olmak yapmak ve sahip olmak, yalnızca maddi başarı üzerine kurulmuş bir düşünce değildir. Kişinin kim olmak istediği, yaşamında ne yapmak istediği ve hangi imkânlara sahip olmak istediği arasındaki ilişkiyi sorgulamasına yardımcı olan bir çerçevedir.
Hayatın amacı üzerine düşünürken kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
Nasıl biri olmak istiyorum?
Hayatımda gerçekten ne yapmak istiyorum?
Nelere sahip olmak istiyorum?
Bunları neden istiyorum?
Değerlerimle hedeflerim birbiriyle uyumlu mu?
İlişkilerimde vermek ve almak arasındaki dengeyi kurabiliyor muyum?
Bu soruların tek ve herkes için geçerli bir cevabı yoktur. Hayat amacını belirleme süreci kişinin kendi değerlerini, beklentilerini ve önceliklerini anlamasını gerektirir.
Olmak istediğiniz kişi, yaptıklarınız ve sahip olduklarınız arasındaki ilişkiyi incelerken kendinize şu temel soruyu sorabilirsiniz:
Bu yaşamda neyi istiyorum ve alışverişlerimde dengeyi nasıl kuruyorum?
John Demartini
Değerler Prensibi
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







