Geveze Zihninizi Susturun: Zihinde Huzur ve Denge

Hayatımızda yaşadıklarımızı nasıl yorumladığımızda düşüncelerimizin önemli bir payı vardır. Zihnimiz, bedenimiz gibi sürekli çalışan ve yaşamını sürdürmek için yakıta ihtiyaç duyan canlı bir sistem gibidir. Bedenimizin yakıtı yiyeceklerse zihnimizin yakıtı da düşüncelerimizdir.
Bedenimizi güçlü ve sağlıklı tutmak için yediklerimize dikkat ederiz. Daha huzurlu bir yaşam içinse zihnimizin hangi düşüncelerle meşgul olduğuna bakmamız gerekir. Gelişigüzel ve kontrolsüz düşünceler, zihinsel dengemizi etkileyebilir; öfke, kızgınlık ya da huzursuzluk gibi tepkilerin içinde uzun süre kalmamıza yol açabilir. Bu, her düşüncenin doğrudan bir hastalığa neden olduğu anlamına gelmez. Burada önemli olan, düşüncelerimizin duygularımızı ve olaylara verdiğimiz tepkileri nasıl etkilediğini fark etmektir.
Zihni susturmak ve düşünce akışını fark etmek
Zihnimizde sürekli bir hareket vardır. Düşünceleri yakıt olarak kullandığımızı düşünürsek, zihinsel enerjimizin niteliği de neye odaklandığımızla ilişkilidir. Bunu bir yerden başka bir yere su taşımaya benzetebiliriz: Suyu üstü açık, kontrolsüz bir kanaldan geçirirsek araya çakıl taşları ve başka istenmeyen şeyler karışabilir. Kaynağı korumak, suyu borudan geçirmek ve girişe filtre koymak ise daha temiz bir su elde etmeye yardımcı olur.
Zihnimiz için de bir tür filtreye ihtiyaç duyarız. Etrafımızda olup bitenlerin peşine takılıp düşüncelerimizin nereye gittiğini fark etmediğimizde, zihinsel akış kontrolümüzden çıkabilir. Düşünceleri kontrol etmek, aklımıza hiç düşünce gelmemesini sağlamak değildir; hangi düşünceye tutunduğumuzu, onu nasıl yorumladığımızı ve odağımızı nereye çevirdiğimizi fark etmektir.
Bu yazının yaklaşımında, zihnimizin çevreden gelen bilgilerin ancak bir bölümüne odaklandığı ve bu odağın düşüncelerimizle şekillendiği kabul edilir. Bir olayı öfkeyle yorumladığımızda öfkemizi besleyen ayrıntılar daha görünür olabilir; başka bir açıdan baktığımızda ise yeni seçenekler fark edebiliriz. Bu nedenle huzurlu bir zihin için düşünceleri kontrol etme çabası, önce zihnimizin hangi düşünceye takıldığını görmeyle başlar.
Düşüncelerin oluşturduğu kısır döngü
Zihnimiz sürekli bir şeylerle meşgul olmak ister. Bir düşünceye tekrar tekrar döndüğümüzde, o düşünce bizi yönetmeye başlayabilir. Özellikle bir tartışmanın ardından egomuz devreye girip haklı olduğumuzu kanıtlayan nedenleri sıralayabilir. O sırada olayın farklı boyutlarını görmek yerine yalnızca kendi haklılığımızı destekleyen noktalara odaklanırız. Düşünceler bu yönde birbirini besledikçe zihinsel bir kısır döngü oluşur.
Zihinsel kısır döngüden nasıl çıkılır? Önce döngünün içinde olduğumuzu fark etmek gerekir. Farkındalık, düşünceyi hemen yok etmek değil; “Şu an zihnimde ne oluyor, neyi tekrar tekrar düşünüyorum?” diye kendimize sorabilmektir. Bu sorular düşünceyle aramıza kısa bir mesafe koyar ve başka bir açıdan bakabilmemiz için alan açar.
Geveze zihni susturmanın yolları kişiden kişiye değişebilir. Kişisel gelişim kitaplarında önerilen yöntemlerden biri dili hafifçe ısırmak, bir diğeri ise içimizden kararlı bir şekilde “Dur” demektir. Benim kullandığım yöntemlerden biri de içimden “Zihnimde huzur, sakinlik, dinginlik, uyum ve denge hâkim” cümlesini tekrarlamaktır. Bu cümle zihnimde kısa bir duraklama yaratıyor; o aralıkta düşünceye kapılıp gitmek yerine ne yaşadığımı görebiliyorum.
Burada yöntemden önce gelen şey farkındalıktır. Kendi zihnimde bir kısır döngü oluştuğunu fark etmeden onu kırmaya çalışmak çoğu zaman güçtür. Zihni susturmak, bütün düşünceleri bastırmak değil; otomatik biçimde onların peşine takılmayı bırakıp odağımızı yeniden seçebilmektir.
Tatilimde fark ettiğim düşünce kalıbı
Bu konuda yakın zamanda yaşadığım bir olayı paylaşmak istiyorum. Yaz tatilinde eşim, kızım ve oğlumla birlikte devletin sahil kenarındaki eğitim tesislerine gitmek için rezervasyon yaptırmıştım. Eşim tatilden önce ailesinin yanındaydı. Odalar beş yataklı olduğu için kayınbiraderimin oğlu da bizimle gelmek istemiş ve eşim, bana sormadan ona söz vermişti. Bu durumu tatilden hemen önce öğrendim.
Yatacak yer konusunda sorun yoktu; tesislerde oda ücreti kişi sayısına göre değil, dönemlik alınıyordu. Yemekler ise lokantada seçime göre ve peşin ödeniyordu. Bana sorulmadan karar verilmesine rahatsız olmuştum. Ayrıca ailesinin, en azından yemek masrafları için ona bir miktar para vereceğini düşünüyordum. Böyle olmayınca tatilde bana ek bir masraf çıkmıştı. Tutar çok büyük değildi ama zihnim bu konuya takıldı. Birkaç gün boyunca onun yemek parasını kendisinin ödemesini bekledim ve bunu yapmadığı için içten içe öfkelendim.
Bir gün plajda bu genç, şaka olsun diye kızımın terliğini kuma gömmüş; sonra da çıkarmayı unutup denize gitmiş. Yemek için plajdan ayrılırken terliğin yerinde olmadığını fark ettik. Güneşin yer değiştirmesiyle şezlongların yeri de değiştiğinden terliği gömdüğü yeri bulmak kolay değildi. Olayın onun yaptığı şakadan kaynaklandığını anlayınca, günlerdir içimde biriken kızgınlık tetiklendi. Ona biraz sertçe, “Ne biçim adamsın, terliği nereye sakladığını bilmez misin?” dedim.
Terliği beş dakika sonra bulduk ama benim zihnim çoktan kısır döngüye girmişti. Haklı olduğumu kanıtlayacak nedenleri kendi kendime sıralıyor, bir yandan da eşimle çocuklarımın beni suçlayacağını düşünüp kendimi savunuyordum. Zihnimde konuşup duruyordum. Sonra bir an kendime “Ne yapıyorum?” diye sordum. Bir yıldır beklediğim tatili, üç beş kuruş için kendime zehir ediyordum.
Öfkenin ardındaki düşünceyi görmek
O anda daha önce Bilinçaltının Gücü kitabında okuduğum cümleyi hatırladım: “Zihnimde huzur, sakinlik, dinginlik, ayıklık ve denge hâkim.” Bu cümleyi birkaç kez tekrarladım. Zihnimde kısa bir boşluk oluşunca kendime şunları sordum: “Neler oluyor? Yaşadığım olay neydi? Kızgınlığımın ve öfkemin nedeni neydi? Ben kime, neyi açıklama peşindeydim?”
Önce, o çocuk için harcama yapmaktan rahatsız olduğumu düşündüm. Sonra kendime, “Bu çocuk benim için ne anlam ifade ediyor?” diye sordum. Aklıma kayınpederimin ona gösterdiğini düşündüğüm özel ilgi geldi. Eşim ailenin en büyük çocuğu, kızım da en büyük torun olmasına rağmen kayınpederimin ikinci torununa daha fazla ilgi gösterdiğini düşünüyordum. Bu nedenle ona öfke duyuyor, o çocuğu kendi çocuklarıma rakip gibi görüyordum.
Oysa çocuklarım kuzenleriyle çok iyi anlaşıyordu. Dedelerinin o çocuğa özel ilgisini biliyor, bunu kabullenip yaşamlarına devam ediyorlardı. Benim kızgınlığım ise kayınpederime yönelikti; fakat öfkemi o çocuğa yöneltiyordum. Çünkü kayınpederimin çocuklarıma yeterince değer vermediğini düşünüyordum.
Buradaki kritik kelime “düşünüyordum”du. Gerçekten öyle miydi? Biraz daha düşündüğümde, meselenin yalnızca çocuklarımla ilgili olmadığını gördüm. Benim değersizlik korkum da bu duruma karışıyordu. Aynı ortamda benden başka birine daha fazla ilgi gösterildiğini düşündüğümde kendimi değersiz hissediyordum. Geçmişimdeki istenmeme duygusuyla ilişkilendirdiğim bu kalıp, ilginin başka birine yöneldiğini düşündüğüm anlarda yeniden tetikleniyordu. Bu benim o olaya verdiğim anlamdı; hissettiğim tepkiyi anlamaya çalışırken fark ettiğim düşünce biçimiydi.
O çocuğa duyduğum öfkenin, kayınpederime yönelik duygularımın bir yansıması olduğunu fark ettim. Kayınpederim beni seviyor ve bana değer veriyordu; aramızda yaşanmış bir sorun da yoktu. Buna rağmen kendi eski kalıp senaryomu bugünkü olaya taşıyor, kendimi kurban rolünde görüyordum. Çocuğu rakip olarak görmek, yaşadığım duruma yüklediğim anlamın bir parçasıydı. Bunu fark edince kendi düşünce kalıplarıma başka bir gözle bakabildim.
Olayın içindeki kendi payımı sorgulamak
Kendime “Şimdi ne yapabilirim, olaya başka nasıl bakabilirim?” diye sordum. Çekim yasasını kullanarak hayatıma sürekli bir şeyler çekmeye çalıştığımı, çoğu zaman birilerinden bir şey beklediğimi fark ettim. Buna karşılık verme konusunda aynı cömertliği göstermediğim oluyordu. Daha önce borç verdiğimde geri almakta sorun yaşadığım için yeniden borç vermek istemiyor, harcama yaparken karşılığında ne alacağımı hesaplıyordum.
Kendi yaklaşımım içinde alma ve verme arasında bir denge olması gerektiğini düşündüm. İstediğimiz şeyin nasıl ve kim aracılığıyla hayatımıza gireceğini Allah’ın takdirine bırakıyorsak, bazen bizim de başka biri için bir vesile olabileceğimizi kabul etmem gerekiyordu. O anda, o gencin bu tatili yapma isteğine karşılık benim de bu fırsatın oluşmasında bir aracı olduğumu düşündüm.
Önümde iki seçenek vardı: Bu aracılığı sevgiyle kabul etmek ya da onun davranışlarının değişmesini bekleyip tatilimin kalanını da kendime zehir etmek. Üstelik o para başka bir şekilde de harcanabilirdi; tatilin son günü yolda aracımız arızalandı ve yol yardımı çağırıp aküyü değiştirmek zorunda kaldım. Bu düşünce bana, kontrol edemediğim şeylere takılmak yerine kendi tavrıma bakabileceğimi hatırlattı.
Olayı bu açıdan gördükten sonra akışına bıraktım. Genç kendi hayatını yaşıyordu; yaşadığım durum ise kendimde görmem gereken bir şeyi fark etmeme vesile olmuştu. Kalan günlerde tatilin tadını daha huzurlu çıkarabildim.
Huzur için odağı kendi düşüncelerimize çevirmek
Bu deneyim bana bir kez daha her insanın kendi iradesiyle davrandığını hatırlattı. Karşı tarafın davranışlarını, o kişi istemeden değiştiremeyiz. Bir davranış bizi rahatsız ettiğinde, yalnızca diğer kişinin değişmesini beklemek yerine kendimize de şu soruları sorabiliriz: “Bu olay beni neden bu kadar etkiledi? Ona hangi anlamı yükledim? Bu düşünceyi destekleyen başka bir bakış açısı olabilir mi?”
Hislerimizi ve tepkilerimizi anlamaya çalışmak, karşı tarafın ne düşündüğünü bildiğimiz anlamına gelmez. Belki de onun davranışı, kendi bakış açısına göre normaldir. Önemli olan, olayın kendisiyle ona yüklediğimiz anlamı birbirinden ayırabilmek ve kontrolümüz dışında olanı değiştirmeye çalışırken kendi huzurumuzu kaybetmemektir.
Geveze zihni susturmak için önce düşünce döngüsünü fark etmek, ardından zihinde kısa bir duraklama yaratıp bizi rahatsız eden kalıbı sorgulamak gerekir. “Dur” demek ya da “Zihnimde huzur, sakinlik, dinginlik, ayıklık ve denge hâkim” cümlesini tekrarlamak benim için bu duraklamayı sağlayan yöntemlerden biri oldu. O boşlukta, düşüncenin peşinden gitmek yerine onu görebilir ve yeni bir düşünce biçimi seçebiliriz.
Olaylara anlam yükleyip karşı tarafın değişmesini beklemek yerine kendi düşüncelerimize bakmak, huzura giden daha ulaşılabilir bir başlangıç olabilir.
Sevgilerle
Halis Şahiner
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız








elinize sağlık.çok güzel bir yazı olmuş.
Daha başka neler mümkün?